Mehmet Kaya

Mehmet Kaya
@Emvac
12 Aralık 1981
3 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
Şerhler - 2
Başkalarının muhtaç olduğu vahayı inşa etmek adına kendi ruhunun pınarlarını kurutan insan, nihayetinde hüsranın eşiğine varır. Hudutsuz şefkat, mefkuresiz merhamet, ahlakı ikame etmek şöyle dursun, bizzat şerri besleyen ve insanı kendi mukaddesatından vuran sinsi bir marazdır. ​Başkalarının yarasına merhem sürmek davasıyla yola çıkıp, her hamlemde kendi kalbimi hançerlediğimi gördüğüm an, sahte aydınlığın çehresindeki peçeyi indirdim. İdrak ettim ki; adaletin riayet edilmediği, çileyle harmanlanmayan ve sınırları çizilmemiş basiretsiz "iyilik", bir fazilet nişanesi değil; ruhun kendi cevherini hoyrat ellere peşkeş çektiği muazzam bir gaflet uçurumudur. ​Bu uyanış, mukaddes bir geri çekiliştir. Artık yeryüzünün kıymet bilmez, asalak karanlığına feda edilecek tek bir soluk, serilecek tek bir seccade kalmamıştır. Her şeyi sineye çeken, cömert fakat iradesiz "iyi insan" suretinden, uysal ve feda edilmiş kimlikten, mağrur ve müstakil bir azametle istifa ediyorum. Varsın yeryüzü kendi çölünde kavrulsun; zira öz nefsinin muhasebesini yapamayanın, aleme nizam verme iddiası beyhudedir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şerhler - 1
Geçmişin enkazında beklemek, istikbale ihanettir. Mademki emek kutsaldır, o hâlde hikâyesi bitmiş olana harcanan emek zayidir. Gönül, miadı dolmuş bir sitemin kölesi olamaz; vakit, yeni ufuklara bismillah deme vaktidir. Ruh, adını unuttuğu bir maziye takılmayacak kadar asil, yeni adımlarla dirilecek kadar güçlü olmalıdır.
Hadiselerin Muhasebesi - 21
Yusuf Ziya Gümüşel üzerinden iktidara yakın İslamcı kesim yargı ve hukuk sistemini eleştiriyor. Çok garip; yani yıllardır her kesim, hatta kesimsiz sade vatandaş dahi hukuk sisteminin mağduru iken, yıllardır hukukun ırzına geçilirken sesleri çıkmıyor da bir hadise üzerinden "Vay efendim hukuk katlediliyormuş!" filan deniyor. ​Türkiye’de yargı mekanizması yıllardır silindir gibi toplumun üzerinden geçerken, çıtı çıkmayanların, sırf kendilerine yakın birinin uğradığı haksızlık karşısında adalet naraları atmaları mide bulandırıcı. ​Hele bir tanesi var ki sözde mütefekkir diye yutturdukları sahtekar çıkmış, "İdeolojik bir grubun baskısı ile Yusuf Ziya Gümüşel'in tutukluluğu hukuksuz devam ediyor," diyor. ​Ulan yavşak; senin ideolojinin, senin gücünün ve senin mahallenin baskısıyla alınan hukuksuz kararları, karartılan hayatları nereye koyacağız? ​İşin trajikomik tarafı şu: Eğer iddia ettiğin gibi bu ülkenin hukuku, muhalif bir grubun tesiri altında kalabilecek kadar satılık ve zayıfsa; o halde düşün ki muazzam bir devlet gücünü elinde tutan iktidara yakın ideolojiler, hukuka bugüne kadar neler yaptırmıştır? ​Zulüm gören senden diye ortalığı ayağa kaldırıp, başkasına reva görülen haksızlığa karşı kafanı çeviriyorsan, sırtını dönüyorsan, senden ala zalim mi var? ​Hoşunuza gitsin ya da gitmesin; hukuk, adalet dağıtmak, milletin hakkını ve hukukunu korumak için değil; egemen olanın haksızlığını meşrulaştırmak için icat edilmiştir. Bu hadisede hukuk çığlığı atanlar adalet arayışı içinde değiller, sadece kendi imtiyazlarını istiyorlar. Bu samimiyetsiz, ikiyüzlü tavır sadece iktidara yakın çevrelere ait bir hastalık değil. Cemiyetin ekseriyetine işlemiş genel kalitesizlik, her kesimi sarmış toplumsal bir çürüme. Seküleri, milliyetçisi, solcusu veya dindarı fark etmiyor;
Hasbihal - 2
Şırnak… Birçoğumuzun zihnine terör, mahrumiyet gibi ezberlerle kazınmış bir coğrafya. Benim de bu topraklara adım atarken heybemde herkes gibi önyargılarım vardı. Ancak burası, kapısından girdiğiniz an ucuz ezberleri direkt suratınıza çarpan, sizi kendi gerçeğiyle sarsan bir şehir. Çünkü Şırnak’a gelmek, sadece coğrafi bir yer değiştirmek değil; yitip gittiğini sandığınız insani medeniyete yeniden hicret etmekmiş. ​Modern dünyanın bencil, robotlaşmış ilişkilerinde "öldü, bitti, kurudu" dediğimiz insana dair ne kadar müspet duygu ve davranış varsa, hepsi burada yeniden vücut buluyor. Burası buram buram insanlık, sokak sokak komşuluk ve pazarlıksız bir arkadaşlık kokuyor. İnsanlar size öyle içten, öyle pazarlıksız ve samimi yaklaşıyor ki, bir an olsun gurbetin soğuk yalnızlığını ve yabancılığını hissetmiyorsunuz. ​İlk günlerimde bir esnafın söylediği şu söz, şehrin ruhunu özetlemeye yetmişti: “Burası, cebinizde beş kuruş paranız, cüzdanınızda tek bir kartınız olmadan ömür geçirebileceğiniz Türkiye’deki tek şehirdir. Burada kimse sizi aç ve açıkta bırakmaz.” Zaman geçtikçe anladım ki bu bir esnaf mübalağası değil, hakikat. Şırnaklılar da bu hazinenin farkında. Biriyle konuşurken laf dönüp dolaşıp “Şırnak’ı nasıl buldunuz?” sorusuna geldiğinde, daha siz cevap vermeden ekliyorlar: “İnsanı çok iyi, değil mi?” Bu artık şehrin kendiyle yaptığı mukaddes bir sözleşme, genel kabul ve hakkı verilen bir kimlik. ​Şırnak, bugün Türkiye’nin en huzurlu, asayiş yönünden en kafanızın rahat olacağı şehir. Gecenin bir yarısı sokaklarında tek başınıza, en ufak bir tedirginlik duymadan sabaha kadar yürüyebilirsiniz. Büyük şehirlerin tekinsiz, arkana bakarak yürüten sokak lambalarını unutun. ​Sokaklarda gezerken insanların yüzünde gerginlikten, metropollerin asabi ve yorgun
Hasbihal - 1
Salih Mirzabeyoğlu’nun 2003 yılında çıkan Sefine isimli bir kitabı var. Bu tarihten itibaren Sefine ismine karşı içimde bir aşinalık var. 23 yıldır internette kullanıcı adı veya şifre olarak hep Sefine uzantılı isimler kullanıyorum. Bir de Emvac kullanıyorum ama daha çok Sefine’yi tercih ediyorum. ​Geçen sene Şırnak iline tayinim (Sürgün atama) çıktı. Yıllık izin, rapor ve en sonunda ücretsiz izin derken 10 ay boyunca pek gidemedim Şırnak’a. Geçen hafta itibariyle nihayet işe başladım ve gittim. Şehre adım atınca, denize fersah fersah uzak bu dağ coğrafyasında, birçok yerde iş yeri adı olarak Sefine ismini görmek dikkatimi çekti. Sefine’nin kelime anlamının "Gemi" olduğunu biliyorum ama Şırnak ile ilişkisini ilk anda çözemedim. Araştırdım; meğerse insanlığın ikinci kez filizlendiği büyük tufanın kıyısındaymışım. Hz. Nuh’un Gemisine Sefine-i Nuh, Cudi Dağı’nda Nuh’un gemisinin durduğu, insanlığın yeniden "BİSMİLLAH" dediği mukaddes alana da bizzat tarih "Sefine" adını vermiş. Kime ait hatırlamıyorum ama​ "Söz ağızdan çıkınca varlığa dönüşür" sözü aklıma geldi. İnsan, dilinin altında gizlidir. Kader, ağlarını bizim seçtiğimiz, dilimize doladığımız, hayatımıza buyur ettiğimiz mefhumlarla örüyor. ​​Demek ki hayatımıza buyur ettiğimiz kelimelere de, dahil ettiğimiz insanlara da çok daha derin bir nazarla bakmak lazımmış. Rastgele seçtiğimizi sandığımız her şey, aslında gelecekteki menzilimizin pusulasıymış. Bakalım Emvac ile karşımıza ne çıkacak... Emvac da Osmanlıca "Deniz Dalgaları" anlamına geliyor. Onu da 90’lı yıllarda çıkmış Hilmi Kocaarslan’ın Emvac isimli kitabından esinlenerek kullanıyorum. Birbirinden tamamen bağımsız zamanlarda ve niyetlerle kullandığım halde biri Deniz Dalgaları, diğeri ise Gemi manasına geliyor. ​Biri fırtınalarla boğuşan, durulmak