Enkidu

Enkidu
To be or not to be değil. Cogito ergo sum hiç değil…
Evrenin uzak köşelerinde, maviliklerle kaplı, yeşilliklerle süslenmiş uçsuz bucaksız bir gezegen vardı. Bu gezegen ikiye bölünmüştü: batı yarısı *İsra* adında devasa, mavi bir boğanın egemenliğindeydi. Doğu yarısıysa *İra*, kızıl bir öfkeyle parlayan kırmızı boğaya aitti. İki boğa da kudretliydi. Ancak güç, çoğu zaman kanaatkârlıkla dost değildir. Yarım gezegen hiçbirine yetmiyor, her biri diğerinin toprağına göz dikiyordu. Gerginlik yükseldikçe gökyüzü kararır, rüzgâr bile taraf seçerdi. Tüm bu fırtınanın ortasında, sınırları belirleyen bir nehir kıvrılarak akardı. Ve bu nehrin kenarında, hiçbir şeyden habersiz, huzurlu bir kurbağa ailesi yaşardı: bir anne, bir baba ve minicik yavruları. Günün birinde, boğalar en sonunda sabrını yitirdi. İsra, nehrin batı kıyısına indi; İra da doğudan karşılık verdi. Göz göze geldiler. Yeryüzü inledi, hava buz kesti. Ardından çatışma başladı. Toprak titredi, ağaçlar devrildi. Nehrin kıyısında, iki koca canlının öfkesi arasında minicik bir hayat ezildi. Kurbağa ailesi, kendi halinde bir yaşam sürerken, güç hırsının körleştiği savaşta yok oldu. Kurbağaların sessiz çığlığı, nehir suyuna karıştı; sonra yeryüzü yeniden sessizliğe büründü. Ve gezegen, bir kez daha kazananı olmayan bir savaşa tanıklık etti. Enkidu
Reklam
Bir Martin'in notlarından...
Seni seviyorum Ruht, deliler gibi değil gayet aklı başında olmayan zır deliler gibi.. Enkidu
Şiir
Kadınlar, baştan çıkarıcılığın doğuştan gelen araçlarına sahiptir ama mantıktan yoksundurlar.
Edebiyat
Kapitalizm Üzerine...
Bir gün şehirde yaşayan sıradan bir adam, vitrininde “%75 İndirim!” yazan büyük kırmızı afişlerle süslenmiş bir mağazanın önünde durdu. Camın arkasında, normalde 1000 TL olduğu söylenen bir mont şimdi sadece 250 TL’ye düşmüştü. İçinden geçirdi: “Ne fırsat ama! Kaliteli bir ürünü neredeyse bedavaya alıyorum.” Hemen içeri girdi, hiç sorgulamadan aldı montu. Eve geldiğinde bile hala kazandığını düşünüyordu. Ama o mont, aylar öncesinde o mağazaya zaten 250 TL’ye girmişti. Fiyat etiketine yazılan 1000 TL, hiç var olmamış bir değerin yansımasıydı. Aslında o gün kazanan o değil, sistemi yönetenlerdi. Çünkü ona ihtiyaç olmadığı halde bir “fırsat” hissiyle mont aldırmışlardı. Gerçekte olan şuydu: Montu değil, bir illüzyonu satın almıştı. Ve cebinden çıkan son 250TL, sadece kumaşın değil, bir algının bedeliydi. Enkidu
Bu gün düşünen Adam heykeli hakkında konuşmak istiyorum… Öylece durmuş, dirsek dizde, el çenede. Sanki varoluşun sırrını çözmüş de, şimdi nasıl anlatacağını düşünüyor. Ama ben sana söyleyeyim: Büyük ihtimalle kira derdindesin sen. Belki de “Bu ay kart ekstresi yine mi böyle kabarık geldi?” diye geçiriyorsun aklından. Elektrik faturası desen, karanlıkta oturmayı düşünüyorsun belki de tasarruf diye. Yoksa aşk acısı mı? Sanmam. Bu kadar taş gibi dururken, kim severdi seni be heykel parçası? Enflasyon verileri mi seni bu hale soktu, yoksa doların sabah ritüelleri mi? Altın yine zirvede, maaş ise hâlâ yerin yedi kat altında. Orta Doğu'da dert, Avrupa'da kriz… Dünya dönüyor da sen hâlâ aynı düşüncede. Ama en dramatik kısmı şu: Onca düşüncenin arasında, gelip üstüne pisleyen kuşlara bile ses çıkaramıyorsun. Belki de asıl düşündüğün şey bu Enkidu