Geniş avlunun etrafını saran asırlık taş duvarlar, üzerlerine çöken ikindi gölgesiyle iyice koyulaşmıştı. Havuzun ortasındaki fıskiyeden sızan su sesleri bile ikisinin arasındaki ağır gerilimi
Masa, aralarındaki tek somut sınır çizgisiydi ama her iki taraf da bu çizginin çoktan bir uçuruma dönüştüğünün farkındaydı. Kadın, parmak uçlarını pürüzsüz meşe yüzeyin üzerinde gezdirirken,
Kadın pencereye doğru yürüdü, camda biriken buğuya parmağıyla rastgele bir çizgi çekti. Aşağıda, sokak lambasının altında biriken yağmur suyuna baktı.
"Bak," dedi arkasını dönmeden.
Boğaz’ın hırçın sularına yukardan bakan, yüksek tavanlı, rutubet kokulu eski taş konağın kütüphane odası... Zamanın ve terk edilmişliğin kokusu, yerdeki solmuş acem halısına ve duvarları kaplayan
Tavan arasındaki dairesel pencereden sızan akşam güneşi, havada asılı duran toz zerrelerini altın birer toz bulutuna çeviriyordu. Adam, köşedeki eski sandığa oturmuş, elinde kenarları tırtıklı,