1330 senesinde ilk keşif seferine giden bir harp subayının notlarından:
“Dönülecek bir yere gittiğimizi bir an düşünürsem, bunu düşündüğüm yerden ileri gidemezdim.”
Şam'a döndüğümüz vakit birçok yeni şeyler öğrenmiş, yeni silah tecrübelerinde bulunmuş, Krupp'un kaynar demir ırmağını ve Kil'deki top istiflerini görmüş, fakat bir şeyi, zafer ümidini son damlasına kadar kaybetmiştim.
Batıyorduk...
Biz Emir'e top da yollamıştık. Kumandanı, İkinci Mülazım Osman Bey'di. Aşiret, Medayin'e doğru yürüyüş gösterdiği zaman, bir vadide ateşe uğradı: Bizimkiler 1000, karşı taraf 30 kişi kadarlardı. Daha birkaç kişi yaralanınca, hepsi kaçmaya başladılar.
Osman Bey'e de:
— Topunu bırak, gel! diyorlardı.
— O benim namusumdur, bırakamam. Ne diye kaçıyorsunuz? diyordu.
Bos yere bağırdı, çağırdı. Karşı taraf üstüne üşüşüp kurşun ve
cenbiye ile Türk çocuğunu parçaladılar.
Silahlar, toplar, altınlar, develer ve erzak, hepsini, hepsini verdik. Ve bütün seferden bize yine ve yalnız bir Türk çocuğunun isimsiz, nişansız, mezarından başka bir şey şey kalmadı.
Türk topuna sarılmış olarak parçalanan Osman, 333 senesi Haziran’ının üçüncü günü ölüp gitmiştir.