Babası bir yığın öğütten sonra O'nu kendi haline bıraktı ve öteki oğlu Gündüz'e emek vermeye başladı. Bütün yöreyi ve çevresini şaşırtan bir şey, Osmancık asıl bunu bir gurur meselesi yapması beklenirken babasının bu kararından -azad edilmiş gibi- mutlu oldu. Keyfince yaşamanın tadını daha çok çıkarmaya başladı.
Gür kirpikleri, kalın kaşları, karayağız teni, gözlerini ışıldatan gücü, her soydan kızlara çekici geliyordu. O'na gönül veren çoktu. O'nun gönlü de su gibi, bir o yana bir bu yana meyledip duruyordu.
Ne yapar ne ederse herkesin; Osmancık bu, yapar... Osmancık değilmi, eder... Ertuğrul oğlu Osmancık mı? Öyledir O" demeye alıştığı bir dönemde kimsenin beklemediği bir şey oldu ve kader denilen şey, yalnız Osmancık için değil, bütün yöre için, belkide bilinen bilinmeyen, akla gelen gelmeyen daha başka yöreler için bambaşka bir yön tutuverdi; Bu O'nun Şeyh Ede Balı ile tanışmasıdır...
Yarasını terk eden bir kabuk gibi
Acelesi olan bir çabuk gibi
İçine dert olayım bir mahcup gibi
Sürgünden evine döner gibi git.
Kokumu kırk yağmurla yıkan üstünden
Adımı rüzgâra düşür dilinden
Gurur duy gittiğin o emelinden
Beni günahın say, sevabına git.
Tutunduğum saçından at savur beni
Kırıldığın yanımdan dökül kan gibi
Geçmişinde kalan bir zaman gibi
Açıkta bir özneyi gizler gibi git.
Silinsin alnından dudak izlerim
Başka bakışlara kaysın gözlerin
Yanıltmasın seni bana hislerin
Beni yokmuş gibi anlatmaya git.
Sök at ciğerinden bir sızı gibi
Olmadık bir anda an sızın gibi
Bittimi denirse, "gibi" der gibi
Yeniden bir sayfa açar gibi git.
Çık git aklımın sınırlarından
Bir daha içime düşmesin yolun
Uzaklaş bugün ve yarınlarımdan
Doğduğun kalbimde batar gibi git.
Rüzgârdan dolayı savrula savrula uçan bir poşeti izler gibi izlediler nereye takılacağımızı. İpi kopmuş bir uçurtmayı izler gibi izlediler, çakılmamızı keyifle beklerken. Durup nefeslenmek istesek ittiler, yürüsek cekiştirdiler. Anlatmak istediğimizde dinlemediler, sustuğumuzda da neden anlatmiyorsun dediler.