Gencecik bir kız, bir ihtiyar, bir çocuk. Geldiler sessizce ve usulca örtünüp uğurlandılar öte âleme. Hayata karışmaya hazırlanan birkaç kişi daha geldi geçti odadan. Hayattan korkarak giden de oldu. Telaşları, umutları, duaları, öfkeleri ve zamanın yanlış yerinde doğduklarına inançları çatlamış sıvalara kan lekesi gibi sıçrayıp yapıştı.
“Kilitlerin çok olduğu yerde anahtarları olan adam kendini kral gibi hisseder şüphesiz. Kralsınız şimdi, şu anda. Kral, sultan, bakan, vali… Adaleti olmayan elde, anahtar zulmün emrindedir.”
“Sevgiye sırtını yasladın… Benim işim geçmişle… Kaybolup giden şimdiye tutunmayı hiç öğrenemedim. Sürüp giden bir şeyin parçasıyım. Öyle olmasaydım bir ses gelirdi…”