“VEN-ÇİNG: Ne kadar güzel bir tesadüf Yarabbi... Sizi görmeyi o kadar istiyordum ki... HİYUNGYU: Bir şey mi söyleyecektiniz? VEN-ÇİNG: Evet... Fakat insanın söyleyecek hiçbir şeyi olmasa bile gene sizi görmek isteyeceği muhakkaktır. HİYUNGYU: Her zamankinden daha iltifatkârsınız Ven-Çing. VEN-ÇİNG: Siz de her zamankinden daha güzelsiniz, Prenses!”
“SİYAOHİ: Hâşâ... Fakat sevmek için muhakkak birisi mi lazımdır? HİYUNGYU: Değil mi? SİYAOHi: Ne münasebet?.. Sevgi bizi saadete, zevke götürecek bir vasıtaysa diğer birisine ihtiyaç vardır. Fakat muhabbeti böyle adi bir vasıta değil de, büyük ve temiz bir gaye, hatta hayatımızın sebebi olan bir mevcudiyet diye kabul edersek başka birisinin lüzumu yoktur. İnsan tek başına da sevebilir. Böylece hiç kimseye hasredilmeyen bir aşk bütün kâinatı içine alabilir. Halbuki bir şahısta toplanabilen ve teskin edilebilen bir aşkın, düşün, ne kadar kuvvetsiz ve dar olması lazımdır!”
“TULU: Yulu Han’ ı seviyor mu? KÜRŞAD: Genç kızlar ilk aşklarında pek o kadar titiz değildirler; tesadüfün önlerine ilk çıkardığı adama çabucak minimini kalplerini verirler. Seveceği insanları seçmek ve onlar üzerinde düşünmek, ancak bu işlerde tecrübeli olduktan sonra başlar. Hiyungyu böyle şeylerden anlamayacak kadar küçüktür. Daha onyedi...”