1912-1913 yılları arasında cereyan eden Balkan Savaşları tarihimizin en acı sayfalarındandır. Orada imparatorluk hazin ve hatta utanç verici bir ricat yasamış ve esasinda bir vatan yitirilmiştir. Atatürk o sirada Trablusgarb Cephesindedir ve memleketini kaybetmiştir. Derne'den Istanbul'a gelince gözleri yaşla dolu olduğu halde Selanikli bazi asker arkadaşlarına,
"Selanik'i, o güzel yurdumuzu düşmana nasıl teslim ettiniz de buraya geldiniz?" diye sitem etmiştir. Hatta Atatürk'ün kitaplani arasindaki notlarinda, Balkanlar ve bazi yerler için, "tekrar bize dönecektir" mealinde yazilar vardir.
Öte yandan Kuzey Yunanistan, Bati Trakya, Güney Bulgaristan ve Makedonya Türklügün hazmedemeyecegi kayiplardi ve imparatorluk topraklari degil Rumeli'deki ana vatan seklinde görülüyorlardi.
Buna mukabil hiçbir sekilde bir hatira yaratamadilar. Dolayisiyla yeni nesil maalesef Balkanlar'i tanimiyor ve oradan göç edenlerin torunlari bile bilmiyor. Bu durumu, "geçmise mazi" diye tanimlamanin ötesinde, tarih örgüsüne ve suuruna karşı mutlak bir kayitsizlik ve bilgisizlik olarak nitelemek gerekir.
Pantürkizm başlangıçta siyasi birleşmeyi hedefleyen bir milliyetçilik değildi. Fakat bu durum Balkan Savaşı’na kadar geçerli olacaktır.
Balkan Savaşından sonra imparatorluk toprakları elden çıkınca, buna ihtiyaç duyulacak ve Turancılık siyasi program haline getirilecektir.
Bu olaya kadar bir siyasal programdan değil, daha çok kültürel bir Türkçülükten söz edilebilir. İsmail Gaspıralı’nın Osmanlı imlâsini ıslah ve Osmanlı Türkçesini bir ölçüde öz Türkçe ile ayıklama yoluna giderek bir gazete çıkarması ve Rusyada Müslüman Türk topluluklarında Türkçe okuma-yazma hareketinin hızlanması buna önemli bir örnektir.
Diğer taraftan Osmanlı Imparatorluğu’nda Türkçüler ise edebiyatçılıkla başlamışlardır. Mesela, ilk Türk milliyetçi eserini (Les Turcs Anciens et Modernes) yazan Polonya asıllı Mustafa Celaleddin Paça Türkçülüğü ırk meselesi olarak da ele almakta ve bir anlamda modern Türk milliyetçiliğinin babası sayılmaktadır. Aslen Arnavut olan Semseddin Sami de ilk Türkçe ansiklopedi olan Kamûs-ül Âlâm'i çıkarmıştır. Yine Ahmed Vefik Paşa’nın dil konusundaki milliyetçiliğinde sınır yoktur.
Fakat tartışmalı olarak, Türkçülük Ali Suavi'ye mal edilmektedir.
Akça Kale Sürmeliye gelip Kazan kırk otağ diktirdi. Yedi gün yedi gece yeme içme oldu. Kırk evli kul ile kırk cariyeyi oğlunun başına çevirdi, âzât eyledi. Kahraman yiğitlere kale ülke verdi, cübbe çuha verdi. Dedem Korkut gelerek neşeli havalar çaldı, bu Oğuznâmeyi düzdü koştu, böyle dedi:
“Şimdi hani dediğim bey erenler
Dünya benim diyenler
Ecel aldı yer gizledi
Fani dünya kime kaldı
Gelimli gidimli dünya
Ahir son ucu ölümlü dünya”
Dua edeyim hânım:
“Yerli kara dağın yıkılmasın
Gölgeli kaba ağacın kesilmesin
Taşkın akan güzel suyun kurumasın
Kanatlarının ucu kırılmasın
Tanrı seni nâmerde muhtaç etmesin
Koşarken ak boz atın sendelemesin
Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin
Tanrı’nın verdiği ümidin kesilmesin
Âhir sonu arı imandan ayırmasın
Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun
Derlesin toplasın
Günahınızı adı güzel’e bağışlasın, hânım hey!”