"İşittiklerimizden dolayı , bildiklerimizden dolayı acı çekmeye başlıyoruz. Birebir şahit olmasak bile. Acı çekmeye icbar ediliyoruz sanki ya anlatılanlar gerçek olduğu için yahut gerçek yerine sahte gerçekler ikame edildiği için. Bu denli yozlaşmaya, çürümeye mâhkum olmak duygusu bizatihi insanın içini kemiren bir şey. Sadece insan teki olarak her birimiz değil, toplum da içten içe çürüyoruz..."
'Düşünce kalıplaşmış ve basiretsiz bir hal alırsa inanç görüntüden ibaret olur. Bu durumda bir parti ya da ulusun gelişmesi olanaksızdır. Hayat söner ve parti ya da ulus yok olur...'
Doğumdan başlayarak beyne şırınga edilen tabular, eğitim ve tembellik güdüsü, aynı potada ergiyerek dogmayı yaratıyorlardı ve dogma da aklı esir alıyordu. Ama aklın esareti mutluluk, özgürlüğü ise acı veriyordu insana.
"En güzel çiçekler bataklıklar da açar," koşullara boyun eğmeyeceksiniz. Umudunu yitirenin tüketecek başka şeyi kalmaz çünkü. Felaketler, umutsuzluk değil , silkiniş azmini vermelidir. Aslında adam olmak budur.