Elnarə

Elnarə
@Elnarall
Bazen kendine anlatamadığını,bir kitabın sayfasında bulursun
Sonra, düşünce du-ruluğunu, izlenimlerinin tazeliğini, yüreğinin dürüst ve temiz ate-şini koruyabilmiş hemen bütün kadınlarda olduğu gibi yaşından çok daha genç gösteriyordu. Parantez içinde şunu da söyleyelim ki, bütün bu saydıklarımızı koruyabilmek yaşlılıkta bile güzelliğini kaybetmemenin tek yoludur.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsanların palavralarını dinlemeyi seve-rim ben. Yalan, insanların bütün öteki canlılara karşı üstünlü ğünü sağlar. Yalanla gerçeğe ulaşılır. Ben yalan söylediğim için insanım. Öncesinde on dört kez, hatta belki yüz on dört kez ya lan söylemeden hiçbir gerçeğe ulaşılmamıştır. Kendine göre bir işte, onurdur bu. Oysa biz kendi aklımızla yalan söylemesini bile be-ceremiyoruz. Bana kendi uydurduğun bir yalan söyle, seni alnın-dan öpeyim! Kendi yalanını söylemek, bir başkasının gerçeğini zki söylemekten daha iyidir. Ilk durumda bir insansın sen, ikincisin-de ise sadece bir papağan... Gerçek kalıcıdır, ama hayat yerle bir edilebilir. Biz neyiz şimdi? Biz istisnasız hepimiz, bilimde, ilerle mede, düşüncede, buluşta, ülküde, istekte, liberalizmde, akılda, tecrübede, her şeyde, henüz daha hazırlık sınıfındayız! Elalemin aklı ile yetinmek hoşumuza gidiyor! Alışmışız buna!"
İnanır mısınız, tek istedikleri kişiliksiz olmak. Bundan büyük zevk duyuyorlar. Kendi kişiliklerinden uzaklaşmak, ellerinden geldiği kadar kendilerine benzememek! Bunun adına da ilerleme diyorlar! Sıktıkları palavralar kendi saç- maları olsa bari... Oysa..."
Sosyal medyayla bağlantımız hızla yayılan duygusal etkilerin yeni biçimlerine olan eğilimimizi artırı­yor. Sosyal medya sakin düşünme için tasarlanmış bir alan değil. Sürekli var olduğundan, geri çekilip düşünmek için ihtiyacımız olan zihinsel alanlarımız gitgide azalıyor. Tıpkı meclisteki Atinalılar gibi duygular ve gereksiz dramalar bizi çevreliyor, çünkü insan doğası hiç değişmedi.
Hayvanlarda, fiziksel duygulan soyut dile çevirme gibi bir gereksinim olmadığından duygular, işlevini olması gerektiği gibi, gayet düzgün bir şekilde yapar. Bizim içinse algı ve duygular arasındaki ayrılık sürekli bir içsel uyuşmazlık yaratır ve irademiz dışında işleyen ikinci bir duygusal benlik oluşturur. Hayvanlar korkuyu kısa bir süreliğine hisseder ve bu duygu kaybolur. Bizse duygularımıza takılırız, onları yo­ğunlaştırırız, tehlike geçtikten sonra bile sürdürürüz ve hatta bitmeyen bir kaygı noktasına kadar taşırız.