Enkidu

Enkidu
To be or not to be değil. Cogito ergo sum hiç değil…
Ve insan en çok da o sustuğu anların yankısında kaybolur… bağıra bağıra söyleyemediği bir “seni seviyorum”, sonra gecelere sığmaz bir “seni özlüyorum”a dönüşür. Ya bu sevgi mezar taşlarına yazılırsa geç kalmış bir pişmanlıkla, belkide bir fotoğrafın gülümseyen suskunluğuna emanet edilir, hiç konuşamayacağını bile bile... Ve ben en çok da duymayacak kulaklara ve yüreklere ağıt döktütüm içten perişan hâlimi. Enkidu
Reklam
Sen, gönlümün mana kıyısında adı konmamış bir sır gibi duruyorsun. Ne tam vuslat, ne de hicran… Sükûtunla büyüyen, bir dervişin kalbinde sessizce zikredilen bir dua gibisin. Dokunulmadan hissedilen, söylenmeden sevilen...
Belki de pişmekten korkan bendim, ateşin değil, gözlerinin yakıcılığında erimekten... Sidretü’l-Müntehândı gözlerinin toprağına kök salmak. Yolun taşını değil, taşın kalbini oldun bende. Ve her adımda, biraz daha düştüm içimebiraz daha yükseldin içimde. Mavra mı? Senin bakışlarında gizli belki de, varamadığım o sonsuzluk. Enkidu
İşit içimde susmayan çığlıkları, Yokluğunun ördüğü kefene sarındı bedenim. Ve artık menekşeler kokmuyor, Rüzgâr, kokunu taşıyamadığı için hüzünle istifa etti. Toprağım geri itiyor tüm renkleri, Senin gözlerinden doğmayan çiçekleri kabullenemiyor artık. İçimde, bir yorgun yırtıcı gibi bütün savaşlarımı kaybettim.Ve sen… Ey masum ceylan, Ben gözlerinde yalnızca huzuru ararken kendimi en derin av gibi buldum. Enkidu
Bir duruşun var, zaman bile saygıyla eğiliyor. Yüzün bahar, gözlerin sonbahar kırıkları. Gülümseyişin, karanlıkta çırpınan bir mum gibi, aydınlatıyor ama içten içe yanıyor. Gözlerinden süzülen yaşlar, şiir gibi akıyor, ama kimse okuyamıyor. Çünkü herkes bakıyor, sen ise hissedilmek istiyorsun. Bir keder var sende, acıdan yapılmış, onura sarılmış. Kırılmışsın belki, ama kırılmak seni güzelleştirmiş. Bazı insanlar, acıya rağmen parıldar. Enkidu
Reklam