Günümüzde de oldukça meşhur bir kavram "sekülerizm". Muhammed Kutub, bu kitabında da diğer kitaplarında olduğu gibi, meseleyi enine boyuna incelemiş. Sekülerizmin tarihte nasıl ortaya çıktığını, hangi koşullara bağlı olarak geliştiğini birçok eseri, yazarı da referans göstererek detaylıca anlatmış. Müslümanların sekülerizm kavramına nasıl yaklaşması gerektiğinin de üstünde durmuş. Rasyonalizm, yurtseverlik/milliyetçilik, hümanizm ve ateizm gibi sekülerizmle bağlantılı ideolojilere de ayrı ayrı değinmiş.
"Çağdaş Fikir Akımları" serisinin 3. kitabı fakat serinin ilk iki kitabından bağımsız olarak da okunabilir. Dolu dolu ufuk açıcı bir kitaptı diyebilirim.
İnsani değerleri reddeden her nesil, değerleri reddettiği günkü noktasında kalmamış, yok oluncaya kadar sürekli olarak düşüş/alçalış kaydedip durmuştur.
Bilim, hiçbir zaman Müslümanların dinleri hakkında fitneye düşmelerine sebep olmamıştır. Çünkü onlar asırlar boyunca sağlam temeller üzerinde ve doygunlukla bilimle birlikte oldular. Avrupa'nın Rönesans döneminde olduğu gibi onunla aniden karşılaşmadılar. Çünkü bilim onların hayatında dinden fışkırmıştı. O bakımdan bilim ile din arasında, Avrupa'da görülen şekliyle bir çatışma ve düşmanlık ortaya çıkmadı. Çünkü Müslüman duygusunda bilgi, tümüyle Rabbani bir nefha olup onu kullarına Allah ihsan eder. Bu nefhanın onun duygusundaki etkisi, Allah'a olan yakınlığını daha fazla artırması şeklinde cereya eder; O'ndan uzaklaşmasına ve O'na ibadetten uzak durmasına sebep olmaz.
Avrupa dini unuttuğu hâlde İslam dünyasına hücum edince bunu nasıl hatırlayabilir? Gerçek şu ki Avrupa'nın İslam dünyası karşısında hatırında tuttuğu ve şu ana kadar da unutmadığı şey 'dini ruh' değildir. Çünkü Avrupa dininden tümüyle sıyrılmış bulunuyor. Onun hatırından çıkarmadığı husus, vaktiyle din ile içiçe bulunan Haçlılık ruhudur. (...) Artık bu ruhun, ona sahip olanların dine bağlılığıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bu ise, din olarak Hristiyanlık adına değil, Müslümanlara düşman olmak niteliği ile Avrupa-Avrupalılık adına olan bir şeydir.
Müslüman batılılaşınca, öncelikle sahih akidesiyle, Rabbani düzeniyle, tertemiz ahlakıyla üstün olduğuna dair imanını ve her şeyi Rabbani ölçü ile ölçme özelliğini kaybeder. Düşmanına, kendisinden büyük ve üstün nazarıyla bakmaya başlar. Hiçbir titizlik göstermeden her şeyi ondan alır. Hatta faydalı olan şeyleri almaktan acze düştüğü takdirde, zarar veren ve ifsat eden şeyleri bile almaya kalkışır. Zira o, imanını yitirince büsbütün gevşer. Gevşeyen bir kimse ise, gerekli ve faydalı şeyleri öğrenmek için çaba harcayamaz.