Erdem Ünlü profil resmi
Erdem Ünlü kapak resmi
Son Küre isimli Fantastik Bilimkurgu kitabının yazarıyım. Burada da kitaplarla ilgili kendimce yorumlarda bulunmaya çalışacağım. Bunu aynı zamanda Youtube üzerinden de deniyorum, linkini aşağıda bulabilirsiniz. Görüşmek üzere. :)
Ankara
182 okur puanı
04 Ağu 15:22 tarihinde katıldı.
Son Küre isimli Fantastik Bilimkurgu kitabının yazarıyım. Burada da kitaplarla ilgili kendimce yorumlarda bulunmaya çalışacağım. Bunu aynı zamanda Youtube üzerinden de deniyorum, linkini aşağıda bulabilirsiniz. Görüşmek üzere. :)
Ankara
182 okur puanı
04 Ağu 15:22 tarihinde katıldı.
  • 712 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin Video Hali.

    https://youtu.be/7Pzvpfk8SWc

    Dune'ın en büyük başarılarından birisi de, yazılmış en iyi bilimkurgu eserlerlerinden birisi olması, süper hikayesi ve kurgusu dışında, doğu kültürünü müthiş iyi işlemesidir. Ve çok "büyük" bir bilimkurgu romanının, doğu kültürü üzerine kurulabileceğini de kanıtlamıştır. Devam kitapları hiç yokmuş gibi yazıyorum, çünkü o çok farklı bir konu.

    Dune, tekil bir roman olarak ciddi manada çok iyi. Arkada ciddi manada yoğun bilgi ve içerik var, hepsi düşünülmüş fakat Frank Herbert Dune'u yazarken bunların içerisinde boğulmuyor. Okuyucuya çok fazla değişik bilgi veriyor, kitabına koyduğu her şeyin çok büyük çaplı sebepleri var, ve bunu boğmadan yapmayı başarıyor. Bu, bana kalırsa dengesi kurulması çok zor bir iş. O an bana anlatılan hikayeyle alakası olmayan bilginin aktarılmaması ama o bilginin yine de var olması. Bu varlığın okuyucuya hissettirilmesi, gerektiğince gösterilmesi ve asla sıkmaması. Bunu başarmak gerçekten çok zor bir iş.

    Dune aynı zamanda felsefi yanı da çok kuvvetli bir roman. Bilimkurgu eserlerinde buna alışığız aslında, hatta ben her iyi bilimkurgu eserinin temelinde belirli bir felsefi düşüncenin yattığı kanaatindeyim. Aksi durumlarda olay dümdüz uzay aksiyonundan öteye gidemiyor. Uzayda geçen bir Zeyna hikayesinden farkı kalmıyor. Dune ise bundan çok uzak. Yüksek kalite bilimkurgu romanlarını ölçü aldığımızda dahi, bu açıdan fazlasıyla kuvvetli.

    Dune, bilimkurgu seven herkes tarafından okunmalı. En önemli bilimkurgu romanlarından ve bu önemlilerin içerisinde de (bazı kitaplar önem açısından yukarıda bulunsalar da çok iyi olmayabiliyorlar, ileride örneklerini göreceğiz) en iyilerinden birisi olduğu için.
  • 736 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin Video Hali.

    https://youtu.be/Q-3VVhJ2qg8

    "Gerçekten iyi bir kitaptı ve ciddi manada beğendim. Onu bir aradan çıkarayım.

    Kitabın konusuna değinmek gerekirse, hmm. Kvothe'nin maceraları? Bir yerlere gidiyor, başına bir şeyler geliyor. O başına gelenler hakknda uzun uzun okuyoruz. Sanıyoruz ki kitabın konusu o. Ama yok, sonra başka şeyler daha oluyor. Uzun uzun onları okuyoruz. Evet diyoruz, kitabın konusu bu olmalı. Buradan devam edecek herhalde. Yok. Başka bir şey daha oluyor... Ve bu durum, şimdi kafamdan hatırlayıp hesap yapmaya çalışıyorum, yanlış hatırlamıyorsam benim başıma yedi kez geldi. Bu normal mi? Bence kesinlikle değil. Peki kötü bir şey mi? Bilmiyorum. İyi bir şey mi? Olabilir.

    Fakat, "emekli" bir kahraman olan Kvothe'nin, "yaa işte, önce böyle olmuştu da sonra da şöyle olmuştu." şeklinde anlatmaya başladığı hayat hikayesi diyebiliriz. Bunları boşa anlatmıyor ama, onun hayatını dinlemek ve kayıt almak üzere yanına gelen tarihçi arkadaşa anlatıyor. Yoğunlukla anlattığı hikayeleri okuyoruz, arada da kitabın kapağında da yazan, tarihçinin Kvothe'nin anlattıklarını not ettiği 1. güne (yani kitaptaki günümüze) dönüyoruz. Kitap da, bugünlük bu kadar yeter, kalanını yarın sağlam kafayla anlatırım tadında bitiyor. Bu kulağa kötü bir fikir gibi gelebilir ama, ben kitabın bitiş şeklini sevdim. Müthiş derecede merak uyandırdı. Kötü bir fikrin, şaşırtıcı derecede başarılı bir uygulaması olmuş diyebilirim, kitabın sonuyla ilgili :)

    Ah, kitapta "gizemli güç" araştırması söz konusu. Yerdeniz serisinde olduğu gibi isimlerin önemi büyük. Fakat tek konu da o değil. Örnek vermek gerekirse, bazı güçlerle ilgili sempati adı ile özetleyebileceğimiz bağlar mevcut. Ne kadar benzetebilirsek, o kadar etkili oluyor gibi. Bazen spoiler vermemekte çok zorlanıyorum ama benim için önemli, sevmiyorum spoiler vermeyi. Napayım?

    Kitabı çok beğendiğimi hatırlatarak, üç sıkıntısından bahsedeceğim.

    1. Kvothe sürekli kendisini övüyor. Gerekli gereksiz hem de.

    2. Kvothe bazı konularda inandırıcı olmayacak şekilde yetenekli. 3 4 yıl ara verdiği "uzmanlıkları" sanki dün bırakmış gibi koruyor. Hani 40 senelik uzman olduğu bir konuya 3 yıl ara verse anlayacağım (ki eminim o insanlar bile tekler) ama bu Kvothe'nin yaşı kaç ki, 3 sene ara verdiği şeyi yine hemen yapabiliyor? Ömrünün çeyreği 3 yıl çocuğum, ne anlatıyorsun? Bu durumun göze batmasının sebebi ise 3. maddede.

    3. Kvothe sürekli referans veriyor. Sahne geçmişim olduğu için çok rahat yalan söyleyebildim. Neredeyse gelecektim ama sahne geçmişim olduğu için kendimi tutabildim. Müzisyen olmayanlarınız anlamaz, ama şöyle şöyle oldu. Zamanında çok iyi müzisyendim o yüzden şimdi hemen kavradım ve yine süper çalıyorum. Sokaklarda büyüdüğüm için böyle böyle yapabildim. Sokakta büyümeyeniniz anlamaz. O konu mu? Onu hiç yalnız kalmayanınız anlamaz. Diğeri mi? Hiç aç kalmayan anlamaz. Öteki mi? Onu gerçek korku nedir tatmayan anlamaz. Özetle, liseliler bilmez ama ben de ergenliği henüz atlatmadım. Bir de düşün liseli olmadığımı, üf!

    Bu üç madde birbirleriyle bağlı sanırım.

    Yer yer yukarıda bahsettiğim konular sinirimi bozsa da, kitabı okumayanlarınız anlamaz, okurken gerçekten keyif aldım. Daha önce bahsettiğim odaksızlık durumu da, sanki bilerek yapılmış ve kitabın sonu itibarıyla toparlanmış gibi hissettim. 2. kitapta ise bu hissiyatın gerçeğe döneceği hem umut hem de tahmin ediyorum. Kitabı bitirirken bende bıraktığı bu hisler sebebiyle, odaksızlığı kitabı bitirmem neticesinde bir sorun olarak görmedim. Ama okurken bu konuda büyük kararsızlıklar yaşamıştım. Siz de benzer bir duruma düşerseniz, tavsiyem çok takılmayıp devam etmeniz yönünde olacak. Çünkü çoğu okura, kitabın sonu itibarıyla benzer hissi vereceğini düşünüyorum. Aslında elle tutulur şekilde olmayan, ama duygu olarak toparlanmış gibi sanki. Devam kitabını da bayağı merak eder hâlde. Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir.

    Ama anlatamadıysam da; bazen sözcükler diğer sözcükleri anlatmaya yetmeyebilir. Tıpkı bir kalemi başka bir kalem ile onun üzerine kalem çizerek tanımlamaya çalışmak gibi. Saçma mı geldi söylediklerim? Ah tabii, Kvothe ile Rüzgarın Adı'nı keşfetmeyenler anlamaz. O sebeple, siz kitabı okuduktan sonra bunu tekrar konuşalım."

    Bu yazdıklarım oldu mu? Olmadıysa bu notları da atıyorum. Baştan alalım.

    "Benim adım Erdem. Rüzgarın Adı diye bir kitap okudum. Belki duymuşsunuzdur..."
  • 208 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin video hali.

    https://youtu.be/cfVwSlDa1Fk

    Kitap tavsiyesi isteyen herkese, eğer okumadılarsa en başta tavsiye ettiklerimden birisi Maymunlar Gezegeni. Fakat bunu yaparken hakkında bilgi vermekten mümkün olduğunca kaçındığım bir kitap. Çünkü o, hakkında araştırma yapmadan okumanız gereken kitaplardan. Ne kadar az bilirseniz, o kadar iyi.

    Biliyorum, günümüzde o kadar çok şeye erişimimiz var ki, bir kitabı okumaya, filmi & diziyi izlemeye başlamadan önce hakkında araştırma yapmayı seviyoruz. Çünkü vaktimizi "doğru" harcamak istiyoruz. Ama bunun yanında getirdiği olumsuz yanlar da var. Bitirmek üzere tüketmek gibi. Çünkü bir sonraki kitaba geçmeliyiz, onu da okumalıyız, yoksa yetişemeyiz. Onu okurken de bir sonrakini düşünürüz. O bir sonraki de dahil olmak üzere hep en iyi kitapları okumalıyız ama, iyice araştıralım, beklentimizi yüksek tutalım. Kitap okumanın zevk olmaktan çıkmasına kadar yolu var. Yıllık hedefler de belirleriz, bu sebeple hızlıca okumalıyız kitapları, kısa kitapları tercih ederiz hatta. Ayarını kaçırmaya çok müsaitiz.

    Çoğunu sevmediği halde tüm klasikleri okumaya çalışan insanlar tanıyor musunuz? Ya da zaman zaman kendinizi, (kendimden örnek veriyorum) bilimkurgu ve fantezi severken klasik kitap okumak ister halde buluyor musunuz? Bunun üzerine klasik bir eser okuyup, beğenmemenize rağmen kendinizi "iyi" hissediyor musunuz? Sanki yapmanız gereken bir şeyi yapmış, başarmış gibi. Sonrasında hızlıca sevdiğiniz türe dönüp zevk içinde okurken, bir süre sonra "başarı hissi" yoksunluğu sebebiyle, bu zevki baltalıyor musunuz? Ve bu süreç tekrar tekrar yaşanıyor mu? Olabilir, ben yaşadım. Akıllanana kadar yaşadım.

    Maymunlar Gezegeni hakkında hiçbir şey yazmadığımın farkındayım. O yüzden şunu söyleyeyim. Benim zihnimde kendisinin üzerinde bulunan hiçbir kitap yok. Denkleri ile birlikte zirvede keşfedilmeyi bekliyor, mümkünse bu süreçte zarar görmeden. Tüketmek, bitirmek, doğrusunu yapmak üzerine olan, sağlıksız düşüncelerle.
  • 247 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin video hali.

    https://youtu.be/tUtKRNW_R4k

    Fahrenheit 451 benim için kitap sevgisini temsil ediyor. Okuduğum yazarlar içerisinde kitapları en çok sevenin Ray Bradbury diye düşünüyorum. Fahrenheit 451 ise onun kitap sevgisini anlattığı bir roman.

    İtfaiyelerin artık yangın söndürmek yerine kitap yakmak gibi bir görevi yerine getirdikleri distopik bir hikayesi var. Kitap okumak aşağılanmak dışında aynı zamanda suç olarak da görülüyor. İnsanların geneli, bu suçu işleyenler için, "yahu neden kitap okuyacağız diye uğraşıyorlar ki?" diye düşünüyorlar, anlamakta güçlük çekiyorlar. Fakat bir gün, birinin kitap için göze aldıklarını fark eden başka biri, idrak etmeye başlıyor. Hikayemiz de bu noktada gelişiyor.

    Sonunun biraz zayıf olduğunu düşünüyorum fakat bu Fahrenheit 451'in kıymetini benim için azaltmıyor. Fahrenheit 451 etkisi çok büyük olan bir kitap. Distopya konuşulduğunda, mevzunun yalnızca Cesur Yeni Dünya ve 1984 etrafında dönmesi pek doğru değil. İkisinin yanına eklenmesi gereken çok daha fazla kitap var aslında ama, üçüncü sırada Fahrenheit 451'in geldiği kesin.

    Fahrenheit 451 kültürel referansı yüksek bir kitap. Okuduğunuzda, başka kitaplardan aldığınız keyif de bundan etkilenecektir. Hikayesinin süper olmadığını itiraf ederim, ama anlatmak istediğini başardığı kanaatindeyim. Ki benim için bir distopyada en önemli kısım budur.

    Herkesin okuması gerektiği çok açık.
  • 360 syf.
    ·1 günde·Beğendi·4/10
    İncelemenin video hali.

    https://youtu.be/CWjdQeVUg-c

    Bu hakkında objektif yorum yapılabilecek bir "kitap" değil diye düşünüyorum. Diğer insanların kitaba dair yorumlarını okudukça da bu düşüncem kuvvetleniyor.

    Harry Potter serisine besledikleri sevgi sebebiyle, bazıları seriye yakışmadığı gerekçesiyle (haklılar) kitaptan nefret etmiş durumdalar, bazıları da sevdikleri karakterlerle şöyle veya böyle bir şekilde buluşmanın mutluluğu içindeler ve keyif almışlar (onlar da haklılar)

    Öncelikle değinmek istediğim bir nokta var. Bazı karaktelerin yaptıkları hareketlerin, karakter dışı olduğuna dair cümleler okudum. Orijinal Harry Potter hikayesi bittiğinde karakterler 18 yaşındalar. Üzerinden 19 yıl geçmiş, bu süre zarfında evlenip çocuk sahibi olmuşlar. Bazı arkadaşlar (özellikle yaşı küçük olanlar bunu daha çok yapıyor gibi geldi bana) "yauuu öyle şey mi olur?? o cümleyi nasıl kurağrrr??" diye sinirleniyorlar. Kurar güzel kardeşim. İnsan çok değişiyor. Ben 18 yaşımdan bu yana 10 kere değiştim, değişmeyen de yoktur. Hala da değişmeye devam ediyorum, ki Harry'nin bu kitaptaki yaşına geldiğimde belki 10 kere daha değişmiş olacağım. Ayrıca en karakter dışı bulunan davranış zaten kitabın ana konusunu oluşturuyor, "ben böyle yapmazdım, toyluğumdan yaptım, beni affet öğrenmeye çalışıyorum işte." diye boşa mı konuşuluyor? Bunun kötü bir hikâye olduğu düşüncesini kabul ederim ama Heri öyle bir cümle kurmaz lafını ciddiye alamıyorum. En son bıraktığımızda 18 yaşında bir çocuktu. Şimdi 37 yaşında 3 çocuk sahibi evli bir adam. Ginny'i aldatsa bile Heri öyle şey yapmaz demem. Yapabilir, bıraktığımızda daha karakteri oturmamıştı ki. Bahsettiğim gibi bir şey olsa sinirlenirim, hoşuma gitmez, bu ne biçim hikâye derim ama "bu karakterler böyle yapmaz" cümlesini kurmam. İnsanlar çok yoğun şekilde bu duruma odaklandığı için uzun uzadıya düşüncemi yazayım dedim.

    Gelelim kitabın geri kalanına. Ben kitaba dair ne hissettiğim tam bilemiyorum. Soluksuz şekilde ne olacak acaba diye merak ede ede okudum. Bunu başka bir kitap okurken yaşamış olsam kafam karışmazdı herhalde. Burada karışmasının ardında şöyle bir sebep var; bu denli heyecan içinde okumamın nedeni okuduklarımın iyi olması değil, benim Harry Potter serisine karşı olan sevgim. Ama zaten burada şu gerçek devreye giriyor, zaten başka neredeyse hiçbir seri için böyle bir "iş" kitaplaştırılıp satılmaya çalışılamaz, çalışılırsa da satmaz. Ama konu Harry Potter olunca ister istemez (buna gördüğünüz üzere ben de dahilim) çok fazla sayıda insan alıp okuyor. Bu da artık hem serinin gücü hem de laneti bana göre. Gücü, çünkü insanlara umursadıkları bir işi sevdirmek daha kolay. Fakat bir yandan da laneti çünkü J.K. Rowling'in yaşı daha genç. Başka yazdığı hiçbir seri, kitap muhtemelen tutmayacağı için, dönüp dönüp Harry Potter evrenini deşme ihtimali yüksek. Bundan yirmi yıl sonra, başka kitaplarda, başka hikâyelerde anlatmak istediklerini zorla Harry Potter evreninde anlatmaya kalkışabilir. Ben Harry Potter'ı yazdım, saksı değilim diye ortalıkta dolaşırsa şaşırmayın.

    Neyse konu dağılıyor. Ben bu kitabı çok gereksiz buldum. Ama okurken acayip keyif aldığımı da inkâr edemiyorum. Fakat yine de ne gerek vardı diye düşünüyorum. Buna ya da başka gereksiz işlere harcanan emek yerine, J.K. Rowling bu evreni genişletmek için ciddi bir çalışmaya girip yan bir seri yazabilirdi. Ya da daha iyi bir seçenek, tadında bırakılabilirdi. Şimdi bu tiyatro oyunu oynandı, 8. kitap olarak basıldı ve J.K. Rowling "bu iş canon'dur arkadaşlar, hadi bakayım." diye açıklamasını da yaptı. Tekrarlıyorum, ben keyif aldım ama ortada 7 kitaplık muazzam bir seri varken, sırf bu evrende geçen bir tiyatro oyunu koymak (ve bunu kitaplaştırmak) için orijinale müdahale etmeye değer mi? Hani üzerinde orijinal Harry Potter serisine harcadığına benzer bir emek harcayarak yan bir seri yaratsa (ve neticede kötü olsa) ne gerek vardı demem. Çünkü ortada kayda değer bir amaç var. Burada ne var? "Ben tiyatro da yapabiliyorum." demek mi tek gaye? GRRM'nin saçmalamasına çok benzer bir durum bu. Adamın elinde bitirmesi gereken bir seri var, tüm hayranları onu bekliyor, adam gidip Souls-like bir video oyunu üzerine çalışıyor. J.K. Rowling de, baştan sona süper şekilde başlayıp bitirdiği seriye, biraz da tiyatro yapayım ve film senaryosu yapayım diyerek lüzumsuz işler ekliyor. Fantastik Canavarlar'ın ilk filmini izleyince de aynısını hissetmiştim. Onda bu kadar keyif almamıştım ve neticede düşüncem yine sadece "ne gerek var?" olmuştu.

    Orijinal işe hiç zarar verilmesin kafasında bir adam değilim. İşte asla filmi çekilmesin, oyunu yapılmasın vs. demiyorum. Sonuçta daha fazla insana ulaşmak, ve işin hayranları için farklı versiyonlarını sunmak amacıyla yapılmaları bence gayet makul. İşin yaratıcısı için de (gelin dürüst olalım) ekstra para manasına gelmesi yine güzel. Fakat "şimdi siz 7 kitaplık bir seri okudunuz ya, ben o evrenin öncesini sinema filminde, sonrasını da tiyatroda anlatacağım." demek bana çok anlamsız geliyor.

    Buraya yorumumu yazarken hislerim daha oturmuş durumda. Evet, okurken keyif aldım ama ben youtube'dan Harry Potter filmlerinin setinin kamera arkası görüntülerini açıp izlesem de keyif alırım. Anam ne sevimliymiş len heri potırcık küçükkene. Amanın hörmayni filan diye diye mutlu olurum. O sebeple benim keyif almış olmam bu işi iyi yapmıyor. Sesi acayip kötü olan yakın bir arkadaşımla karaoke yapmaya gittiğimzde eğlenmem, ortaya çıkan işin iyi olduğu manasına gelmiyor. Hatta ben ona tezahürat edip bir daha söylemesi için ısrar etsem de bu değişmez. Tamam ben arkadaşımla böyle eğleneyim ama o kaset çıkarmasın. Harry Potter serisine karşı da milyonlarca seveni çok yakın bir arkadaş hissine sahip diye, böyle işlere bulaşılmasın.
  • 384 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin Video Hali.

    https://youtu.be/Z7U2c0mfvcY

    Yakın sanıyorum ki şu ana kadar okuduğum en iyi romanlardan birisi. Başarmaya çalıştığı konuda ise kesinlikle en iyisi.

    Bazı kitapların yazılırken özellikle değinmek istedikleri konular oluyor. Elbette her kitap çeşitli konulara değiniyor ama, özellikle bir konuyu işlemek için kitap yazılması farklı bir durum. Yakın'da ise bu konu ABD'li siyahilerin özellikle geçmişte yaşadıkları (ama bugünü kesinlikle es geçmiyor) problemleri. Siyahilerin yaşadıkları problemler içerisinde ise bunun kadın tarafına daha da çok değiniyor. Buraya kadar her şey normal. Ama Yakın'ın başarısı, ona benzer kitapların çok büyük bir kısmının düştüğü hataya düşmemesi.

    Bahsettiğim hata, işlemek istenen konuya propaganda olarak yaklaşılmasıdır. Bu hataya düşüldüğü hayali versiyonunda, Yakın'ın tüm siyahileri melek, tüm beyazları ise öcü olarak yansıtması gerekirdi. Siyahiler beyazlara karşı bu yaşananlardan dolayı asla nefret beslemezdi, beyaz adam sürekli kötü davranır, siyah adam ise iyi niyetini hep korurdu. Köle durumundaki siyahilerin içerisinde, hiçbirisi sahibi olan beyaz adamın yanında yer alıp diğer kölelere haksızlık etmezdi. Kendi içlerinde bir sınıf ayrımı olmazdı, o sınıf ayrımını yalnızca cani beyaz adam yapardı.

    Köleliğin ve ırkçılığın kötü bir şey olduğu aşikar. Kitap yukarıda örneğini verdiğim şekilde yazıldığı durumda, artık 2020 yılında kimseye bir şey katamazdı. Sadece belirli bir dönem için yazılmış, haklı ama sinirine yenilen bir kitap olurdu. Bunun örneği için, yine İthaki'nin bilimkurgu klasikleri dizisinde yer alan Kadınlar Ülkesi'ne bakabilirsiniz.

    Bu şekilde yazıldığı durumda, bende (ve muhtemelen çoğu okurda) bırakabileceği etki "yaa işte, görüyo musun? zamanında beyazlar siyahi insanlara ne kadar kötü davranmış." demekten öteye geçemezdi. Çünkü okuduğumuz şey, gerçekçilikten arındırılmış bir hikâye olurdu. Ve insanlar inanmadıkları hikâyelerden yeterince etkilenmezler.

    Bu tarz konularda, bahsettiğim hataya düşülünce çok üzülüyorum. Yakın'ın işlediği konunun haklılığını ispat etmesi için abartılmaya, ya da gerçeklerden arındırılmaya ihtiyacı olabilir mi? İnsanlar köle olarak kullanılmış, bundan ötesi var mı? Tüm beyazların kötü, tüm siyahileri iyi olarak işlenmesine ihtiyacı mı var bu konunun? Bence hiçbir propagandaya ihtiyacı yok. Olduğunu düşünmek ise, bu konuya (muhtemelen, genellikle istenmeden) yapılan bir saygısızlıktır aslında.

    Kendisi de ABD'li siyahi bir kadın olan Octavia E. Butler ise durumun farkında. Hikâyesini, yaşanabileceğini düşündüğü şekilde, aşırıya kaçmadan, gereksiz yere övmeden ya da yermeden, olduğu gibi anlatıyor. Örneğin, bazı siyahilerin köleliği kabullendiğini, ayrıcalık elde edenlerinin diğer kölelere karşı sınıf ayrımı yaptığını da anlatıyor. Bazı karakterler durumlarını çok net şekilde kabullenmişler. Fakat bu, durumun etkileyiciliğini azaltmıyor, aksine artırıyor. Çünkü Octavia E. Butler, "o kişi bunları bunları bunları yaşadı, mücadele etmeye nasıl devam etsin? O da insan." diyor. Bazı siyahi karakterler, propaganda taktiğinin aksine, gayet gerçekçi şekilde beyazlardan nefret ediyor. Ama Octavia Butler bu durumu o kadar başarılı şekilde aktarıyor ki, okur bu tepkinin doğallığını, haklılığını ve insaniliğini görüyor.

    Yetmiyor, siyahi kölelere karşı, beyaz sahiplerin psikolojilerini de işliyor. "Böyle görmüş, yanlış olduğunu düşünmüyor ki." deyiveriyor. Bunun yerine, "kölelere böyle davranıyor, çünkü çok kötü bir insan." da diyebilirdi çok basit şekilde. Ve okur da, "evet o çok kötü birisi, ben kötü birisi değilim." diyerek konudan sıyrılırdı. Fakat Octavia Butler anlatıyor, "doğru bildiği için, başka yol bilmediği için böyle yapıyor." diyor. Bu sayede okur da, "acaba ben de doğru bildiğim için başkalarına karşı bir hata yapıyor muyum?" diye kendisine soruyor.

    Orada kölelik edenlerin de, onlara zulüm eden sahiplerin de insan olduğunu çok iyi şekilde anlatıyor. O beyaz sahiplerin de korkuları var, örneğin ailesini geçindirmek gibi. Ve yapılan bazı kötülükleri, böyle insani bir sebebe dayandırmak yine çok doğru. Çünkü okur, "acaba ben de ailemi geçindirmek gibi ulvi bir amaç adına, başkalarının üstüne basıp geçiyor muyum? Onları sömürüyor muyum? Kullanıyor muyum?" diye düşünüyor. Oysa o sahipler, kötülükleri sırf kötülük etmek için yapsalardı, "ne kötü adam" deyip geçerdik.

    Kitabın işlediği 1800'lerde, köle durumundaki insanların bu kadar gerçekçi şekilde aktarılması, beni gerçekten çok etkiledi. Özellikle de siyahi çocukların, kendi aralarında oyun oynarken köle pazarı kurup birbirlerini sattıkları sahne. Durumun bu kadar içselleştirilmesi, gerçekten çok acı verici.

    Bu tarz örnekleri çoğaltabilirim ve bu kitapla ilgili onlarca sayfa yazabilirim. Üzerine konuşacak, yazacak çok şey var.

    Kitabın en büyük başarılarından birisi de, kitaptaki hikâye gereği, gelecekten geçmişe bir yolculuk yapılması. 1976'nın ABD'sinden, 1800'lere "bir sebepten" garip bir zaman yolculuğu yapan Dana Franklin üzerinden anlatılıyor hikâye. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan siyahi bir kadın Dana. Geçmişe gittiğinde yaptığı tespitler ise, haliyle 1800'leri gelecekten okuyan bizler için, durumun çok daha etkileyici olmasını sağlıyor. Bazı noktalarda, 1976'daki kendi yaşam şartlarıyla 1800'lerdeki durumla ilgili benzerliklerden bahsedince, günümüzde adı kölelik olmasa da, bazı konular haricinde benzer problemler yaşandığını fark ediyor insan. Ya da 1800'lere gittiğinde yaşadığı bazı şeyler sebebiyle, kendisinin de olaylara bakış açısının değişmeye yatkınlığını görmek de çok etkileyiciydi.

    Tüm bunlar birleştiğinde okurda büyük iz bırakabilecek cinste bir kitap ortaya çıkıyor. Bu arada, aslında bilimkurgu'dan ziyade, sahip olduğu gerçek dışı kurgu fantezi türüne ait. Fakat işlediği konu ve işleyiş şekli sebebiyle, bilimkurgu tanımı okura daha tanıdık gelecektir. Türler biraz da okur ne beklemesi gerektiğini bilsin diye kullanılıyor. Neticede fantastik bir kitap olsa da, kitabın içeriği, klasik manada fantezinin verdiklerinden ziyade, bilimkurgunun verdiklerine daha yakın. O sebeple bilimkurgu olarak adlandırılmasını anlayabiliyorum. Ama işin meraklısı için söyleyeyim, bu kesinlikle fantastik bir kitap. Yalnızca, fantezi türünden (aslında hata ederek) "normalde" beklemeyeceğimiz bir içeriğe sahip. Bu tarz, hayata dair "gerçek" konuları, gerçek dışı kurguda işlemeyi bilimkurguya daha çok yakıştırmamızın da, bu kitabın bilimkurgu olarak nitelendirilmesinde etkisi var. Bu durumu kesinlikle anlayabiliyorum ama hata olduğunu da söylemek gerek. Belki de bu hatadan dönmeliyizdir? Kim bilir? O da başka zamanın konusu olsun.

    Yakın, herkese şiddetle tavsiye edeceğim kitaplar listesinin zirvesinde, çok sağlam bir yere sahip.
  • 416 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin video hali

    https://youtu.be/FRdCT30H4Ls

    Dönemimizin en iyi bilimkurgu romanlarından birisi. İleride bir bilimkurgu klasiği olarak nitelendirileceğinden de eminim. Benim daha fazla güzel örnekler göreceğimize dair umutlarımı zamanında okuduğumda yeşertmişti.

    Hikayesinin ve işlediği konunun çok iyi olmasının yanında, fazlasıyla eğlenceli bir kitap Marslı. Çok fazla güldüğümü hatırlıyorum, zira ana karakterimiz komik bir arkadaş. Kitabın yazım şekli de fazlasıyla içten, ana karakter - Mark Watney - ile arkadaşız gibi hissetmiştim. Zaten bir kitabın bana göre başarılı olmasındaki bir numaralı kriter, okuyucuyu umursatması. Ben umursamadıktan sonra, adamın başına çok acayip şeyler gelse ne olur, gelmese ne olur? Ama umursadığım noktada, karakterin başına gelen en ufacık şey dahi etkiliyor. Ki Marslı'da karakterin başına gelen olaylar hiç ufak değiller. Bu sebeple bir çok noktada acayip heyecanlanmış, korkmuştum. Aman Mark'a bir şey olmasın. Bunu başarmak gerçekten kolay bir iş değil.

    Marslı yalnızca bilimkurgu severlere değil, herkese hitap edebilecek bir kitap. Zevkinden bağımsız, herhangi bir insan ne okuyayım diye sorduğunda Marslı'yı gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.

    Bu arada, disko müzikleriyle ilgili hisleriniz bana kalırsa önemli.

    Not: Filmi de güzel.
  • 304 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin video hali.

    https://youtu.be/SyG9dlWStns

    1997 yılında çıkan Fallout diye minik bir post-apokaliptik(p-a) oyun var. Sonradan seri oldu hatta. RPG ve özellikle p-a seven insanlar kendisinden hoşlanır. Ben de onlardan birisiyim. Yıllardır Fallout oynar, sever, konuşurum, överim. Okuduğum p-a eserlerde hep onun tadını yakalamaya çalışırım. Bugüne kadar p-a'ya olan sevgimi, farklı şekillerde tatmin eden romanlar okudum. Hatta bunların bir kısmı Philip K. Dick'e ait. Fakat tam manasıyla aradığım tadı ilk kez 'Sondan Bir Önceki Gerçek' ile yakaladım.

    Burada Sondan Bir Önceki Gerçek'in o okuduğum diğer p-a eserlerden daha iyi olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Yalnızca benim açımdan daha doğru bir noktayı kaşıyor. Yıllardır süregelen 'ben artık Fallout'un tadını bir romandan alayım' adlı kaşıntımın tam üzerini. Zira kitabı bitirdiğimde onu çok beğenmem dışında, ekstradan bir rahatlama geldi. Oh be dedim. OH BE!

    p-a içinde aradığım politik çıkar konusu çok güzel ve kararında işlenmiş. Hikayenin hem sebebinin hem de sonucunun bu denli ustalıkla bağlandığı başka çok az bilimkurgu kitabı okudum. Sondan Bir Önceki Gerçek, okurken en çok keyif aldığım p-a romanı olmak dışında, bilimkurgu eserleri içerisinde de benim için konumu en üstlerde.

    Teşekkürler PKD.
  • 2020
    58/90
    65%
    58 kitap
    21,3bin sayfa
    185 inceleme
    2 günde 1 kitap okumalı.
    En çok okuyanlar'da 1954. sırada.
Son Küre isimli Fantastik Bilimkurgu kitabının yazarıyım. Burada da kitaplarla ilgili kendimce yorumlarda bulunmaya çalışacağım. Bunu aynı zamanda Youtube üzerinden de deniyorum, linkini aşağıda bulabilirsiniz. Görüşmek üzere. :)
Ankara
182 okur puanı
04 Ağu 15:22 tarihinde katıldı.
2020
58/90
65%
58 kitap
21,3bin sayfa
185 inceleme
2 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 1954. sırada.

Şu anda okuduğu kitap

  • Bilge Adamın Korkusu

Okuduğu kitaplar 248 kitap

  • Güçler
  • Bir Palavracının İtirafları
  • Kırmızı Pazartesi
  • Rüzgarın Adı
  • Budala
  • Dersimiz Cinayet
  • Kardeşimin Hikayesi
  • Sizi İnşa Edebiliriz
  • Yakın
  • Uçuştan Uçuşa

Kütüphanesindekiler 248 kitap

  • Bilge Adamın Korkusu
  • Güçler
  • Bir Palavracının İtirafları
  • Kırmızı Pazartesi
  • Rüzgarın Adı
  • Budala
  • Dersimiz Cinayet
  • Kardeşimin Hikayesi
  • Sizi İnşa Edebiliriz
  • Yakın

Beğendiği kitaplar 218 kitap

  • Güçler
  • Bir Palavracının İtirafları
  • Kırmızı Pazartesi
  • Sonbahar Ülkesi
  • Rüzgarın Adı
  • Budala
  • Dersimiz Cinayet
  • Kardeşimin Hikayesi
  • Sizi İnşa Edebiliriz
  • Yakın