Saatlerin durduğu, içlere çekilen nefeslerin acı verdiği anlar... Sustular, bekliyorlar...birbirine karışan nefesler. Gecenin hakimiyeti altında boylu boyunca uzanan, birbirine girmiş ağaçların çevrelediği aralıklı binaların arasındaki, insana kasvet veren küçük meydanda beklemekteydiler. Bir iki derken yavaş yavaş artan bedenler, birbirine karışan fısıltılar. Bir süre sonra karanlığın acımasızlığıyla bastıran gürültü, annelerinin eteğine yapışıp ağlayan çocuklar. Acıkmıştır, üşümüştür küçük bedenleri. Korkmuşlardır belki ortamı boğan yangın yerinden. Peki ya diğer büyük bedenler? Onlar da boğuluyordu elbet bu amansız bekleyişten. Korkudandı belki gözlerdeki parlaklık belki de ufak bir umut kırıntısı taşıdıkları içindi. Umut etmek bu zamana kadar hiç acıtmamışti belki ruhlarını.
Bekliyorlar...her yaştan onlarca beden ağızdan çıkacak iki çift sözü bekliyorlardı.
Kalabalığı bölen ayak sesleri. Kalpleri hızlandıran ama bir o kadar yavaş adımlar. Gözler bir bir döndü karşıya. Yeniden bastıran kasvet dolu sükûnet. Bir an önce bitsindi belki bu sessizlik. Zannederim ki istedikleri budur ama hazırlar mıydı ağızdan çıkacak kanun değeri taşıyan o bir dizi sözcüğe. Bir ses yankılandı korku ve umut dolu kalplerde. İşte başlıyordu. Onlar için hikâyeleri devam edecek miydi yoksa ipler kopup yeni girişler mi gerekecekti. Beklemek zordu en çok da umudu kırılanlar için...
#el_f