Biz burada öncelikli olarak bunlarla ilgilenmiyoruz Çünkü onlar herhangi bir nevrolik kişiliği değil belirli bir zor koşulu anlık bir uyum eksikliğini gözler önüne seriyor.
İlk olarak, başka bakımlardan kişiliği sağlam ve bozulmamış olan bireylerde ortaya çıkabilen, çatışmalarla dolu dış kurumları bir tepki olarak gelişen nevrozlar söz konusudur.
Freud'un kültürel etkenleri hiçe sayması yanlış genellemelere ulaşmakla kalmayıp tutum ve eylemlerimizi güdüleyen gerçek kuvvetlerin anlaşılmasını da büyük oranda engelledi.Psikanaliz Freud tarafından açılan yolu sadakat ile takip ettiği ölçüde, görünürdeki tüm olası sınırsız olanaklarına rağmen, anlaşılması zor teorilerin gitgide artması ve müphem terimlerin kullanılmasında çıkmaz bir sokağa girmiş gibi görünür. Bunun başlıca nedeninin tezahür eden işte bu hiçe sayma olduğuna inanıyorum.
Bütün bunların etkisi bazı psikologların defalarca öne sürdüğü şeyi teyit etmektir: bütün insanlık için geçerli olan, normal psikoloji diye bir şeyin olmadığını.
O halde bu içinde yaşadığımız kültürel koşulları bilirsek normal duygu ve tutumları daha derin bir şekilde anlama şansına sahip olacağız demektir. Nevrozlar normal davranış örüntüsünden sapmalar olduğundan, onlar için de daha iyi anlaşılma olasılığı vardır.
Neyin normal olduğu anlayışı yalnız kültürüyle değil; aynı kültürün ve tarihin akışı içerisinde de değişir. Örneğin bugün yetişkin bağımsız bir kadın bir gül bir erkekle cinsel ilişkiye girmiş olduğu için kendini "düşmüş Bir kadın" ve "düzgün bir adamın sevgisine değmez" biri olarak görüyorsa, en azından birçok toplumsal çevrede bir Nevrozu olduğundan şüphelenilir. Bundan 40 yıl önce de bu suçluluk tutumu normal olarak kabul edilirdi.