Geri Bildirim
Adı:
Zeytindağı
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
192
ISBN:
9786055514051
Kitabın türü:
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci "bir imparatorluğun çöküşünü" o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap Çölleri'nde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye altınını" nasıl bıraktığımızı hayretler içerisinde okuyacaksınız. 

Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek. 

Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir. 
-Behçet Kemal Çağlar-

"...Falih Rıfkı'nın son eseri Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı'nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felâket devirlerinin en facialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekâsı bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık." 
-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-

"... Zeytindağı'nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı'nın üslubu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline vâsıl olmuştur. Zeytindağı, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir." 
-Nurullah Ataç-
Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlının içler acısı halini ortaya seren, birinci ağızdan yazılmış, içeriğinin tamamı gerçek olaylardan derlenmiş tarihsel bir anı kitabı.

Falih Rıfkı Atay kitapta, Birinci Dünya Savaşı sırasında subay olarak bulunduğu Ortadoğu ve Hicaz bölgelerindeki yaşadıklarını bize aktarıyor.
Yazar, bölgedeki savaşları, Mehmetçiğin içinde bulunduğu tüm olumsuz koşullarda bile nasıl fedakarca harp ettiğini, bütün bu imkansızlıklara rağmen kazanılan zaferleri, bunun yanında gündelik asayiş sağlanması için verilen mücadeleleri, ayrıca bölgenin siyasi, etnik, sosyal ve ekonomik yapısını da bize ayrıntılı olarak anlatıyor. Bütün bunlara ilaveten de, Osmanlının o dönemde yaşadığı önemli olaylara da geniş yer veriyor.

Kitap, akıcı olmasına rağmen, dilinin günümüz Türkçesine göre sade olmaması, düzensiz cümlelerle yazılmış olması ve arka arkasına farklı farklı olayların anlatılması sebebiyle biraz yavaş okumayı gerektiriyor.

Ben bu eseri, dönemin olaylarını, direk olarak o dönemi yaşayan birisinin anlatımıyla, ayrıntılı olarak öğrenmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.
Kitabın 150. Sayfasından sonra oturdum ve hüngür, hüngür, hüngür ağladım. Buraya da tüm zehrimi dökmeden içim soğumayacak. Öncelikle şöyle alakasız bir şekilde başlayacağım..
Biz Yunanlilarla düşmandik. Karşımızda kim olduğunu, kiminle savaştığımızı biliyorduk. Hunharca birbirimizin boğazını sıktık, onlar bizim köylerimizi yaktı. İnsanlarımızı camilerde kurşuna dizdi.... Biz de onları yüzme branşında olimpiyatlara hazırladık... onlar esas düşmanın aslinda ingilizler olduğunu ıngiliz gemilerine binmeye çalisirken ıngiliz askerleri tarafindan süngülendiklerinde anladılar da bizim çok muhterem din kardeşlerimiz sene olmuş 2018 hala anlamadılar...
Arap gibi dostum olacağına, Yunan gibi düşmanim olsun da cacik, baklava kavgasi yapalim. Kardak kayalıklari için birbirimizi tepelim. En azindan adamlar açik yani.
Kosova, priştina, Selanik ve musulun kaybedilmesine ne kadar üzülüyosam. Hicaz için aynı seyi söylemek maalesef mümkün değil. Tasi, taragı ha bide kutsal emanetleri ;))) toplayip döndük işte. Bi düşün yakamızdan artık. Kutsal emanetlerin İstanbula getirilmesine atarlanan abdullahl bin zayed midir nerenin bedevisiyse... Ataları ingilizlerle bir olup yüce peygamberimizin kabrini ve onu savunan Türk askerini kurşunlamadı mi. Bunu yapabilen zihniyetteki adam kutsal emanetlere mi sahip çıkar. Görgüsüz arap saraylarinda mona lisa gibi duvara asacaklari eserlerin olduğu şu anki oda da en azindan 24 saat kuran okunuyo.
Bir gün petrol biticek, o zaman pilavda bitecek. İşte ben o zaman bu suudlarin birbirini boğazlamasini zevkle dokato çekirdek eşliğinde izleyeceğim.
Anadolu açlıktan kıvranirken, küçücük bebeler babaları kanal cephesinde olduğundan annelerinin açlıktan sütü kesildiğinden taş yalıyodu bu memlekette ama işte o insanlar son zamana kadar kutsal topraklara sürre alayini gönderdiler. Hepsi hepsi bu kitapta var. İste bu yüzden abdullah bin zayedmi ne o bedevinin dedikleri beni hiç sinirlendirmedi. Kalibini, kumaşını biliyorum ben onun. Onun dedeleri yerdeki taşi kutsal diye bizim hacilara iyi paralara kakalarken kendi akranlari şu anki hacilarimiza çin mali ve türkiyenin her ilçesinde bulunan bi milyoncuda muhakkak olan yüzükleri güzel güzel pazarliyolar. Sonra Mekkeden geldi diye o yüzük bizde göğüs hizasının üstünde bi dolapta saklanıyor. Vallahi biz adam olmayız...
Tarihte en en icimi acitan olaylardan biri şu kanal- hicaz cephesi...
O zamanlarda Türkmüsün sorusuna estafurullah diyen . Türk diplomatlarından para alıp, aynı anda ingilizlerden silah alanlar.... bizim parçamız, bizim topraklarımızda bize karşı komplo kuranlar... üst tabaka Araplar ,bürokrasi ganimetlerinden yararlanıp, kendı ırkından olupta açlıktan ölmek üzere olan insanlarini çöp kamyolarina atan... Bizim Anadolu insanının gözünde yil olmuş 2018 hala kutsiyet atfedilen Araplar daha doğrusu suud kabilesi... bana uzak Allaha yakın olsunlar.
O petrolde o pilavda bir gün bitecek...
Canım Anadolum. Tek taşina, kedine köpegine bile kurban olayım ben senin iyki bu topraklarda doğmuşum...

Kitabı okuyunca aslında ne demek istediğimi öyle iyi anlayacaksınız ki... bu vesileyle
Hülagüyü sevgi saygi ve minnetle aniyorum.

Benzer kitaplar

“Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir” Behçet Kemal Çağlar

Büyük imparatorlukların çöküşü dramatik oluyor. Roma İmparatorluğunun Vizigot Kralı Alaric tarafından yağmalanması ve yüzlerce yılda inşa edilen medeniyetin barbar Cermenlerin ayakları altında ezilmesi nasıl masum bir kadının tecavüze uğramasına benziyorsa Devleti Aliyyenin çöküşü de buna benzer. Kafkaslar Balkanlar Filistin Mekke ve Medine Suriye Irak ve binlerce kilometrekare vatan toprağının bir bir elden çıktığı bir memlekette vatanperver bir devlet adamı ya da subayın hissiyatı ancak bu kadar müthiş tarif edilebilirdi. İttihat ve Terakkinin en önemli üç isminden birisi olan Cemal Paşa Birinci Cihan Harbinde Kanal Harekatını idare etmek üzere görevlendirilir ve emir subayı olarak kendisine Falih Rıfkı eşlik eder. Yüzlerce yıl Osmanlı toprağı olan bu coğrafyanın elden çıkışını fevkalade tahassüs yüklü cümlelerle anlatmış Falih Rıfkı. Kendisini bu vatanın bir ferdi olarak gören herhangi bir Türk evladının duygulanmaması elde değil. Çölde kavrulan tifüse sıtmaya yakalanan cepheden cepheye sürüklenmiş yüzbinlerce neferin, bir medeniyetin, cihanşümul bir imparatorluğun yıkılışına tanık olması bu kadar güzel anlatılamazdı.

Zeytindağı Kudüse yakın bir dağ. Cemal Paşanın idaresinde olan 4. Ordu buraya konuşlanmış vaziyette. Burada geçirilen günlerin çaresizliği ve psikolojik atmosferi Osmanlının yıkılış sürecine benzediği için bence kitabın adı sembolik olarak da mana yüklü olmuş. Osmanlının Arap coğrafyasındaki tahakkümü ve ümmetçilik politikasındaki ısrarının beyhude olduğunu Falih Rıfkı’nın yaşadıkları neticesinde anladığı kitabın muhteviyatından çok iyi biçimde idrak ediliyor. Kitapta bir yerde Osmanlının kasasındaki altının tamamına yakınının cihan harbi sırasında Arap coğrafyasını elde tutmak adına harcandığı belirtiliyor. Hatta ricattan sonra memlekete avdet sırasında Anadolu için Cemal Paşanın keşke görev yerim burası olsaydı memleketin tekmil imkânını çöle ve bedevilere tahsis ettik diye nedamet duyduğu belirtiliyor kitapta. İmparatorluğun göz göre göre ve mecburiyetten cihan harbine çekilişi bilhassa Cemal Paşa cihetinden irdelenirken bir yandan da Mehmetçiğin haleti ruhiyesi insanı müteessir eden cümlelerle anlatılıyor.

Mesela şu kısım oldukça etkileyici:

“Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü.”

Kitabı okuyanlar cumhuriyetin kurucu kadrosunun nasıl bir ruh haline ve psikolojiye sahip olduğunu daha iyi anlayacaktır. 1911 Trablusgarp savaşı ile başlayıp Balkan Savaşları ve Cihan Harbi ile devam eden daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile neticelenen 10 yıllık harap edici bir savaş ve yıkım sürecinin insanların zihinlerindeki tezahürünü anlamak elbette kolay bir iş değil. Bugün otuz küsur ülkeyi barındıran topraklara hükmetme noktasından mütemadi savaşlar neticesinde Polatlıdan top seslerinin duyulduğu bir noktaya gelen nesilden bahsediyoruz. Mehmet Akif’e Çanakkale zaferini duyduğunda sabaha kadar gözyaşları içinde Çanakkale Şehitleri şiirini yazdıran bir duyguyu başka bir nesil yaşamadı ne bugün ne de daha evvel.

Kitabın Türkçesi ise ayrıca sitayişi hak ediyor. Kelime kullanımı ve üslup harikulade. Bir başladığınız zaman anında bitiriyorsunuz. Zaten mühim edebiyatçıların bir kısmı kitabı modern Türkçe’nin kullanımı hususunda başyapıt olarak nitelendiriyorlar. Örneğin Nurullah Ataç günümüz Türkçesi ile de kuvvetli bir anlatım yapılabileceğine delil olarak bu kitabı gösteriyor. Gayet anlaşılır ve net ifadeler , lafı uzatmadan görece kısa ve etkili cümleler kitabı Türkçe için bir yüz akı haline getirmiş.

Mesela

“Medine çarşısında ve sokağında Asya, Afrika, Anadolu dilenmektedir. Büyük bir toprak kümesini oyunuz; kurum ve kül yığılmış bir ocağın karşısına kalın hasır ve değnekten
İskemle ve peykeler sıralayınız. Aksakalı kirlenmiş ve porsuk etini bir tahta parçasına dayamış, boynu sarkık, pinekleyen adam, sonra, iri, uzun ve zifire bulanmış çubuktan esrar çeken çekik gözlü çocuk ve kahvenin önünde derilerini güneşe seren yarı iskeletler, hep hac yolunda kalmış olanlardır.
Sokaktakiler açlıktan ve ıstıraptan kapanmış göz kapakları üzerinde bir gölge kararır kararmaz, parmaklarının kara kemiklerini dillerinin güç döndüğü kelimelerle çatlak dudaklarını oynatıyorlar.”

Betimlemeler ve teşbihler bu kadar duru bir Türkçe ile ancak bu kadar etkileyici olabilir. Benim şahsi kanaatim efsanevi bir yazım olduğu yönünde. Milli Eğitim Bakanlığının 100 temel eser listesinde zaten yer alıyor. Fakat her Türk gencinin hem Türkçenin doğru ve etkili kullanımını görmesi hem de evveliyatını anlaması için okuması gereken temel bir eser Zeytindağı. Elbette ayrıntılı bir tarihi malumat vermiyor ama mutlaka okunmalı ve tavsiye edilmeli...
Oldukça nadirdir tarihi kitaplar okumam. Zeytindağı'nı kitapyurdu sayesinde tanıdım. Puanla alınan eserlerin başında olduğu için okumak istedim. Yazarın dili bana çok iyi geldi diyemem yalan yok. Ama olaylar ve geçmişimiz gerçekten kahramanlıklarla ve acılarla dolu. Kanal Cephesini bu kitapta az da olsa tanıyabilirsiniz. Çöllerde askerlerimizin ne kahramanlıklarla çarpıştığını, arapların bize yaptıklarını, Türk'ün askeri gücü, çöl hayatı ve Osmanlı Devleti'nin son zamanlardaki acizliğini anlatan bir eser. Filistin ve Gazze hakkında bilmediğiniz şeyleri öğreneceksiniz. Çok detaylı anlatmak isterim ama baya spoilere gireceği için fazla girmiyorum. Son dölümleri günlükler ve anılardan oluşuyor çok daha güzeldi daha fazla beğendim itiraf edebilirim. Okunulabilir bir eser sabırla ve dikkatle okunması gerek; sıkılması kolay ve yabancı kelimeler çok o yüzden. Beklentiyi arttırmayın ama temin edip; gerçeklerle yüzleşin....
Kitap için çok akıcı, çok zevkli ve bir solukta okuyabileceğiniz bir kitap diyemem. Ancak her Türk evladının okuması gereken bir kitap. 1. Dünya Savaşı'na farklı bir boyuttan bakmanızı sağlayacak
Falih Rıfkı Atay'ın ilk defa Zeytindağı kitabıyla tanıdım. Kitap beni biraz sıkmış olsa da yine de içindeki bilgiler göz ardı edilecek türden değil.

Falih Rıfkı, kitabın yazarı kitabı kendi hayatından alıntılarla yazmıştır.
Kitapta Osmanlı saltanatının son günlerinden Türkiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadar geçen zamanı anlatılmaktadır.

Yazar bir görev sebebiyle Cemal Paşa’nın karargahına yani Zeytindağı’na gitmiştir. Burada yaşamış olduğu olayları ve anılarını tarihin önemli olaylarını da anlatmıştır.

Osmanlı ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bu coğrafyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs Şam Filistin Hicaz gibi. Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı.

“Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.”

Falih Rıfkı Atay Arapları anlatırken din sömürüsü konusuna da değinmiştir. Kendi ülkelerinde; ata topraklarında hizmetçi konumuna düşmüşlerdir. Filistin ikiye ayrılmıştır. Eski Filistin Arapları yani hizmetçilerin; yeni Filistin ise tüm güzelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin. Din satışa sunulmaktadır. Hac dönemlerinde Araplar da Yahudiler de büyük kazanç elde etmek peşindedir.

Vatan için bir şeyler yapmak gerektiğinde, komutan olarak ilk önce fikir sahibi olmak gerekir.
Kitapta şöyle bir cümle geçer '' Osmanli hazinesini Araplar eritti. '' beni uzerinde arastirmaya iten bir itham oldu.ogrendiklerim karsisinda ise gercekten üzüldüm.dogruymus. ''Vagon vagon altin yollandi.'' diyor yazar Araplari yanimiza cekmek icin savas zamaninda.Belgeler mevcut :( savasin icyuzu ve Osmanlidaki tesiri icin okunmasi gereken bir eser!
Falih Rıfkı'nın Anı türünde ki Osmanlı'nın son anlarını Suriye-Filistin, Kanal cephelerinde savaşın durumunu birinci ağızdan kaleme aldığı bir yandan yürek burkan diğer yandan mükemmel bir eser.

--
Cemal Paşa'nın komuta ettiği 4.Ordu'da görev yapmaktadır Falih Rıfkı.. Üzerine sinmesini sevmediğini söylediği Cemal Paşa'nın adamıdır. Onunla gezilere katılır, cephede bulunur.
Enver paşa'yı ittihat ve terakkiçileri(Talat Paşa) yer yer eleştirerek kaleme almıştır.
Göğüslerine taktıkları nişanlar kadar değer verememişlerdir Anadolu'nun yiğitlerine..
Yitip gitmiştir ülkenin askerleri, altınları, emekleri.. Kaybedileceği açık açık bilinen. Öz vatan yerine sıcak güneşin kavurduğu çöllere..

Dönemin şartlarının açık açık ortaya konulduğu vatanın ekonomisinin kızgın kumlara yedirildiği, Arapların bir Türk askerini İngilizlere tercih etmesini Falih Rıfkı'nın kaleminden sarsıcı bir gerçeklikle okuyacaksınız.

Almanların, İngilizlerin, Yahudilerin düşüncelerini, Suriye- Filistini başka boyutlarda göreceksiniz.

Beni en etkileyeni kaybedilen cepheden arda kalanların döndüğü sırada gözü yaşlı bir ananın Ahmed'ini sorduğu anısıdır.

Her Türk bireyinin okumasının gerektiğini düşündüğüm eseri, tarihini bilen, sahip çıkan öğrenmek isteyen herkese tavsiye ederim.
Kitap, Osmanlı döneminin çöküş safhasını, sebeplerini kitabın yazarı Falih Rıfkı Atay'ın bizzat şahitliğinde Arap coğrafyasında gözler önüne seriyor. Zeytindağı mutlaka okunması gereken ölümsüz bir eser.
Bir kaç sene önce Murat Bardakçı'nın tv programında Zeytindağı'nı tanıtırken gördüm bu kitabı etkilenip hemen almıştım kitabı ancak şimdi okumak nasip oldu... üzülerek söylüyorum keske daha önce okusaymışım.... Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar söyleyebileceğim tek bir şey var tarih gerçekten tekerrürden ibaret olduğu kitabı okurken her satırında sanki şuanda günümüz tarihini okuyormuşum gibi hissettim ve nasıl bu kadar ders almaz insanlar olduğumuza üzülerek okudum... Herkesin okuyup dersler çıkarıp artık üzerindeki miskinliği atmasına vesile olacak bir kitap. Son olarak işte size bu kitabın özü diyorum kitaptan bir alıntıyla. İLIM VE VATAN ADAMI OLUNUZ. HICBIRI YALNIZ BAŞINA NE SIZI NE DE MILLETINI KURTARABILIR.....
Mustafa Kemal, Büyük Harp'e girme aleyhinde idi:Kafa ve sanat adamı olduğu için!
Mustafa Kemal, Kurtuluş Harbini bırakma fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için.
Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
Şimdi Anadolu'ya, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.
Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu'dan utanır gibi, hepsi İstanbul'a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor. Anadolu Ahmed'ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
Ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmed'i kumarda kaybettik!
Suriye, Filistin ve Hicaz'da:
- Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defalar cevabı:
-Estağfirullah! idi.
1913' te bir Mustafa Kemal, yüzyıl sonrası için bile hayaldi, Fantazi romanlarında bile yeri yoktu.
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 26 - CUMHURİYET Yayınları
En azılı katili, eli titrek bir hakim mahkum eder ve bir çingene asar.
Bir sabah kumandanın odasına girdiğim zaman, gözlerinin ağlamaktan yorulmuş olduğunu gördüm. Kudüs İngilizlerin elinde idi.
Oradaki son Türklerin nasıl kahramanca vuruştuklarını masanın üstünden aldığım şifreli telgraftan okudum. Kudüs'ü İsrailoğulları gibi bırakmadık. Türkler gibi bıraktık.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zeytindağı
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
192
ISBN:
9786055514051
Kitabın türü:
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci "bir imparatorluğun çöküşünü" o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap Çölleri'nde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye altınını" nasıl bıraktığımızı hayretler içerisinde okuyacaksınız. 

Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek. 

Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir. 
-Behçet Kemal Çağlar-

"...Falih Rıfkı'nın son eseri Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı'nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felâket devirlerinin en facialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekâsı bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık." 
-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-

"... Zeytindağı'nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı'nın üslubu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline vâsıl olmuştur. Zeytindağı, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir." 
-Nurullah Ataç-

Kitabı okuyanlar 683 okur

  • laz cuk
  • Mücahit Ozan
  • Uğur Demircan
  • Gülşah Şahin
  • Merve Erdoğan
  • Tuncay Senyoruk
  • The Stone
  • nurettin yüce
  • Adeviye Toraman
  • Mehmet Adsan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%22.5
25-34 Yaş
%30.9
35-44 Yaş
%21.9
45-54 Yaş
%14.8
55-64 Yaş
%2.6
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46
Erkek
%54

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.1 (51)
9
%19.3 (41)
8
%25.9 (55)
7
%14.2 (30)
6
%7.1 (15)
5
%4.2 (9)
4
%2.8 (6)
3
%1.4 (3)
2
%0
1
%0.9 (2)

Kitabın sıralamaları