Bir yaratığın yaşamdan utandığı ve doğadan çektiği acılara ve ölümüne karşı saygı görmeyeceğini bildiği için yok olana dek kendi kabuğuna saklanması ne garip.
Hayır, ölüm ne dehşet ne de bir gizdi; hiç de belirsiz olmayan, mantıklı bir fizyolojik gereksinimdi ve bunu gereğinden fazla kafaya takmak yaşamdan bir şeyler çalmak demekti.
Zamanın ritmi, tekdüzeliği, sapmaları ve hep aynı olan bölümleriyle bitip tükenmeyen bir tek düzelik içinde olduğu için günler öylesine insanı şaşırtacak denli aynıydı ki, bugünü ertesi gün varsayabileceğiniz gibi, bu durağan sonsuzluğun nasıl olup da değişiklikler getirebileceğini anlamıyordunuz.