Eğer katıksız Türkçe konuşacağım diye tutturursanız "hiç bir şey" diyemezsiniz. Çünkü "hiç" Farsça "şey" Arapçadır. Dilimiz dolayısıyla sahip olduğumuz karakterin gereklerini, bu karakterin doğurduğu kolaylık ve zorluğu her alanda yaşıyoruz. Bir bakıma unumuz, pekmezimiz, yağımız var diyoruz, yine de bir türlü helvayı yapamıyoruz. Neden? Çünkü gücümüz neredeyse, zaafımız da orada beliriveriyor. Yani unumuz, pekmezimiz, yağımız olduğu için helvayı yapamıyoruz. Bu üçünden biri noksan olsaydı, belki helvayı yapmamız daha kolaylaşacaktı. Nasıl mı? Eksik olan unsuru elde etmek için girişeceğimiz çabayı daha ileri götürerek helva yapımına girişecektik. Oysa bunlarla helva yapabileceğimize aklımız kestiğinden, ya başka seçenekleri göz önüne alıyor ya da unu, pekmezi, yağı tek başlarına değerlendirmeyi düşünüyoruz. Kısacası, gücümüz zaafımızı doğuruyor.
“Ne okumamı tavsiye edersiniz?” Bu tatsız soru da karşıma çıkıyor. Tatsız diyorum, zira okumayı ciddiye alan kimse böyle bir soru sormaya gerek duymaz.
…
Okumayı ciddiye alan kişiler neden "Ne okumamı tavsiye edersiniz" sorusunu sormazlar? Çünkü kitaplar insanı kitaplara götürür.