Gazze’de yaşanan açlık, bir doğal afetin değil; siyasi çıkarların, uluslararası suskunluğun ve kasten yaratılmış kuşatmanın ürünüdür.
Bu açlık, marketlerdeki kıtlıkla değil; diplomatik masalardaki ikiyüzlülükle başlıyor.
İnsanların temel gıdaya, suya, ilaca ulaşamaması; modern dünyanın gözü önünde sürdürülen bir sessiz soykırımdır.
İnsani yardım konvoyları engellenirken, milyarlarca dolar değerindeki silahlar rahatça geçebiliyor sınır kapılarından.
Bunun adı savaş değil; bunun adı, sistemli bir yok etme stratejisidir.
Çünkü Gazze’nin yalnız bırakılması bir rastlantı değil, küresel güç dengelerinin bilinçli bir tercihidir.
Bugün Gazze'de bir çocuk açlıktan ölüyorsa, bu sadece bölgesel bir trajedi değildir. Bu Birleşmiş Milletler’in suskunluğu, İslam dünyasının dağınıklığı, Batı’nın çifte standardı ve medyanın seçici körlüğüyle mümkün olmuştur.
Gazze açlıktan değil; dünyanın susmasından ölüyor.
Ve bu suskunluk sürdükçe, açlık da bir savaş silahı olmaya devam edecek.
Çünkü bu çağda artık kurşun değil; susuzlukla, yoksullukla, ekmeksizlikle öldürülüyor insanlar.