Akhilleus , sırtına saplanmadan bir saniye önce duyuyor okun alçak fısıltısını. Başını okun gelişini seyretmek istermiş gibi biraz yana çeviriyor. Gözlerini kapatarak okun sivri ucunun derisini delip geçmesini, kalın kaslarını ayırıp kaburgaların birbirine geçmiş parmakları arasından yavaşça ilerlemesini hissediyor... Akhilleus , yüzü toprağa çarparken gülümsüyor.
Başını kaldırıp bana baktı. '' lütfen " diye fısıldadı. "Lütfen gitme"
Yeni doğmuş bir hayvan gibi titriyordu. Daha önce hep ufak tefek acılar çekmiş, her sıkıntısında yanında onu teselli edecek birileri olmuştu. Oysa şimdi yalnızca bu oda , çıplak duvarlar ve o tek sandalye vardı. Kederinin hücresi