Delirmemek için ilaç alıyordum. Delirmekten kastım, aklımın başımda olmayışı değildi. Aksine, aklım fazlasıyla başımda olduğu için delirmekten korkuyordum. İyice gerilmiş bir lastiğin kopması gibi ikiye bölünmekten, iki ayrı yöne şiddetle savrulmaktan, parçalarımın duvara çarpmasından korkuyordum.
Günler büyük bir hızla akıp gidiyor. Sabah oluyor, ne zaman olduğunu anlamadan akşam oluyor. Hayatı kaçırıyor değilim, kaçıracak bir hayat yok, sadece niye geliyor niye gidiyor bu günler onu bilmiyorum.
Mutluluk hakkında bir fikrim yok. Hatta mutluluk diye bir şey var mı, ondan da emin değilim. Bence mutluluk bir varsayım. İnsan sadece mutsuzluğu biliyor, bunun bi karşıtının olması gerektiğini düşünüyor, o yüzden inanıyor mutluluğun varlığına.
El üstünde tutulmak istiyorsan her yerde yetişmeyeceksin dedim içimden, narin olacaksın, nazlı olacaksın, toprağını, suyunu, havanı beğenmeyeceksin, çabuk küseceksin, çabuk solacaksın ki solma diye üstüne titresinler . Bir avuç gübreye tamam edip yediverene dönüşmeyeceksin, mezarlıklara dikemeyecekler seni, mezarlık gülleri gibi yabani olmayacaksın.