Adı:
Zeytindağı
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055514051
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
Baskılar:
Zeytindağı
Zeytindağı
Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci "bir imparatorluğun çöküşünü" o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap Çölleri'nde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye altınını" nasıl bıraktığımızı hayretler içerisinde okuyacaksınız. 

Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek. 

Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir. 
-Behçet Kemal Çağlar-

"...Falih Rıfkı'nın son eseri Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı'nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felâket devirlerinin en facialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekâsı bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık." 
-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-

"... Zeytindağı'nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı'nın üslubu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline vâsıl olmuştur. Zeytindağı, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir." 
-Nurullah Ataç-
Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

Tarihi bir yolculuğa hazırlanın; geçmişe, bir İmparatorluğun Çöküşüne ve kaybedilen topraklarda yaşanan büyük acılara tanık olacağız. .

Daha önce, Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri ve Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitaplarını okumuştum. Falih Rıfkı’nın duruşunu, karakterini ve Cumhuriyeti sahiplenmiş bir idealist oluşunu her zaman sevmişimdir. Zeytindağı ile kaybedilen topraklara gidiyoruz. Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı hakkında biraz bilginiz var ise anlatılan yerleri ve durumu daha iyi kavrayacaksınız.

Kesinlikle Spoiler içermeyen ve kitabı okumadan önce rehber olarak kullanabileceğiniz bir inceleme yapacağım. Detaylı bilgi istemeyenler BİRİNCİ BÖLÜM'ü es geçip, İKİNCİ BÖLÜM den başlayabilirler.

Biz Paşalarımızı kötülemek için tek satır yazmayız, kötü şeyler de ağzımızdan çıkmaz. Yaptıkları hatalarıyla bizim paşalarımızdır bu paşalar. Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa. Büyük facialara neden olan yanlışlarını da dile getirmek gerekir. Falih Rıfkı Cemal Paşa ile fazlasıyla zaman geçirmiş, bu zaman diliminde yaşananları da kaleme almıştır. Kendisi de özellikle belirtir ki Cemal Paşa’yı yermek veya kötülemek için değil, olan durumları anlatmak için yazmıştır.

Kitap incelemesini bölüm bölüm yapacağım ve alışık olduğunuz gibi kısa bir inceleme olmayacak. İlk önce birkaç detay vereceğim daha sonra ana incelemeye geçeceğim.

BİRİNCİ BÖLÜM: Kısa kısa Balkan Savaşları ve I. Dünya Harbi hakkında bilgi, Savaşa neden ve nasıl girdik, Hangi Cephelerde savaştık, Osmanlı Devletinin son durumu nasıldı?

Osmanlı Devleti I. Dünya Harbine girmeden önce, Balkan Savaşlarında ağır yara almıştı. Balkan ve akabinde kaybedilen I. Dünya Harbi’nin faturası Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’ye ağır olmuş, imza edenin hain ilan edilebileceği antlaşmaları imzalamak zorunda kalmışlardır. Tabi Balkan Savaşı öncesi bir Trablusgarp Savaşımız vardır. Mustafa Kemal’in sahneye çıktığı ilk savaştır. https://ibb.co/cOyTTd

Trablusgarp ı fırsat bilip Osmanlıya savaş açan devletler Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ‘dır. Bunların hepsi yıllardır gelen güç kaybının ve çöküşün diğer devletler tarafından değerlendirilme çabalarıdır. İşte balkan Savaşı bu fırsat ve iştahla çıkmıştır. Trablusgarp savaşının detayını verirsem incelemeyi uzatırım. Mustafa Kemal’in ilk savaşı ile ilgili detayları ve o dönemde öngördüğü durumları telgraflarla ilgililere aktardığı yazışmaları buradan okuyabilirsiniz. https://isteataturk.com/...ablusgarp-Savasi/672


Balkan Savaşı hakkında kısa ve hızlıca bilgi edinebileceğiniz bir link veriyorum. http://www.kurtulussavasi.gen.tr/balkan-savaslari.html Bu linkten kısaca savaş ile ilgili bilgi alabilirsiniz.
Öncelikle Osmanlı Devleti içerisinde müthiş bir Almanya sevdası vardır. Almanlara olan güven yüzünden kaybedilen topraklar ve ölen onca can vardır. Almanlar ise Osmanlıyı öyle bir kullanmıştır ki, bunu sezen ve üst makamlara ileten tek kişi olmuştur, o da Mustafa Kemal. O zamanlar rütbeli olmadığı için malum üçlü Talat, Enver ve Cemal Paşayı ikna edememiş, bakanlıkları devreye sokamamıştır. Tarihimiz belirli bir döneme kadar bu hatalarla doludur.

"İttihat ve Terakki'yi sorumsuz adamlar soysuzlaştırmıştır." Sy.42

İttihat ve Terakki, II. Abdülhamit’i tahtan indirmiş, kontrolü eline almıştır. Daha doğrusu tam olarak alamamıştır. Bir vizyon, yani bir plan olmadığı için kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar, rütbe kavgaları, Enverciler, Talatçılar derken ayrışmanın doruğuna ulaşmışlardır. Hazinenin boşalmasına da büyük katkıları olmuştur.

"Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik? Bunu bir adam biliyor: Enver!" Sy.33

Osmanlı ve Almanya arasında gizli bir anlaşma imzalanmıştır. İlk başta bu anlaşma gizli tutulmuş, daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Alman seviciliğimiz tam olarak bu noktada imza altına alınmıştır. Almanya tek bir şartla imzalamıştır bu anlaşmayı: Osmanlı Ordusunu Alman Generaller yönetecek. Yani şunu diyorlardı: "BİZ SİZİN BECERİKSİZ ASKERLERİNİZE VE GENERALLERİNİZE GÜVENMİYORUZ!" İşte tam bu nokta da Mustafa Kemal dirayeti beklerdik paşalarımızdan ama maalesef. Öyle bir şey olmamıştır.

Alman seviciliği sayesinde savaştığımız cepheler;

Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler :
1. Kafkas Cephesi, 2. Çanakkale Cephesi, 3. Kanal Cephesi, 4. Irak Cephesi, 5. Filistin Cephesi, 6. Hicaz-Yemen Cephesi, 7. Suriye Cephesi

Topraklarımız dışında savaştığımız cepheler :
1. Makedonya 2. Galiçya 3. Romanya

Şimdi buradan başarı ile çıkılma imkanı nedir? Böyle bir imkan, cephane ve ordu yoktur. Her türlü zor durumda olan bir devlet, bu cephelere sadece ölmek için asker göndermiştir. Bunun izahı yoktur. Bu gençler alman generallerin ellerinde birer birer öldürtülmüştür. Sonuç? Sonuç yenilgi…! Öyle saçma sapan savunmalar ve taarruzlar yapılmıştır ki, anlama şansımız yoktur. Alman generallerin ellerinde kurşun sıkılmadan verilen yerler bile vardır!

İşte Zeytindağı bu manzaranın etrafında şekillenmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM: Zeytindağı!

Falih Rıfkı cephenin gerisinden Cemal Paşa ile yaptığı gezileri ve gezilerde tanık olduğu durumları aktarmıştır. Bunların akabinde dönemin gazetelerinde yayınlanmış birkaç anıya ve mektuba yer vermiştir.

Osmanlı Devleti zayıf, hükumet devrilmiş, İttihat ve Terakki kendi içinde bölünmüş, onlara yaptıkları hataları gösteren Mustafa Kemal gibi subaylarla ters düşmüş, kendi ünleri peşinde koşan bir duruma gelmiştir. İttihat ve Terakki’nin yapmak istediği ile yaptığı arasında çok büyük farklar vardır. İyi bir amaç için bir araya gelen bu ilerici paşalar, daha sonra kendi iç çatışmalarına yenik düşmüşlerdir. Bu konuda daha detaylı bilgi için doğru argümanla yayınlanmış kitaplara bir bakabilirsiniz.

Döneme baktığımızda Vatan Toprağı dediğimiz yerler aslında vatan toprağı değilmiş hissiyatı vermektedir. Çöllerde yaptığımız savunmalar ve savaşlar büyük can kayıplarına yol açmıştır. Basit bir şekilde yazdığımız ÇÖL kelimesi basitlikten çok fazlasıdır. Susuzluk, sıcaklık, eksik mühimmat, yırtık kıyafetler, ulaşım büyük sıkıntıdır. Karşı tarafa baktığınızda ise İngilizler tam teşekküllüdür. Onları durduran ve yavaşlatan TÜRK’ün inanılmaz vatansever yüreğidir. Mevcut şartlara bakıldığında kendi yönetimleri ve düzensiz düzenleri olan topraklardır buralar. Özellikle Arapların bu savaş esnasında yaptıkları affedilir şeyler değildir.

"Aşiretlerin bulunduğu çöllerin içine henüz paradan büyük bir kudret girmemiştir. Para Uğruna yapılan her şey, Allah uğruna yapılmış gibidir." Sy.104

Falih Rıfkı’nın bahsetmiş ve bizzat şahit olduğu bir durum vardır. Şeyhlere yardımcı olması ve taarruz esnasında yanlarında olmaları için üç defa para verilmiş, asla ne taarruza ne de yardıma gelmemişlerdir. Verilen altınlar aralarında bölüşülmüş ve devlet sırtından vurulmuştur. Bizzat Saraydan gelen talimatlara bile uymayan arapların olduğu topraklar TÜRKler tarafından savunuluyor ve binlerce insan şehit oluyordu. Bu kadar gencin kolay harcanmasının bedelini kurtuluş mücadelesinde daha iyi anlıyoruz. Askere gidecek insan sayısı o kadar azalmıştır ki, yaşlılar ve çocuklar savaşmıştır!

Karargâhın içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut’a, Şam’a, Haleb’e göz yaşlarımızı hazırlamak lâzımdı.

"Artık yalnız Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık!" Sy.116

Savaşın kaybedileceği ayan beyan ortadayken, Almanya tarafından oyuna getirilen paşalarımız durumu kavrayamamış güvenlerinin devam ettiğini sürekli deklare etmişlerdir. Almanlara güvenmeyenleri Almanya ya götürerek gözleri boyanmaya çalışılmıştır. Bu gezilerin bir örneği vahdettin ve Mustafa Kemal arasında da geçmiştir. Bu gezi ve anılar için Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitabına bakabilirsiniz. Bu gezileri tek bir amaçla kullanan paşalar vardır! Savaştan uzak olmak ve Avrupa! Bunlar yapıldığı esnada Anadolu’dan bin bir zorluklara cephelere giden gençler şehit olmaktadır.

Kudüs ve Medine üzerine;

Günümüzde olan durumlar geçmişte de yaşanmıştır. Din üzerinden yapılan sömürü bizzat Hz. Muhammed’in kabri yakınlarında, bizzat içinde ve etrafında da yapılmıştır. Paranın ele geçirmediği yer ve zaman dilimi kalmamıştır. Paylaşacağım üç alıntı bu konuda yeterli olacaktır.

"Medine’de Peygamber kabri ile tüccarlık eden bayağı ahlâksız simsarlara rastlanır. Her Medine’li uzaklardan gelen saf halka, bu harap köyün taşını, toprağını, kuyu suyunu kırk defa öptüre öptüre satar." Sy.63

"Asıl Müslüman şehri, din şeyhlerine hürmet olunan, dini sanatlaştıran ve asilleştiren şehir İstanbul olduğunu Medine’de büsbütün anladım. Orada Peygamber’in amcasının mezarı sakaların (su taşıyıcısı) kulübesi olmuştur ve sandukasının üstünde kırbalar (su kabı) asılıdır." Sy.64

"Medine, dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur." Sy.71

İşin ilginç tarafı KUDÜS’tür ayrıca. Kudüs her zaman siyasetin odak noktası olmuştur. Burada oynanan büyük bir oyundur. Bu oyun hala da oynanmaya devam etmektedir. Olan sivil halka olmaktadır. Falih Rıfkı olayı çok güzel özetlemiştir.

"Kudüs kelimesi Hıristiyanlığı hatıra getirir. Fakat ne Kudüs’te, ne de Filistin’de Hıristiyanlık diye bir mesele yoktur. Kudüs’ün Hıristiyanlığı, Ortodoks Petesburg, Protestan Berlin, dinsiz Paris, Katolik Roma ve Anglikan Londra’nın politika meselesidir.

Kudüs’ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap!" Sy.73

Bütün bu yaşananlar ve anlattıklarımın haricinde daha da ilginç bir durum vardır ki, o da TÜRKLÜK meselesidir. Anadolu boşaltılmış, bu toprakları savunmaya binlerce insan gönderilmişlerdir. Buraya gitmek için bir çok kontrol noktasından kaçak olarak geçmişlerdir. Sınırlar düşmanlar tarafından kontrol edilmekte, destek kuvvet gitmesi engellenmekte, mühimmat istihbaratı gelirse demiryolları bombalanmakta ve tahrip edilmektedir. Bunca eziyete rağmen vatan toprağını savunmaya giden insanımız karşılığında ne alıyor peki?

"Suriye, Filistin ve Hicaz’da:

— Türk müsünüz?

Sorusunun birçok defalar cevabı:

— Estağfurullah! idi." Sy.44

Diyebileceğim hiçbir şey yoktur. Osmanlı Devleti öyle bir dağılmıştı ki, sadece onu yönetenler farkında değildi. Oynanan tiyatro karşısında sevildiğini sanan paşalar aslında kandırılıyordu. Almanların tek amacı savaş sonrası istedikleri toprakları Osmanlı sayesinde elde tutmaktı. Milli Mücadele evresine kadar Osmanlı donanması Almanların elindeydi. Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı çok güzel bir yazı var. Vaktinizi ayırırsanız benim ne demek istediğimi daha detaylıca anlarsınız. Alman komutanlardan zamanında ne kadar çok çektiğimizi anlayacaksınız. Buyurun: http://www.hurriyet.com.tr/...cok-cekmistik-128123 Bu yazı dönem ile ilgili de bilgi edinmenizi sağlayacaktır.

Yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım. Uzun olduğunun farkındayım lakin, bu dönemler ve bu kitap kısa bir inceleme ile geçiştirilebilecek bir kitap değildir. Daha fazlasını da yazardım fakat, uzun yazıların okunma oranının azlığının bilincindeyim.

Osmanlı Devleti neden dağıldı, topraklar neden kaybedildi, İttihat ve Terakki, Talat, Enver ve Cemal Paşalar hakkında biraz bilgi ve dönemi inceleme ve fikir edinme bakımından okumanız gereken nadide bir eserdir Zeytindağı.

Son olarak sözü Falih Rıfkı Atay’a bırakıyorum.

"Mustafa Kemal, Büyük Harbe girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için!

Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fıkrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için!

İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.

Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir." Sy.120

İsmini saydığım paşaların ülkeyi nasıl terk ettiklerini ve nasıl öldüklerini araştırınız. Ülkeyi terk etmeyen ve hastalıklı adam diye tabir edilen Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’den bir Türkiye Cumhuriyeti var eden Mustafa Kemal ATATÜRK’ü iyi tanıyınız. İncelemenin başında da dedim, onların hatalarını yazmak, kötülemek değildir. Yaptıkları hataların bedeli basit değil, ağır olmuştur. Her ne kadar kalpleri vatan için çarpsa da aralarında yaşadıkları durum ve anlaşmazlıklar bir devleti bu duruma sokmamalıydı.

Bütün şartlara karşı yılmayan, ülkesini terk etmeyi bir saniye bile düşünmeyen bu vatan sevdalısının bu işi nasıl başardığını okuyunuz, öğreniniz.! Bu sizin ona karşı borcunuzdur! Onu tanıyın! Bilgisizce adını kirletmeye çalışanlara karşı gereken dersleri veriniz! Mustafa Kemal sadece cephede savaşmamıştır. En büyük savaşı cahillik ile olmuştur. Mustafa Kemal'in yanında saf tutan ve Vatan'ı vatan yapan tüm Vatan evlatlarına, Komutanlarımıza ve Milletimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkürlerimi iletmeyi büyük bir borç bilirim!

"Bizim emperyalizm, Osmanlı emperyalizmi, şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi: Türk milleti kendi başına devlet yapamaz!" Sy.45

Bakınız: Türkiye Cumhuriyeti, Kuruluş: 29 Ekim 1923!!! Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK!

19 Mayıs 1919 ilk adımını, 23 Nisan 1920 Temelini'de unutma!

“Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.” -Behçet Kemal Çağlar

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

- Mustafa Kemal Atatürk

Herkese iyi okumalar dilerim.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Selamın hello kışın gelmesiyşe neşesi kaçan cicişler .. Eeee winter is coming... Keser döndü sap döndü , gün geldi hesap döndü !! (ŞİMDİ ONLAR DÜŞÜNSÜN!) =)) Sabah dilim damağım kültablasına dönmüş bir şekilde uyandım .. Az sağa sola bakındım .. Net ile ilgili problemler yaşıyorum uzun zamandır.. Modem ile mini bir Dandanakan Meydan Muharebesi yaptık .. Mağlup ayrılınca ve yapacak başka bir uğraş bulamayınca sabahın köründe işbu incelemeyi yapmaya karar verdim .. Uzun zamandır aklımdaydı yazmak ama işte "TEKNİK" inceleme yapmak zor biliyorsunuz ki =)) Başlık sizi yanıltmasın .. İşsiz incelemelerimden biri olmayacak bu .. Böylesi bir kitaba öyle inceleme yapmak da haddimize değil zaten .. Pek az kitapta inceleme yaparken insanları manipule etme yolunu seçerim .. Herkesin hassas olduğu konular var .. Genellikle uyarırım .. Ama bu kez açık açık , resmen taraf tuta tuta ilan ediyorum : BU KİTABI BU VATANIN TÜM EVLATLARI MUHAKKAK OKUSUN!! İnceleme diyorum ben buna ama bu aslında bu kitabın incelemesi olmayacak .. Kitapta bu yazdıklarımı okumanız olanaksız .. Ben başka kaynaklardan derlediklerimle o dönemde ordumuzun , askerimizin ne durumda olduğunu sizlere sunacağım ki kitabı okurken o günleri hakkını vererek kafanızda canlandırabilin .. O topraklarda neler olmuş , neler yaşanmış , ne şartlarda savaşılmış bilin .. Bilin ki bu toprakların da kıymetini bilesiniz ! Kısaca bu inceleme ,kitaba kendimizce ve haddimiz olmayarak yazdığımız bir update.. Sanırım anlaştık .. Saat 10: 15 .. Ben KT ile kurdum koalisyonu .. Kahvaltı sofrasında kerkinen bünyeler siz de çayınızı , kahvenizi alın .. Buyurun başlayalım CANİKOLAR !

I. Dünya Savaşı ' nda İttihat ve Terakki' nin üç büyük paşası Talat , Enver ve Celal Paşalar , tüm cephelerde savaşmakta ..Çanakkale ' de 200 bin , Sarıkamış' ta 100 bin şehit... ( Sağolsun Enver Paşa !) Irak' ta , Bingazi 'de , Filistin' de sayılar bir muamma .. Polonya Galiç sınırında dahi savaşıyoruz .. Bir 20 bin askerimiz de orada barutla , top - tüfek sesleri ile yatıp kalkmakta .. Cemal Paşa komutasındaki Türk ordusu da Süveyş' i müdafaa ediyor İngilizlere karşı .. Tarihin görüp görebileceği en güçlü ve en alçak ordularından biriyle harpteyiz .. "ÇOCUKLARIMIZ " (bakınız evlatlarımız demiyorum en sonunda açıklayacağım için ) kıran kırana savaşıyorlar durmaksızın , nefes almaksızın , yıkanamadan , elbise değiştiremeden bir cepheden diğerine koşarak .. Güney Cephesinde ZEYTİNDAĞI ' nı okursanız tanışacağınız Cemal Paşa , Adana' dan Yemen' e kadar uzanan yolda askeri Süveyş' e yığmak telaşesi içinde.. Yol YOK! At YOK! Deve sayısı çok az ..Bu yetmiyor bir de üstüne üstlük Lawrence ' ın kandırdığı , ayaklanan bedevi kabileleri yol kesip eşkiyalığa başlıyorlar .. Şam - Mekke demiryolu uzunluğu 1300 km!!! Bakınız yazıyla B İ N Ü Ç Y Ü Z!!! İngilizden çikolatayı , konserveyi , altını alan biti kanlanmış araplar demiryollarını dinamitlemekte .. Bitti mi sandın biter mi? Tamamen çölün içinden geçerek Mekke' ye uzanan bu hattın 600 km' lik kısmı da her an ateş altında .. Sürekli çatışma.. Yani seni anlayacağın samyelleri eşliğinde çölde STAR WARS alemleri (ALL HAIL SIDIOUS!) .. Bilmiyorum ama Dünya Savaşları ve diğer savaş tarihleri , bu denli uzun bir ateş hattı sanırım ki yazmadı ! Belki Almanların doğu cephesi..

Cemal Paşa bu hattın savunulmasının imkansızlığını anlamış olacak ki Yemen' e kadar elimizde bulunan tüm birlikleri geri çekip Süveyş Cephesine yollamak istiyor .. Telaşesinin sebebi de bu..Ancak peygamber kabrinin bulunduğu Mekke' nin savunması , Osmanlı için İstanbul' dan da önemli .. Kesinlikle geri çekilme taraftarı değil Hicaz çöllerinden.. Bu arada iki taraflı oynayan hainler de mevcut .. Söz konusu savaş olur da HAİN OLMAZ MI ?!?! Yıllardır bizim adamımız gibi gördüğümüz Mekke emiri şerif hüseyin denen alçak , İngilizlerden çil çil altınları alınca başkaldıracak.. Bak kardeşim, hemen anlaşalım .. Kırmızı tuborg içiyorum hiç şakam yok !! "Yok efendim sonradan çok pişman olmuş , zırıl zırıl ağlamıştır." falan diyecek varsa buraya yazmasın .. Zırıl zırıl ağlatırım !! Bir yudum alalım .. FÜT FÜT ! OH MİS GİBİ ! Sakin sakin devam edelim! Arapların Türkleri "BU ŞEKİLDE" arkadan vurması , Türklerin tarihte varolduğu günden beri yaşadıkları EN BÜYÜK KALLEŞLİK .. Eşi benzeri yok tarihimizde böyle bir olayın .. Bir kez Osmanlı hem müslüman, hem de arapları ümmeti olarak görmüş yüzyıllar boyu .. Müslüman müslümana , ümmet ümmete arkasına gavuru alıp bir EŞCİNSELİN klavuzluğunda isyan edemez ..Biz (yani Osmanlı) öyle bilmekteyiz o zamanlar .. Bu alçağın isyan bildirisindeki gerekçeler neler mi? Sayayım güzel kardeşim :
İttihat ve Terakki ülkeyi yönetemiyor ,
İçtihat dergisinde peygamber için hürmetsiz sözler kullanılıyor,
Halifeliğin hükmü yok ,
Kadılar yalnız mahkeme huzurunda vesika kabul edecek - gıyabında oluşan durumlar için vesika kabul edilmeyecek ( yani çamur atamayacağız istediğimize öyle kafamıza göre ) bu da Bakara Suresine aykırıdır ..
Kısaca , yüzyıllardır birbirlerine anlatıp inandıkları teraneler ..Hemen salça olacaklar için yazayım : Bakara Suresi değil terane olan , onu dayandırdıkları , yorumladıkları yozlaşmış akıl benim bahsettiğim..

OYSA ,bu yapılan reform ve yeniliklerin İslam ruhuna aykırı olmadığını ; meclisin , basın ve birey özgürlüklerini kısıtlamadığını , İslamı felsefesi ve inancıyla çelişmediğini bilmem kaç bin tane islam alimi yazdı dünyada bugüne dek ..

OYSA ,Osmanlı Anadolu şehirlerine TEK BİR ÇİVİ BİLE ÇAKMAZKEN ,yüzyıllar boyunca en fakir anında dahi Sürre alayı denilen süslenmiş develerle HER YIL altınlarını , ipeklerini , Kabe' nin altın işlemeli örtülerini tek bir sene dahi aksatmadan gönderdi .. Tüm bunları göz önüne aldığımızda vaziyetler gayet nazik sizin anlayacağınız ..

Zeytindağı ile paralellikler gösteren Medine' nin savunması tam anlamıyla deniz derya .. Anlatsam hem çok uzun olur , akşamı ederiz de sabahlar olmaz..Padişaha kafa tutan Fahri Paşa' nın yaptıklarını mı anlatayım .. Malta' ya sürgününü mü ? Zar zor ikna edildiğinde düşmana teslim olmak istemeyip
- Size afiyet olsun , "esaret ekmeği" bizim boğazımızdan geçmez diyişini mi?
İskorbüte yakalanıp dişleri -çeneleri düşen , jilet gibi kesen kumlu çöl rüzgarlarında kör olan , yıkanmak için sabun dahi bulamayıp çevre köylerden kül toplayıp satın alan , gece gündüz hurmanın artık kızartmasına kadar yiyip telef olan , o sıcakta artık kızgın kor haline gelen rayları ellerine yapışmasın diye kalpaklarıyla tutup onaran askerlerimizi mi anlatayım bilemiyorum..

Yalnız iki ayrıntı var ki şu an dahi yazarken gözüme yaş yürütüyor .. Bunları siz de bilin istiyorum ..Bu incelemeyi yazmamdaki sebep budur ..

Osmanlı o dönemde öylesine yokluk çekmektedir , öylesine bitik durumdadır ve iaşe öylesine aksamıştır ki şu muhabbet hasıl olur ..

"... Bir gün zabitlerden biri bir torba getirdi .
O nedir dedim ...
Efendim , siz çekirge tavası (?!?!? ) yemediniz mi?
Hayır!
Çok lezzetlidir.. "

Yukarda saydığım tüm zorluklara karşılık artık açlıktan ölmemek için çöllerde çekirge avlayan cihan imparatorluğunun askerleri ..

Buyrun devam edelim başka alıntılar ile ..

"...Siperlerin kısım kısım haftada bir izni vardır .Fahri Paşa bunları evvela Medine' nin küçük bahçesine götürür ve "KARAGÖZ" ( =((( ) seyrettirir.Askerlerin KARAGÖZ sevgisini iyi bilen Fahri Paşa , orduya vereceği tüm emirleri , KARAGÖZ KONUŞMALARI VASITASIYLA VERDİRİR."

"... Eğer bazı sözleri varsa , KARAGÖZ vasıtasıyla askerlerine bildirir. Zira anlaşılıyor ki , bu köylüler ( TUCO ' nun Notu : o dönem nüfusun %90' ı köyde yaşıyor idi ) KARAGÖZÜN sözüne , gazetelerden , nutuklardan ziyade inanıyorlar."

Çekirge yiyip bir yandan da savaşan 16 yaşındaki bu çocukların öyküsüdür aslen işte bu kitapta anlatılan.. Karagöz izleyip emirler alan , çöllerde telef olan ÇOCUKLAR ... =((

Bir türkü vardır bilirmisiniz bilmem diyeceğim ama muhakkak %99 'unuz duymuştur .. Hepsi gitti cepheye o çocukların ama , bir , "KIŞLANIN ÖNÜNDE REDİF SESİ VAR , BAKIN ÇANTASINA ACEP NESİ VAR" türküsü kaldı bizlere .. Çöl kumları üzerinde esen rüzgarlar örtüyor şimdi o ÇOCUKLARIN kemiklerini bir yorgan gibi..Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim zurna ve sazın YEMİNLİ DÜŞMANIYIM !! HİÇ SEVMEM .. Ancak rakı içerken bozlak falan dinlerim .. Yalnız hiçbir türkü bu denli anlamlı ve bu denli içli değildir benim nazarımda.. REDİF demek acemi birliğinden gelip kıtalara dağıtılan asker demek .. Ancak o günlerde , savaşın çetin koşullarında asker tükendi , ÇOCUKLARI DA askere almaya başladılar ..Redif demek gün geldi KÜCÜK ASKERLER demek oldu .. KÜÇÜCÜK ASKERDİLER ..Bu yüzden çölde "KARAGÖZ " tek tesellileri , oyuncakları idi ... MUSTAFA KEMALLER , FAHRİ PAŞALAR O DENLİ ÇOK REDİF SESİ DUYDULAR Kİ BELKİ DE BU YÜZDEN CUMHURİYETİN İLANINDAN SONRA İLK İŞLERİ BİR ÇOCUK BAYRAMI İLAN ETMEK OLDU ..
  • Nutuk
    9.6/10 (1.818 Oy)1.806 beğeni4.579 okunma1.044 alıntı25.216 gösterim
  • Bay Pipo
    8.0/10 (251 Oy)210 beğeni983 okunma133 alıntı4.980 gösterim
  • Hacı Murat
    7.9/10 (415 Oy)344 beğeni1.509 okunma145 alıntı9.764 gösterim
  • Goriot Baba
    8.1/10 (470 Oy)404 beğeni1.802 okunma714 alıntı10.548 gösterim
  • Ateşten Gömlek
    8.0/10 (595 Oy)549 beğeni2.905 okunma427 alıntı19.810 gösterim
  • Yeni Hayat
    7.7/10 (378 Oy)283 beğeni1.201 okunma578 alıntı8.233 gösterim
  • Kiralık Konak
    7.8/10 (551 Oy)431 beğeni2.935 okunma256 alıntı10.356 gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (362 Oy)245 beğeni1.143 okunma182 alıntı6.168 gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.9/10 (5.552 Oy)5.358 beğeni7.862 okunma2.956 alıntı94.388 gösterim
  • Osmancık
    8.4/10 (707 Oy)634 beğeni2.782 okunma371 alıntı13.449 gösterim
Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlının içler acısı halini ortaya seren, birinci ağızdan yazılmış, içeriğinin tamamı gerçek olaylardan derlenmiş tarihsel bir anı kitabı.

Falih Rıfkı Atay kitapta, Birinci Dünya Savaşı sırasında subay olarak bulunduğu Ortadoğu ve Hicaz bölgelerindeki yaşadıklarını bize aktarıyor.
Yazar, bölgedeki savaşları, Mehmetçiğin içinde bulunduğu tüm olumsuz koşullarda bile nasıl fedakarca harp ettiğini, bütün bu imkansızlıklara rağmen kazanılan zaferleri, bunun yanında gündelik asayiş sağlanması için verilen mücadeleleri, ayrıca bölgenin siyasi, etnik, sosyal ve ekonomik yapısını da bize ayrıntılı olarak anlatıyor. Bütün bunlara ilaveten de, Osmanlının o dönemde yaşadığı önemli olaylara da geniş yer veriyor.

Kitap, akıcı olmasına rağmen, dilinin günümüz Türkçesine göre sade olmaması, düzensiz cümlelerle yazılmış olması ve arka arkasına farklı farklı olayların anlatılması sebebiyle biraz yavaş okumayı gerektiriyor.

Ben bu eseri, dönemin olaylarını, direk olarak o dönemi yaşayan birisinin anlatımıyla, ayrıntılı olarak öğrenmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.
Falih Rıfkı Atay ile tanışmamıza vesile olan "Zeytindağı", benim için Osmanlı'nın son dönemlerini anlatması babında gayet yararlı bir eser oldu.

Adını kulaktan dolma duyduğumuz, fakat haklarında yeterli bilgiye sahip olmadığımız bazı paşaları; Cemal Paşa, Talat ve Enver Paşa gibi Atay'ın anlatımıyla bu eserle bir nebze de olsa tanıyabiliyoruz...Yazarımız özellikle Cemal Paşa'nın yaverliğini yaptığı için, onu bile anlatırken tarafsız bir üslup kullanmayı tercih etmiş. Her ne kadar bu paşalar iyi niyetli olsalar da yanlış savaş stratejileri ve rütbe kavgaları yüzünden kendilerini ve beraberlerinde ki Mehmetçikleri büyük kayıplardan ve yenilgilerden koruyamamışlardır.

Yazarımız bu savaşla Osmanlı'nın hazinesinin nasıl tüketildiğini, en önemlisi de Mehmetçiklerimizi nasıl göz göre göre kurban ettiğimizi bizlere çok güzel aktarıyor.

Falih Rıfkı Atay Filistin cephesinde bizzat kendi savaştığı için, savaşın nasıl ilerlediğini ve nasıl başarısızlıkla sonuçlandığını gözler önüne serebilmiş. Yetersiz şartlara rağmen Türk askerinin orada nasıl korkusuzca mücadele ettiğini fakat yine de yenilgiye uğradığını okumak çok hoş olmasa da benim için Atay'ın şu sözleri, Türk askerinin kaydedeceğini bile bile sonuna kadar mücadeleyi bırakmadığının kanıtı mahiyetindedir...

Kudüs'ü İsrailoğulları gibi bırakmadık, Türkler gibi bıraktık...

Bu kitabı, her Türk gencinin okuması gerektiğini düşünüyorum...
Herkese keyifli okumalar dilerim...:)
Falih Rıfkı Atay'ın ilk defa Zeytindağı kitabıyla tanıdım. Kitap beni biraz sıkmış olsa da yine de içindeki bilgiler göz ardı edilecek türden değil.

Falih Rıfkı, kitabın yazarı kitabı kendi hayatından alıntılarla yazmıştır.
Kitapta Osmanlı saltanatının son günlerinden Türkiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadar geçen zamanı anlatılmaktadır.

Yazar bir görev sebebiyle Cemal Paşa’nın karargahına yani Zeytindağı’na gitmiştir. Burada yaşamış olduğu olayları ve anılarını tarihin önemli olaylarını da anlatmıştır.

Osmanlı ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bu coğrafyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs Şam Filistin Hicaz gibi. Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı.

“Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.”

Falih Rıfkı Atay Arapları anlatırken din sömürüsü konusuna da değinmiştir. Kendi ülkelerinde; ata topraklarında hizmetçi konumuna düşmüşlerdir. Filistin ikiye ayrılmıştır. Eski Filistin Arapları yani hizmetçilerin; yeni Filistin ise tüm güzelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin. Din satışa sunulmaktadır. Hac dönemlerinde Araplar da Yahudiler de büyük kazanç elde etmek peşindedir.

Vatan için bir şeyler yapmak gerektiğinde, komutan olarak ilk önce fikir sahibi olmak gerekir.
Zeytindağı'nı geç bir zamanda okuduğumu söylemem lazım. Çok daha evvel okumalıydım. Ama bir taraftan şunu düşünmüyor değilim; mesela 20'li yaşlarımda okusaydım, yine aynı şeyleri düşünür müydüm? Yoksa kitabı çokça eleştirir miydim? Demem o ki, Zeytindağı yorumumuz bizlerin durağan kalan ya da değişen dünya yorumuyla birebir örtüşüyor.

Aynı şeyleri Falih Rıfkı için de diyebilirim. Falih Rıfkı, 18-24 yaş aralığında tecrübe ettiği şeyleri anlatıyor kitapta. Ancak şurası önemli, bunu tam o zamanda yapmıyor. 40'lı yaşlarına yaklaştığında maziyi anlatıyor. Bu önemli çünkü toyluk döneminde de aynı hissiyatı taşıyor muydu? Bir Osmanlı zabiti ikenki fikirleri ile yeni Türkiye Cumhuriyetinin savunucusu bir yazar arasındaki görüşleri örtüşüyor mu, bilemiyorum.

Zeytindağı, Kudüs yakınlarındaki bir dağ. Atay, çoğunluğu Birinci Cihan Harbi dönemine denk gelen anılarını yazmış. Atay, önemli bir konumda çünkü Orta Doğu'nun Osmanlı idarecisi Cemal Paşa'nın has adamlarından birisi. Zaten kitapta Cemal Paşa epeyce yer ediniyor.

Suriye, Filistin cepheleri ile Kanal harekatı dönemi işleniyor. Atay'ın Araplar başta olmak üzere, Orta Doğu halkları izlenimleri var. Doğrusu bu izlenimler pek iç açıcı değil. Tespitleri ve anlattıkları bugün bile geçerli olan bir bataklığı hissettiriyor. Atay'ın altını çizdiği ve haklı olduğu şey, Türk çocuklarının, Anadolu evlatlarının o çöllerde çarçur edilmesidir; çok hazindir...

Halkların bütünü iyi ya da kötü olamaz. Mesela kitapta anlatılan iki hadise var; birinde Balkan Harbinde, işgal edilen yerler Bulgar askerlerine köylü Türk kızlarını peşkeş çeken birinin Enver Paşa tarafından öldürülmesi anlatılıyor. Yani Türk, Türk kızlarını düşmana veriyor. Yine masum olan iki Ermeni mebusu katleden biri Çerkez iki kişiden söz ediliyor. Yani, dini imanı para olan Arap bedevilerin farklı türevleri maalesef bizden de çıkabiliyor.

Arap çöllerinde harp etmiş ve bazen ihaneti görmüş olan bir nesil, Arap antipatisi içinde olmuştur. Hak verip vermemek farklı konu ama anlayabiliyorum. Medine'de Hz. Muhammed'in kabrini savunan Müslüman Türklere karşı kafir İngilizlerin yanında yer alanları Atay nesil affetmemiştir.

Zeytindağı'nda çizilen tablo karanlıktır. Kendisi de Filistin ve Suriye'de harp eden Mustafa Kemal Atatürk, gerçekleri çabuk fark etmiş ve Türk unsur kavramını doğru okumuştur. Zaten kitapta Atay'ın Atatürk'e atıfta bulunduğu üç-dört farklı yer var ki, hepsine katılıyorum.

Zeytindağı, keşke bir kurgu olsaydı, keşke bir roman olsaydı denilecek kadar acı ve hüzün dolu bir hatırat...
Kitabın 150. Sayfasından sonra oturdum ve hüngür, hüngür, hüngür ağladım. Buraya da tüm zehrimi dökmeden içim soğumayacak. Öncelikle şöyle alakasız bir şekilde başlayacağım..
Biz Yunanlilarla düşmandik. Karşımızda kim olduğunu, kiminle savaştığımızı biliyorduk. Hunharca birbirimizin boğazını sıktık, onlar bizim köylerimizi yaktı. İnsanlarımızı camilerde kurşuna dizdi.... Biz de onları yüzme branşında olimpiyatlara hazırladık... onlar esas düşmanın aslinda ingilizler olduğunu ıngiliz gemilerine binmeye çalisirken ıngiliz askerleri tarafindan süngülendiklerinde anladılar da bizim çok muhterem din kardeşlerimiz sene olmuş 2018 hala anlamadılar...
Arap gibi dostum olacağına, Yunan gibi düşmanim olsun da cacik, baklava kavgasi yapalim. Kardak kayalıklari için birbirimizi tepelim. En azindan adamlar açik yani.
Kosova, priştina, Selanik ve musulun kaybedilmesine ne kadar üzülüyosam. Hicaz için aynı seyi söylemek maalesef mümkün değil. Tasi, taragı ha bide kutsal emanetleri ;))) toplayip döndük işte. Bi düşün yakamızdan artık. Kutsal emanetlerin İstanbula getirilmesine atarlanan abdullahl bin zayed midir nerenin bedevisiyse... Ataları ingilizlerle bir olup yüce peygamberimizin kabrini ve onu savunan Türk askerini kurşunlamadı mi. Bunu yapabilen zihniyetteki adam kutsal emanetlere mi sahip çıkar. Görgüsüz arap saraylarinda mona lisa gibi duvara asacaklari eserlerin olduğu şu anki oda da en azindan 24 saat kuran okunuyo.
Bir gün petrol biticek, o zaman pilavda bitecek. İşte ben o zaman bu suudlarin birbirini boğazlamasini zevkle dokato çekirdek eşliğinde izleyeceğim.
Anadolu açlıktan kıvranirken, küçücük bebeler babaları kanal cephesinde olduğundan annelerinin açlıktan sütü kesildiğinden taş yalıyodu bu memlekette ama işte o insanlar son zamana kadar kutsal topraklara sürre alayini gönderdiler. Hepsi hepsi bu kitapta var. İste bu yüzden abdullah bin zayedmi ne o bedevinin dedikleri beni hiç sinirlendirmedi. Kalibini, kumaşını biliyorum ben onun. Onun dedeleri yerdeki taşi kutsal diye bizim hacilara iyi paralara kakalarken kendi akranlari şu anki hacilarimiza çin mali ve türkiyenin her ilçesinde bulunan bi milyoncuda muhakkak olan yüzükleri güzel güzel pazarliyolar. Sonra Mekkeden geldi diye o yüzük bizde göğüs hizasının üstünde bi dolapta saklanıyor. Vallahi biz adam olmayız...
Tarihte en en icimi acitan olaylardan biri şu kanal- hicaz cephesi...
O zamanlarda Türkmüsün sorusuna estafurullah diyen . Türk diplomatlarından para alıp, aynı anda ingilizlerden silah alanlar.... bizim parçamız, bizim topraklarımızda bize karşı komplo kuranlar... üst tabaka Araplar ,bürokrasi ganimetlerinden yararlanıp, kendı ırkından olupta açlıktan ölmek üzere olan insanlarini çöp kamyolarina atan... Bizim Anadolu insanının gözünde yil olmuş 2018 hala kutsiyet atfedilen Araplar daha doğrusu suud kabilesi... bana uzak Allaha yakın olsunlar.
O petrolde o pilavda bir gün bitecek...
Canım Anadolum. Tek taşina, kedine köpegine bile kurban olayım ben senin iyki bu topraklarda doğmuşum...

Kitabı okuyunca aslında ne demek istediğimi öyle iyi anlayacaksınız ki... bu vesileyle
Hülagüyü sevgi saygi ve minnetle aniyorum.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 100 temel eser içinde değerlendirdiği “Zeytindağı” bu anlamlı etkinlik sayesinde, benim de okuduklarımdan oldu. Herşeyden önce, kitabın arkasında yazanlar bile size okumanız için itici bir güç gibi geliyor. Behçet Kemal Çağlar’ın dediği gibi;

“Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.”

Umarım bu vazifeyi yerine getirebilmişimdir. Kendi tarihimizin tozlu sayfalarını üflediğimizde, bize okullarda okutup ezberlettikleri bilgilerin üstünden onca geçen zamanla birlikte bilinçli olarak okumak şüphesiz insana daha çok şey kazandırıyor. Falih Rıfkı Atay’ın gazeteciliği, katipliği, 1.Dünya Savaşı’ndaki yedek subaylıktan, Cemal Paşa’nın emir subaylığına yükselmesi bu eseri yazmasında biçilmiş kaftan görevi görmüş. Zaten kitabın ismi de Cemal Paşa’nın karargahının bulunduğu Kudüs’e yakın bir dağın isminden almış.

Falih Rıfkı gördüğü, yaşadığı, gözlemlediği olayları, paşaları, dönemin acıtan, üzen ve sinirleri zıplatan vehamet bazlı hatıraları insanın bazen boğazına bir yumru bırakacak kıvamda. İttihat ve Terakki (birlik-ilerleme) ile Cemal Paşa, Enver Paşa ve Talat Paşa’dan çokça söz etmesiyle başlıyor. Tabi burada okurken kendi subjektif fikirleri ve görüşlerini fazlasıyla görüyoruz. Cemal Paşa ile ilgili yorumları daha olumlu ve ılımanken, Enver Paşa ile ilgili görüşleri oldukça sertti. Bir de onların yanında olup tanımanın kendisinde de birçok şeyin değiştirdiğini sayfalar değiştikçe anlıyorsunuz.

Osmanlı’nın çeşitli cephelerde kaynak yetersizliği ve asker kayıplarından sonra düştüğü durumlar, politik oyunlar, birilerine boyun eğme, taraf olma ise gerçekten insanın içini sızlatıyor. Çölde geçen zamanlar özellikle kıyıcı;

“Her şeyi kolay düşünüp ferahlamakla beraber, gene her bıraktığımız ölü için ümitsiz bir keder duyuyorum. İnsan kum üstünde şehit bırakmaya dayanamıyor, çünkü ne mezarı, ne izi kalıyor. Bir denizde bile insan bu kadar kaybolabilir.”

Atay’ın bize sunduğu anılarından aslında vermek istediğim çok alıntı var ama bunu tabi ki okuyacak arkadaşları düşünerek yapmıyorum. Kitapta geçen çoğu kelime günümüz Türkçesiyle yansıtılmamış o yüzden anlamlarına bakarak yorumlamanız sizin açınızdan daha verimli olacaktır. Yarı akıcı, düşünme araştırma ağırlıklı bir eser. Okuyacak olan herkese şimdiden iyi okumalar dilerim. Bilhassa tarihteki kaçırdığınız, unuttuğunuz olaylara, gerçeklere bir kez daha yakından bakma fırsatını bulacaksınız. Oldukça başarılı.

Son olarak bu manidar etkinliğe meşale tutan ve düzenleyen okur arkadaşım Murat Ç'ye çok teşekkür ediyorum.

Emperyalizme inat, Türk Milleti kendi başına devlet yapar!
“Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir” Behçet Kemal Çağlar

Büyük imparatorlukların çöküşü dramatik oluyor. Roma İmparatorluğunun Vizigot Kralı Alaric tarafından yağmalanması ve yüzlerce yılda inşa edilen medeniyetin barbar Cermenlerin ayakları altında ezilmesi nasıl masum bir kadının tecavüze uğramasına benziyorsa Devleti Aliyyenin çöküşü de buna benzer. Kafkaslar Balkanlar Filistin Mekke ve Medine Suriye Irak ve binlerce kilometrekare vatan toprağının bir bir elden çıktığı bir memlekette vatanperver bir devlet adamı ya da subayın hissiyatı ancak bu kadar müthiş tarif edilebilirdi. İttihat ve Terakkinin en önemli üç isminden birisi olan Cemal Paşa Birinci Cihan Harbinde Kanal Harekatını idare etmek üzere görevlendirilir ve emir subayı olarak kendisine Falih Rıfkı eşlik eder. Yüzlerce yıl Osmanlı toprağı olan bu coğrafyanın elden çıkışını fevkalade tahassüs yüklü cümlelerle anlatmış Falih Rıfkı. Kendisini bu vatanın bir ferdi olarak gören herhangi bir Türk evladının duygulanmaması elde değil. Çölde kavrulan tifüse sıtmaya yakalanan cepheden cepheye sürüklenmiş yüzbinlerce neferin, bir medeniyetin, cihanşümul bir imparatorluğun yıkılışına tanık olması bu kadar güzel anlatılamazdı.

Zeytindağı Kudüse yakın bir dağ. Cemal Paşanın idaresinde olan 4. Ordu buraya konuşlanmış vaziyette. Burada geçirilen günlerin çaresizliği ve psikolojik atmosferi Osmanlının yıkılış sürecine benzediği için bence kitabın adı sembolik olarak da mana yüklü olmuş. Osmanlının Arap coğrafyasındaki tahakkümü ve ümmetçilik politikasındaki ısrarının beyhude olduğunu Falih Rıfkı’nın yaşadıkları neticesinde anladığı kitabın muhteviyatından çok iyi biçimde idrak ediliyor. Kitapta bir yerde Osmanlının kasasındaki altının tamamına yakınının cihan harbi sırasında Arap coğrafyasını elde tutmak adına harcandığı belirtiliyor. Hatta ricattan sonra memlekete avdet sırasında Anadolu için Cemal Paşanın keşke görev yerim burası olsaydı memleketin tekmil imkânını çöle ve bedevilere tahsis ettik diye nedamet duyduğu belirtiliyor kitapta. İmparatorluğun göz göre göre ve mecburiyetten cihan harbine çekilişi bilhassa Cemal Paşa cihetinden irdelenirken bir yandan da Mehmetçiğin haleti ruhiyesi insanı müteessir eden cümlelerle anlatılıyor.

Mesela şu kısım oldukça etkileyici:

“Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü.”

Kitabı okuyanlar cumhuriyetin kurucu kadrosunun nasıl bir ruh haline ve psikolojiye sahip olduğunu daha iyi anlayacaktır. 1911 Trablusgarp savaşı ile başlayıp Balkan Savaşları ve Cihan Harbi ile devam eden daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile neticelenen 10 yıllık harap edici bir savaş ve yıkım sürecinin insanların zihinlerindeki tezahürünü anlamak elbette kolay bir iş değil. Bugün otuz küsur ülkeyi barındıran topraklara hükmetme noktasından mütemadi savaşlar neticesinde Polatlıdan top seslerinin duyulduğu bir noktaya gelen nesilden bahsediyoruz. Mehmet Akif’e Çanakkale zaferini duyduğunda sabaha kadar gözyaşları içinde Çanakkale Şehitleri şiirini yazdıran bir duyguyu başka bir nesil yaşamadı ne bugün ne de daha evvel.

Kitabın Türkçesi ise ayrıca sitayişi hak ediyor. Kelime kullanımı ve üslup harikulade. Bir başladığınız zaman anında bitiriyorsunuz. Zaten mühim edebiyatçıların bir kısmı kitabı modern Türkçe’nin kullanımı hususunda başyapıt olarak nitelendiriyorlar. Örneğin Nurullah Ataç günümüz Türkçesi ile de kuvvetli bir anlatım yapılabileceğine delil olarak bu kitabı gösteriyor. Gayet anlaşılır ve net ifadeler , lafı uzatmadan görece kısa ve etkili cümleler kitabı Türkçe için bir yüz akı haline getirmiş.

Mesela

“Medine çarşısında ve sokağında Asya, Afrika, Anadolu dilenmektedir. Büyük bir toprak kümesini oyunuz; kurum ve kül yığılmış bir ocağın karşısına kalın hasır ve değnekten
İskemle ve peykeler sıralayınız. Aksakalı kirlenmiş ve porsuk etini bir tahta parçasına dayamış, boynu sarkık, pinekleyen adam, sonra, iri, uzun ve zifire bulanmış çubuktan esrar çeken çekik gözlü çocuk ve kahvenin önünde derilerini güneşe seren yarı iskeletler, hep hac yolunda kalmış olanlardır.
Sokaktakiler açlıktan ve ıstıraptan kapanmış göz kapakları üzerinde bir gölge kararır kararmaz, parmaklarının kara kemiklerini dillerinin güç döndüğü kelimelerle çatlak dudaklarını oynatıyorlar.”

Betimlemeler ve teşbihler bu kadar duru bir Türkçe ile ancak bu kadar etkileyici olabilir. Benim şahsi kanaatim efsanevi bir yazım olduğu yönünde. Milli Eğitim Bakanlığının 100 temel eser listesinde zaten yer alıyor. Fakat her Türk gencinin hem Türkçenin doğru ve etkili kullanımını görmesi hem de evveliyatını anlaması için okuması gereken temel bir eser Zeytindağı. Elbette ayrıntılı bir tarihi malumat vermiyor ama mutlaka okunmalı ve tavsiye edilmeli...
Osmanlı dönemin çöküş safhasını sebeplerini kitabın yazarı falih rıfkı atayın bizzat şahitliğinde arap coğrafyasında gözler önüne seriyor zeytindaği okunması gereken eserlerden biri olduğu kanısındayım...
İhtişamlı bir çöküşün, yitirilen toprakların ve yok yere yitip giden yiğitlerin hikayesi...

Zeytindağı, Cemal Paşa komutasındaki Dördüncü Ordu karargahının bulunduğu dağ. Kitap ismini bu dağdan alıyor.
Osmanlı Devleti'nin çöküş günlerinden, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk günlerine uzanan sancılı zaman dilimini okuyoruz Falih Rıfkı Atay'ın hatıratından.

Kafkasya, Filistin, Suriye, Mekke, Medine ve daha yüzbinlerce metrekare vatan toprağının nasıl elimizden kayıp gittiği, vatanını savunmaktan başka düşüncesi olmayan kahraman Türk askerinin nasıl bir kumar uğruna yitirildiği anlatılıyor kitapta. Bir coğrafyanın kaderinin nasıl değiştiğini görüyoruz.

Atay'ın Cemal Paşa'nın emir subayı olması sebebiyle dahil ve şahit olduğu olayları, kendi ağzından dinliyoruz.
Savaş süresince bölgede pek çok ziyarette bulunuyor. Duru Türkçesi ile o kadar güzel betimliyor ki o coğrafyayı, ben de onunla birlikteymişim gibi hissettiriyor. Anlatım hakikaten muazzam.

İttihat ve Terakki ile alakalı düşüncelerini bizlerle paylaşıyor. Cemal Paşa ile Enver Paşa arasındaki bitmek bilmeyen çekişmeyi, Enver Paşa'nın Alman seviciliğini, bu sevgisi yüzünden koca imparatorluğu nasıl savaşa sürüklediğine kadar herşeyi anlatıyor.

Atatürk'e olan sevgisi ve hayranlığını satır aralarında, harika tespitler yaparak bizlere aktarmış.

“Ne sömürgeleştirebildiğimiz ne de vatanlaştırabildiğimiz topraklar” diye tarif ediyor Arap topraklarını. Yerinde bir tespit. Zira Osmanlı Devleti'ne yalnızca sokak bekçisi gözüyle bakıyor oradaki vatandaşlar.
Hiçbir zaman bizim olmayan, sömürgeleştirilemeyen o toprakları korumak için girdiğimiz onca savaşta binlerce Türk çocuğunu o Arap çöllerinde bilhassa Yemen'de yitirdik.

10 yılı aşkın süren tahrip edici savaş süreci herkese maddi, manevi çok zarar verdi. Savaşmak, sadece cephede savaşmak değildi çünkü.
Balkan Savaşları, Cihan Harbi, Meydan Muharebeleri derken askerin, subayın, vatandaşın psikolojisi altüst oldu.
Canlar yitirildi... Ülke maddi ve manevi çok zor bir açmaza girdi.
Açılan sayısız cephede savaşan, o kadar cepheye yetişmeye çalışan yiğit askerlerimizin durumu içler acısı... 24 saatte bir matara su ile uçsuz bucaksız çölde hayatta kalmaya çabalıyor.

Arap topraklarına akıtılan parayı görünce, Anadolu'nun perişan hali daha da göze batıyor.

İşte bütün bu tabloyu gözler önüne seriyor Atay. Çarpıcı, hüzünlü bir kitap okuyacaksınız. Tarihinize şahitlik edeceksiniz.
Üzüleceksiniz.
Değer miydi diyeceksiniz belki...
Okunması gereken kitaplarınız arasında yerini alsın derim.

*** Düzenlediği güzel etkinlik ile kitabı okumama vesile olan sevgili Murat Ç arkadaşıma teşekkürümü iletmek isterim. İyi ki böyle güzel bir etkinlik yapmışsın ve ben de iyi ki bu kitabı okumuşum.
Oldukça nadirdir tarihi kitaplar okumam. Zeytindağı'nı kitapyurdu sayesinde tanıdım. Puanla alınan eserlerin başında olduğu için okumak istedim. Yazarın dili bana çok iyi geldi diyemem yalan yok. Ama olaylar ve geçmişimiz gerçekten kahramanlıklarla ve acılarla dolu. Kanal Cephesini bu kitapta az da olsa tanıyabilirsiniz. Çöllerde askerlerimizin ne kahramanlıklarla çarpıştığını, arapların bize yaptıklarını, Türk'ün askeri gücü, çöl hayatı ve Osmanlı Devleti'nin son zamanlardaki acizliğini anlatan bir eser. Filistin ve Gazze hakkında bilmediğiniz şeyleri öğreneceksiniz. Çok detaylı anlatmak isterim ama baya spoilere gireceği için fazla girmiyorum. Son dölümleri günlükler ve anılardan oluşuyor çok daha güzeldi daha fazla beğendim itiraf edebilirim. Okunulabilir bir eser sabırla ve dikkatle okunması gerek; sıkılması kolay ve yabancı kelimeler çok o yüzden. Beklentiyi arttırmayın ama temin edip; gerçeklerle yüzleşin....
Mustafa Kemal, Büyük Harp'e girme aleyhinde idi:Kafa ve sanat adamı olduğu için!
Mustafa Kemal, Kurtuluş Harbini bırakma fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için.
Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
Şimdi Anadolu'ya, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.
Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu'dan utanır gibi, hepsi İstanbul'a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor. Anadolu Ahmed'ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
Ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmed'i kumarda kaybettik!
1913' te bir Mustafa Kemal, yüzyıl sonrası için bile hayaldi, Fantazi romanlarında bile yeri yoktu.
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 26 - CUMHURİYET Yayınları
Şimdileri bir kere daha görüyorum ki, okuduğunu anlamak ne zormuş ve bu zorluğu bilebilen insanlar ne kadar azmış.
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 10 - Önsözden, Hüseyin Cahit, Falih Rıfkı için, hakkındaki eleştiriler üzerine...
Bir sabah kumandanın odasına girdiğim zaman, gözlerinin ağlamaktan yorulmuş olduğunu gördüm. Kudüs İngilizlerin elinde idi.
Oradaki son Türklerin nasıl kahramanca vuruştuklarını masanın üstünden aldığım şifreli telgraftan okudum. Kudüs'ü İsrailoğulları gibi bırakmadık. Türkler gibi bıraktık.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zeytindağı
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055514051
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
Baskılar:
Zeytindağı
Zeytindağı
Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci "bir imparatorluğun çöküşünü" o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap Çölleri'nde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye altınını" nasıl bıraktığımızı hayretler içerisinde okuyacaksınız. 

Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek. 

Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir. 
-Behçet Kemal Çağlar-

"...Falih Rıfkı'nın son eseri Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı'nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felâket devirlerinin en facialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekâsı bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık." 
-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-

"... Zeytindağı'nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı'nın üslubu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline vâsıl olmuştur. Zeytindağı, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir." 
-Nurullah Ataç-

Kitabı okuyanlar 960 okur

  • Utkuhan Çavuşoğlu
  • Rukiye KANBAY
  • Oğuz
  • Gökçe Köseoğlu
  • Hermonie
  • Veronika
  • SatyaGraha
  • Elif Yd
  • Emirhan Gündoğan
  • sena

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.3
14-17 Yaş
%3.9
18-24 Yaş
%22.2
25-34 Yaş
%30.7
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%13.3
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.5 (69)
9
%21.8 (67)
8
%24.8 (76)
7
%16.3 (50)
6
%6.8 (21)
5
%3.6 (11)
4
%2 (6)
3
%1 (3)
2
%0
1
%1 (3)

Kitabın sıralamaları