Okuyan Adam

Okuyan Adam
@Efetar
#makale #okudumbitti Türk Tarihine Bakışımız Nasıl Olmalıdır? Nihal Atsız TÜRKLER ANSİKLOPEDİSİ CİLT I YENİ TÜRKİYE YAYINLARI (2024 - 17 - 4566) Çok eski bir tarihe sahip olan Türkler yakın geçmişe kadar bu tarih sistematik bir şekle getirilmediği için bunu dünya kamuoyuna anlatamamıştır. Özellikle Hoca Sadeddin gibi kişilerin Türk tarihini Osmanlı'dan ibaretmiş gibi anlatmaları, Osmanlı Devleti'ni öne çıkarmaları son derece isabetsiz bir anlayıştır. Ancak XİX. yüzyılda Müşir Süleyman Paşa gibi kişilerin girişimleriyle bu yanlış anlayış yıkılmaya başlamıştır. Avrupa tarihi, hemen hemen hep aynı dar bir alanda geçtiği için, onların tarihini kronolojik bir sisteme oturtmak kolaydır. Fakat, Türk tarihi için bu mümkün müdür? Bazen Çin'de, bazen Mısır'da, bazen Avrupa'da gördüğümüz Türklerin tarihini bir çerçeveye sığdırmak güçtür. Bundan dolayıdır ki şimdiye kadar Türkler, kırk yerde kırk devlet kuran bir millet sayılmış ve Türk tarihi yakın zamana kadar kronolojik bir sisteme sokulmamıştır. Fransızlar için tarih vatan tarihi, Araplar için millet tarihi, İngilizler içinse devlet tarihidir. Atsız'a göre Türklerin sahip olduğu tarih anlayışı da yanlıştır. Türkler vatan, millet ya da devlet tarihi yerine yalnız sülale ya da rejim tarihini esas almıştır. Oysa Türkler, tarih boyunca asla devletsiz kalmamıştır. İngiltere'de, Fransa'da sülaleler nasıl birbirlerinin ardından gelmişse ve Fransa'da Kapet, Burbon, Orlean, Napoleon; Almanya'da Saksonya, Frankonya, Bavyera, Habsburg;İngiltere'de Anju, Tudor, Stuard devletleri yoksa ve bunlar sadece hanedanlar ise;bunun gibi, Türkeli'nde de Kun, Gök, Türk, Uygur, Selçuk, Osmanlı devletleri yok, sülaleleri vardır. Türklerdeki bu tarih anlayışı hanedan sisteminin bir etkisidir ve bu yanlıştır der Atsız... Nihal Atsız, Türk tarihini
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
#kitapyorumum #okudumbitti Ruslara Göre Ermenilerin Türklere Yaptıkları Mezalim Doç. Dr. Azmi Süslü ANKARA ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI (2024 - 16 - 4363) Ermeniler gerek Selçuklu Devleti gerekse Osmanlı Devleti zamanında toplum içerisinde en rahat yaşayan milletlerden biridir. Özellikle Türklerin Anadolu'ya girdiği dönemde Bizans egemenliğinde yaşayan Ermeniler, Selçuklu Devleti'nin adaleti ve hoşgörüsü ile teba içindeki en rahat kesimlerden biridir. Öyle ki Ermeniler sadece ticaretle ve zanaatla uğraşmış askerlikten bile muaf tutulmuşlardır. Ancak Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren aslı astarı olmayan bir Ermeni sorunu türetilmiştir. Gerek öncesinde gerekse bu dönemde Ermeniler her fırsatta Türklere ihanet etmiş özellikle yirminci yüzyılın başlarında kurdukları örgütleri ile çoluk çocuk kadın erkek demeden binlerce Türk'ü hunharca katl etmişlerdir. Bu durum özellikle 1918 yılında doruğa ulaştı. 1914'ten itibaren Türkiye'nin doğusunu işgal eden ve Ermeni mezalimine tanık olan Rus subayları ve fikir adamlarının ifadelerinde de görüleceği gibi, beş cephede savaşan Osmanlı askerlerinin bulunmadığı yerlerde birçok yağma, çapulculuk, işkence ve katliamda bulunan Ermeni çeteleri, Türk Ordusu'nun bölgeye ulaşması üzerine Osmanlı topraklarından aynı rezillikleri yaparak geri çekilmişlerdir. Onların bu cinayetleri, Rusların yanı sıra, Osmanlı ve yabancı tahkik heyetlerinin mahallerinde yaptıkları incelemelerle de tesbit edilerek belgelenmiştir. Bu konuda yerli ve yabancı binlerce incelenmiş ve incelenmeyi bekleyen belge mevcuttur. Ayrıca bazı üniversitelerin yaptıkları tetkikler ve kazılarla da katledilen Türklerin toplu mezarları bulunmuştur. Bütün bu katliamlar Ermeniler tarafından yapıldığı halde, gerek Ermeniler ve gerekse kasıtlı hareket eden bazı çevreler tarafından
#makale #okudumbitti Türk Tarihi ve Sosyolojimiz Prof. Dr. Baykan Sezer Türkler Ansiklopedisi Cilt I YENİ TÜRKİYE YAYINLARI (2024 - 16 - 4369) Sosyoloji ile Türk tarihi arasındaki ilişkiyi temel ve zorunlu bir ilişki olduğu için önemsiyoruz. Türk tarihinin incelenmesi iki açıdan önemlidir. Birincisi mevcut tarih açıklama ve kavramları tüm ülke tarihlerini kapsamamaktadır. Bu eksiklik, en açık biçimde Türk tarihinin ele alınmasında görülmektedir. Türk tarihinin önemli bir farklılığı ve üstünlüğü bulunmaktadır. Sosyolojimiz bu nedenle Türk tarihi üzerinde çok daha özen ve önemle durmalıdır. Türk tarihi Batı açıklamalarıyla uyuşmamaktadır. Bunun en önemli göstergelerinden biri, Türk toplumunda Batı benzeri sınıfların yokluğudur. Bu önemli bir özelliktir. Çünkü Batı tüm gelişmeleri sınıflar üzerine kurduğu kuramlar aracılığıyla açıklamaktadır. Bir kısım açıklamalar sınıf çatışmasına, bir kısım açıklamalar ise belli sınıflara tanınan özellik ve üstünlüklere dayanmaktadır. Bu açıdan Doğu'da tarih boyunca sınıf nitelemesini hak etmiş toplum kesitlerinden söz edebilmek güçtür. Doğu'da sınıf yokluğu nedeniyle herhangi bir yeni atılım ve gelişme olmadığı, böyle bir olanağın bulunmadığı belirtilmektedir. Bu nedenle Doğu toplumları kapalı, durgun, tarih dışı toplumlar olarak tanımlanmaktadır. Bu görüş Doğu toplumlarının gelişmeye açık olmadığı önyargılarına da dayanak olmaktadır. Sınıflı toplum kavramı ile Batı kendini tarihin yaratıcısı olarak gösterecek, Doğu'da sınıfların olmaması dolayısıyla bu toplumlar tarihsiz toplumlar olarak gösterilecektir. Gerçekte Doğu toplumlarında gelişmenin kaynağı toplum parçaları, toplum kesitleri değil, toplum birliğidir ve bu birlik de Devlet aracılığıyla mümkün olabilmiştir. Çözümün ve çözüm arayışının ilk ve en açık belirtisi siyasettir.
#makale #okudumbitti Osmanlı Tarihinde Dönemler Prof. Dr. Halil İnalcık Türkler Ansiklopedisi Cilt I YENİ TÜRKİYE YAYINLARI (2024 - 14 - 3942) II. Bayezid'in emriyle yazdığı özenle hazırlanmış tarihinin mukaddimesinde Kemalpaşazade, Osmanlı tarihini daha önceki Müslüman hanedanlarla karşılaştırır ve Osmanlı hanedanının üstünlüğünün sebeplerini üç başlık halinde toplar. Büyük bilgin ilk olarak, diğer Müslüman hanedanların aksine Osmanlıların, İslâm dünyasında daha önceki Müslüman devletleri zorla istila ederek değil ve fakat Darü'l Harb"e ait toprakların fethi yoluyla devletlerini kurduklarını belirtir. İkinci olarak, Osmanlı Devleti'nde hükümdarın otoritesi ve kanunların geçerliliği tam ve mutlaktır. Üçüncü olarak da, Osmanlı Devleti bütün ötekilerden daha zengin, daha çok nüfusa sahip ve ülke bakımından daha geniştir. Hiçbir devlet Osmanlıların askeri gücüne sahip değildir; yalnız Osmanlı Devleti büyük bir deniz gücüne sahip olmuştur. Osmanlı sultanlarının amacı, tedbir-i imaret-i ruy-ı zemin, yani yeryüzünü mamur hale getirmek, hak dininin düşmanlarını yok etmek ve kutsal kanunu desteklemektir. Cihad veya gaza, yani kutsal savaş, 17. yüzyılın sonuna kadar Osmanlı Devleti'nin dinamik hareket ilkesi olarak devam etmiştir. 1354 itibariyle İznikli Müslümanlar, esirleri olan Selanik Başpiskoposu Gregory Palamas ile tartışmalarında, Hristiyan Batı'nın istilasının kaçınılmaz olduğundan bahsetmekteydiler ve 1333'e kadar inen erken bir tarihten itibaren Bizans imparatorları, Osmanlı tehlikesine karşı kiliselerin birliğini önererek Papa'ya başvurmaya başladılar. Bununla birlikte, gazanın sadece Bizans İmparatorluğu ile Balkan ülkelerini kaygılandırmaktan çıkıp bir Avrupa sorunu haline gelişi, ancak I. Bayezid zamanında gerçekleşmiştir. Osmanlıların 1393 ile 1396 arasındaki