Beslenmedeki bu aşırı kısıtlamanın sufilerin uzun ömürlü olmalarını ne ölçüde etkilediği araştırmaya değer bir konudur. Çoğunun ömrünün çok uzun olması şaşırtıcıdır.
Yalnızca komünyon ekmeğiyle yaşayan ilk hıristiyan keşişler gibi müslüman veliler de manevi hayata ulaşmanın en iyi yolunun açlık olduğunu düşünüyorlardı.
Halk onu taşa tutmaya başladığında menkıbeye göre Şıbli de bir gül atmış ve bunun üzerine Hallac derin bir iç çekmiştir. İç çekişinin sebebi sorulduğunda ,
'' Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar,onun için mazurdurlar. O'nun yaptığı gücüme gitti,zira O biliyor,bunu yapmamalıydı''demiştir.
''Beni düşmanın attğı taş değil,dostun attığı gül yaralar'' sözü, bir Türk atasözü haline gelmiştir..
Schimmel,sözcüklerin kıyıdan fazla açılamadığı mistizm deryasında yazı yazmanın neredeyse imkansız olduğunu, hakikat yolunda yolculuğun konuşarak değil ''susarak'' yapıldığını bilse de
Tasavvufun ''kal ilmi'' yani söze dayalı olmaktan çok ''hal ilmi''yani yaşantıya dayalı bir alan olduğunu bilse de, onun üzerine düşünmenin paradoksal bir şekilde yine de dil ile yapılacağının farkındaydı...