“Haziran 20 – Belki de babamı görmek için acele etmemeliydim; veya onu görmeye hiç gitmemeliydim. Bilmiyorum. Hiçbir şey beklediğim gibi gelişmiyordu. Babamın Bronx’da bir yerde bir berber dükkanı açtığını duymuştum, dolayısıyla onu bulmak zor olmayacaktı. Onun New York’taki bir tedarikçi firmaya mal sattığını hatırlıyordum. Bu bilgi beni, Bronx’taki Wentworth Sokağı üzerinde Gordon’un Berber Dükkanı adı altında bir berber dükkanı hesabı olan Metro Berber Dükkanı Malzemelerine götürdü.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Ona izah etmeye çalıştım, ama bu canlı unsurun yontu dünyasında bir çığır açacağını söylemekte ısrar ediyordu. Vahşi gözlerindeki pırıltıyı görene kadar benimle dalga geçtiğini anlamadım. “Bu, kendi kendine varlığını sürdüren bir sanat türü olabilir,” dedi. “Sanatseverler için yaratıcı bir deneyim, yani. Bir fare daha alırsın ve bunların bebekleri olunca, bir tanesini hep canlı unsuru üretmesi için tutarsın. Böylece eserin ölümsüz olur ve bütün o sosyetik kişiler sohbetlerinde böbürlenmek için bunun bir kopyasını satın alırlar. Buna nasıl bir ad vermeyi düşünüyorsun?”
“Hey, bu da nesi?” benim yaptığım üç boyutlu, plastik labirenti inceliyordu. İyice baktıktan sonra bir çığlık daha attı. “Modern yontuculuk! Kutular ve düz çizgiler!”
“Bu özel bir labirent,” diye izah ettim. “Algernon için yaptığım karmaşık bir öğrenme aygıtı.”
“Bir sanatçı olarak... Beni sinirlendiren şey çizgilerdir. Duvarlardaki, yerlerdeki, köşelerde kutulara dönüşen düz çizgiler – bunlar bana tabutları hatırlatıyor. Benim için bu kutulardan kurtulmanın tek yolu var, bir iki tek atmak. O zaman bütün çizgiler dalgalı ve kıvrımlı olmaya başlıyor ve ben dünya hakkında daha iyi şeyler hissetmeye başlıyorum. Her şey böyle dümdüz, çizgi gibi olduğu vakit, ruh sağlığım bozuluyor.”