Mesela Batı'nın "başarı" tanımlamasını aldık getirdik bizim topraklara. Bizler uzun asırlar boyunca "başarı" kelimesini hiç kullanmamış bir toplumuz. Bizim topraklarımızda mutlu olmanın ilk kriteri başarılı olmak olmadı hiç-
bir zaman.
"Kemâlat" sahibi olmayı önemsedik biz hep. Biri "Kemâl" sahibi olmuşsa gözümüzde on numara başarılı insandı eskiden.
"Farklı Olmak" hissine yatırım yapmaya devam edip sıradan olduğumuz gerçeğini kabullenmedikçe işler çığırından çıkmaya başladı. Kozmetik firmaları ile ilaç firmalarının elinde oyuncak olduk hepimiz. Ağlamaktan ipek kirpiklerimiz mendillere yapıştı. Güzelliğe yatırım yapıyor ve bununla baş edemeyince ilaç firmalarına koşuyoruz. Onlar da, "Abla bir kilo sekiz yüz gram geldi ikiye tamamlayayım mı antidepresanı?" diyorlar.
Kazanan hep onlar kaybeden hep biz.
İşin ucunda başkasını düzeltme(!) onu hizaya getirme olduğunda daha iştahlı davranıyoruz. Çünkü, senin birşey yapmana ihtiyaç olmadığı için başkasını eleştirmek, onu düzeltmeye kalkmak hep daha kolaydır.
"Yaşlanmamalı, hastalanmamalı, ölmemeli" diye direten ve bu yalana inanan saf "memeliler" olduğumuzu fark etsek ve hatta kabul etsek; "next" tuşuna bastıktan sonra başka şeyler konuşmaya başlamış oluruz aslında.