Ülkü Tamer bir şiir yazar, Livaneli müzik yapar ve dillere dolanır. Uyu Memik oğlan uyu/Öte geçelerde büyü… Çünkü Memik oğlan gece vakti kaçağı yüklemiş ve karanlıkta akıp giden bir sel gibi gitmiştir öte geçeye. Birileri çıktı ve sökelim şu mayınları, bir tarla yapalım, işin bilene satalım dedi.
Hükümet ferman buyurmuş. Bir vatan toprağı sahibi olanlardan alınmış, üstüne mayın döşenmiş ve çevresi dikenli tellerle kapatılmış. Ruslar ve Suriyeliler birleşip bir ordu kuracak ve Suriye’den memleketimize hücum edeceklermiş ve o esnada da hür ve bağımsız Türkiye'nin demokrasisini yıkıp yerine de kızıl bir komünizm kuracaklarmış.
Tarihin garip bir cilvesi 1958 yılında Kürt’üyle, Arap’ıyla, Türk’üyle kapı komşularının, akrabaların, amca çocuklarının arasına mayın döşeyen zihniyet iki yıl sonra uzaktan kumandalarını elinde tutan ABD’nin bırakmasıyla tepetaklak olur. Tam temizleyelim artık şu mayınları denilen sıralarda onlarında iktidarlarını yitirmelerinin seneyi devriyesi.
380 kilometre boyunda, yüz metre eninde ve bundan 51 yıl önce üzerinde yaşayan insanlardan bir hezeyan neticesinde gasp edilmiş toprakların, 51 yıldır o mayınlı arazide yol bulmaya çalışırken ölenlerin, eli, ayağı kopanların, gözü kör olanların ; Kadınların, erkeklerin, çocukların, komşuların, akrabaların, 380 kilometre boyunca her adımında yaşanmış bir acının üzerine yapılan pazarlıkların ne kadar insanlıktan uzak olduğunu söylemek yersiz elbette. Lakin…
Zülfü LivaneliÜlkü Tamer
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Pek çok entelektüel çevre içinde, berrak ve açık bir üslup, ister istemez bütün nüans, incelik ve derinlikleri göz ardı ettiği ileri sürülerek hor görülür, basit hatta bayağı bulunur.
Genco Erkal’ın 2008 yılında yazdığı, yönettiği ve 16. İstanbul Tiyatro Festivali’nde de Muammer Karaca Tiyatrosu’nda oynayan Dostlar Tiyatrosu yapımı “Sivas ‘93” şu sözlerle başlar: “Biz şenliğe gitmiştik/ Onlar öldürmeye gelmişlerdi/ Biz devlete güvenmiştik/ Devlet onların yanındaydı/ Onlar ölüme inanıyorlardı/ Biz sevgiye/ Onlar kalabalıktı/ Biz bir avuç kadar... Sivas’ta yaratıcılığın, üretkenliğin, dostluğun, dayanışmanın, yaşama sevincinin coşkusunu gördüm ilk gün. Sonra ateşi gördüm. Yakılışı gördüm. Ölümü sanki ilk kez orada gördüm. Toplu kıyım korkusunu hep duyardım, yobazlığın ne olduğunu, tehlikelerini hep bilirdim ama somut olarak Sivas’ta gördüm. İnsana olan umudum hep diriydi, Sivas’ta bu umudun da yanışını gördüm.”
Genco Erkal
Oğuz Atay'ın kahramanları hep içine konuşur. Çünkü onlar
dışarıdan sürgün edilmiş
kimselerdir. Dışarıda onlar için dinleyen bir kulak yoktur.
Oğuz Atay