Aylık vermek için savaşı bırakmak gerekliydi.
Mustafa Kemal'in kararı bu değildi. Vatan ve bağımsızlık idi. Ve en iyi kanunu arayıp buldu: "Milletin nesi var, nesi yoksa yüzde kırkını vatan savunması için verecektir."
Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan... Hepsini böyle ödedik.
Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı'na girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için!
İşte size kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.
Cemal Paşa için herkesin bildiği büyük rütbe ve nüfuzdan başka, masallaşmış şeyler bile vardı. Suriye'de derlerdi ki, eğer Cemal Paşa birisiyle görüştüğü zaman burnunu kaşırsa sürgün düşünüyor, sakalını karıştırırsa affedip etmemeyi düşünüyor demektir. Yalnız bıyık burmasından korkunuz o zaman bu görüşmenin ölüme kadar yolu vardır.
Osmanlı saltanatı son bürokrat iken, bürokrasi bile tam Arap yahut yarı Arap'tır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmış Türk'e az rast geliyordum.
Enver: "Vah Necip Bey vah, dedi, seni de zehirlemişler. Sen ki maneviyata inanırsın, bilmiş ol ki, ben Allah tarafından büyük Türk hakanlığını kurmakla görevliyim. Git evinde rahat uyu!
Necip Bey eve döndüğü zaman şöyle diyordu:
Eğer bu adam Milli Savunma Bakanı, Başkomutan Vekili ve Padişah Yaveri olmasa, yeri doğrudan doğruya tımarhanedir.