Thomas Mann Paul Thomas Mann

Yazar 7,6/10 · 264 Oy · 25 kitap · 699 okunma ·  131 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Thomas Mann
  • Yazarın Tam Adı:
    Paul Thomas Mann
  • Unvan:
    Alman Yazar
  • Doğum:
    Lübeck, Almanya 6 Haziran 1875
  • Ölüm:
    Zürich, İsviçre 12 Ağustos 1955
  • Yazar kitaplarını satın al Sponsorlu

Yazar İstatistikleri

131 okur beğendi.
264 puanlama · 371 alıntı
1 haber · 5.605 gösterim
699 okur kitaplarını okudu.
953 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
29 okur kitaplarını şu anda okuyor.
16 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Thomas Mann'ın Biyografisi

Paul Thomas Mann, (6 Haziran 1875, Lübeck; 12 Ağustos 1955, Zürih) 20. yüzyılın en önemli Alman yazarlarından biridir. Özellikle romanları ile tanınmakla beraber, edebiyat alanında verdiği eserler yanı sıra, toplumsal eleştirileri ile de öne çıkmıştır. 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmış, 1933'te Nazilerin iktidara gelişinin ardından önce İsviçre'ye ardından ise ABD'ye göç etmiştir. 1944'te ABD vatandaşlığı almakla beraber, 1952'de yeniden İsviçre'ye dönmüş ve hayatının sonuna kadar burada kalmıştır.

Mann, Johann Wolfgang von Goethe'nin yapıtlarını kendi yapıtında bir tüzük ve konu bulmada örnek olarak kullandı. Avrupa ve Alman ruhuna dair analiz ve eleştiriler yaparken, eski Alman hikayeleri ve Kitab-ı Mukaddes'te geçen kıssalardan, Goethe'nin, Nietzsche'nin ve Schopenhauer'in düşüncelerinden faydalanmıştır. Kendi ailesini örnek alarak oluşturduğu ilk romanı Buddenbrook Ailesi'nde örnek olacak biçimde anlatıldığı gibi, yapıtlarının başlıca konusunu burjuvazinin yozlaşması oluşturmaktadır. Mann, özellikle Alman edebiyatında önemli bir yer edinmiş olan Bildungsroman türünde yetkin eserler vermiştir.

Alman yazar Heinrich Mann'ın kardeşidir. Thomas Mann'ın altı çocuğundan üçü, Erika Mann, Klaus Mann ve Golo Mann da yazar olmuşlardır.

Thomas Mann'ın Kitapları Kitap Ekle

1. Venedik'te Ölüm (Uzun Öykü)
7,3/ 10  (86 Oy) ·  251 Okunma
7,5/ 10  (40 Oy) ·  92 Okunma
3. Değişen Kafalar (Bir Hint Efsanesi)
7,6/ 10  (37 Oy) ·  82 Okunma
4. Buddenbrooklar (Bir Ailenin Çöküşü)
8,6/ 10  (24 Oy) ·  57 Okunma
8,1/ 10  (16 Oy) ·  42 Okunma
6,5/ 10  (14 Oy) ·  33 Okunma
8,8/ 10  (6 Oy) ·  23 Okunma
7,3/ 10  (8 Oy) ·  23 Okunma
9,0/ 10  (2 Oy) ·  12 Okunma
16. Mario İle Sihirbaz (Toplu Öyküler 2)
0,0/ 10  (0 Oy) ·  6 Okunma
17. Zor Saat (Toplu Öyküler 1)
8,0/ 10  (1 Oy) ·  4 Okunma
18. Yusuf Ve Kardeşleri 2. Cilt (Yusuf'un Gençliği)
9,0/ 10  (1 Oy) ·  2 Okunma
19. Yusuf Ve Kardeşleri 1. Cilt (Yakup'un Hikayeleri)
9,0/ 10  (1 Oy) ·  2 Okunma
6,0/ 10  (1 Oy) ·  2 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Hârizmî, bir alıntı ekledi.
 19 Eyl 2017

Çünkü sanat da bir savaş —insanı çabuk çürüğe çıkaran yıpratıcı bir savaş— değil miydi?

Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 81 - Can Yayınları)Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 81 - Can Yayınları)
Yasemin, bir alıntı ekledi.
12 Şub 2017 · İnceledi · 9/10 puan

İyi şeyler hep gecikir zaten, hep geç gelir ve geldiği zaman da sevinemezsiniz, bir türlü sevinmek gelmez içinizden...

Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 470 - Can Yayınları)Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 470 - Can Yayınları)
Sergen Özen, bir alıntı ekledi.
 19 Kas 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Kuşların cıvıltısı beni vakitlice uyandırabildiyse, günün ilk öğününden önce şapkamı almadan yarım saat açık havaya, evin önündeki ağaçlı yola çıkarak, bazen de daha uzaktaki yeşil alanlara giderek taze sabah havasından birkaç nefes çekmeyi ve işe güce dalmadan önce erken saatlerin berraklığının verdiği keyfe biraz ortak olmayı severim.

Efendi ile Köpeği, Thomas Mann (Sayfa 9 - Can Yayınları - 2015. 1. Basım, Çeviren: Esen Tezel)Efendi ile Köpeği, Thomas Mann (Sayfa 9 - Can Yayınları - 2015. 1. Basım, Çeviren: Esen Tezel)
Yasemin, bir alıntı ekledi.
08 Şub 2017 · İnceledi · 9/10 puan

''Oğlum, gündüzleri çok çalış ki geceleri rahat uyuyabilelim.''

Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 65 - Can Yayınları)Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 65 - Can Yayınları)
KİTAP AVCISI, bir alıntı ekledi.
08 May 2017 · İnceledi

"Dünya da iki tür mutluluk vardır; Biri vücudun zevkleri sayesinde, diğeri de ruhun sonsuza değin huzura kavuşmasıyla ulaşılan mutluluktur."

Değişen Kafalar, Thomas Mann (Sayfa 107 - Can)Değişen Kafalar, Thomas Mann (Sayfa 107 - Can)
Yasemin, bir alıntı ekledi.
10 Şub 2017 · İnceledi · 9/10 puan

"Bir işadamı asla bürokrat olmamalıdır!" dedi.

Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 294 - Can Yayınları)Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 294 - Can Yayınları)
KİTAP AVCISI, bir alıntı ekledi.
08 May 2017 · İnceledi

İnsan hiçbir şeyden, hayal kırıklığına uğramaktan korktuğu kadar korkmaz, yalnızca hayallerinin elinden alınmasından korktuğu korkar.

Değişen Kafalar, Thomas Mann (Sayfa 104 - Can)Değişen Kafalar, Thomas Mann (Sayfa 104 - Can)
Yasemin, bir alıntı ekledi.
08 Şub 2017 · İnceledi · 9/10 puan

''Güzel evladım, dış görünüşüne bakılırsa, kusursuzsun, ama için kara...''

Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 18 - Can Yayınları)Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 18 - Can Yayınları)
Seda, bir alıntı ekledi.
04 Nis 2015

"Kitaplarda her zaman kendimizi buluruz. Yine de her seferinde okuduğumuzda hayran kalıp yazarını deha olarak adlandırmamız ne tuhaftır."

Thomas MannThomas Mann
Yasemin, bir alıntı ekledi.
14 Şub 2017 · İnceledi · 9/10 puan

Demek ki insanların bizim acımıza saygı duymasını ölüm sağlıyor, en hazin acılar bile ölümle saygınlık kazanıyordu.

Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 751 - Can Yayınları)Buddenbrooklar, Thomas Mann (Sayfa 751 - Can Yayınları)
Bütün Alıntıları Göster
Nesrin Ay, Buddenbrooklar'ı inceledi.
02 Nis 08:26 · Kitabı okudu · 21 günde · 9/10 puan

Kitabın kapağını kapattım taş oturdu şurama... Muhteşem. Alt başlığı 'bir ailenin çöküşü' olmasına rağmen, çöküş kelimesinin bu kadar derin, incelikli, insanın kanına nüfuz eden bir anlamı olduğunu düşünmezdim. 'Her medeniyet çöküş sebeplerini kendi içinde taşır.' diyen Cemil Meriç biliyor, sadece medeniyetler değil, aileler, bireyler de bu fikirden nemalanıyor.

Buddenbrooklar gibi, çoğu insanın ulaşmaya çalıştığı hedef yaşamda 'pürüzsüzlük'. Pürüzsüz bir cilt, pürüzsüz bir ses, pürüzsüz yüzeyler, pürüzsüz düşünceler, pürüzsüz bir hayat. Duyularımıza hitap eden bu sözcüğü istediğiniz kavramın başına koyun, sonra bir düşünün vaat ettiği güzellikleri. Bizim burjuva ailemizin geleceği için istenen de bu. Pürüzsüz bir aile görüntüsü. Ve denge. Bu arada burjuva kelimesinin Marksist sistemdeki sınıfsal kullanımının yanında bir yaşam biçimi olduğunu ve Bozkırkurtları hariç hepimizin bilinçli veya bilinçsizce aynı doğrultuda hareket eden varlıklar olduğumuzu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Hatta kitabın arka kapağındaki 'burjuvazinin kaybolan değerleri için bir ağıt' ifadesi de burjuvazi hakkında Mann'ın tek görüşlü olmadığı şeklinde yorumlanıyor.

Nobel ödüllü Thomas Mann'ın 26 yaşında yazdığı bu kitap, düşüncelerle, felsefeyle yoğrulmuş zor okunan eserlerden değil; bilakis akıcı, sürükleyici, karakterler yaşayıp, evlenip, ölüp gidiyor 3-4 kuşaklık bir roman. Bu tarz romanlarda ve filmlerde de bence en büyük zorluk olan başrolün yer değiştirmesi o kadar ustaca ki, adaptasyonda hiç sıkıntı olmuyor. Arka planda Prusya - Avusturya Savaşı ile düzen değişiyor, fikirler değişiyor ama tabii ki aile aynı aile.

Ve son olarak ben iyi bir tesadüf olarak Schopenhaur'un 2 kitabını okumuştum bu kitapla birlikte. Mehmet 'in yaptığı 'Irvin Yalom'un "Bugünü Yaşama Arzusu" adlı kitabının bir bölümünde bu kitaptan söz edilir. Baba Buddenbrook kitaplığından rastgele bir kitap seçerek Arthur Schopenhauer ile tanışır ve felsefi görüşlerinden etkilenir. Irvin Yalom'un "Bugünü Yaşama Arzusu" adlı kitabında da ana karakterlerden biri sorunlarını Schopenhauer felsefesiyle çözmeye çalışır. İki kitabın temelini de Schopenhauer'ın felsefi yaklaşımları oluşturur ' yorumuyla ne kadar haklı olduğunu farkettim.

Bir ay öncesine kadar 'kesinlikle okuyun' kalıbını çok kullanmama karşın artık çekiniyorum, her birimizin farklı okuma alışkanlıkları var. Ama biraz niyetlendiyseniz ve iyi bir klasik okumak istiyorsanız yine diyeceğim odur ki kesinlikle okuyun.

Yasemin, Buddenbrooklar'ı inceledi.
 14 Şub 2017 · 9/10 puan

BUDDENBROOKLAR
Bir Ailenin Çöküşü

1929'da Nobel Edebiyat Ödülü almış 20 yy. en önemli Alman yazarlarından Thomas Mann'ın 1901'de yayımlanmış müthiş romanı.
Kuzey Almanya'da yaşayan zengin tüccar bir ailenin dört kuşak boyunca yaşadıkları... Thomas Mann'ın kendi aile fertlerinden esinlendiği karakterlerin birkaçına kendi ailesinden isim verdiği, okurken kendi hayatınız dışında bir aile şeceresini okuduğunuz kendinizi o dönemde hissettirebilecek kadar yoğun tasvirlerin sizi ele geçirdiği, okurken akıp giden, ara verdiğinizde kendini özleten, etkili bir roman!

Öncelikle Thomas Mann hiç okumadım Alman bir yazar olduğu, Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları'nı bu kitaptan esinlenerek yazdığı dışında başka bir bilgim olmasa da bu kitap uzun zamandır aklımdaydı.

Böyle uzun bir eseri, kuşaklar arası hiçbir kopukluk hissettirmeden, okuyucuyu sıkmadan, yormadan, 25 yaşında yazabilmek hem yaşanmışlık hem de yetenek olsa gerek. Açıkçası kitabın ilk elli sayfası biraz ağır başladı benim için, karakterler o kadar fazla ki; soylular, akrabalar, rahipler, ailenin kendi fertleri... onları tanımak, adları, tipik özellikleri, kısacası bolca soy adın geçtiği ilk sayfalarda tamamen adapte olmaya çalıştım kendi adıma. Sonrasında,hem bitsin hem bitmesin diyebileceğim bir kitap oldu benim için. Oldukça akıcı, kendini okutturan, merak ettiren, yer yer soyluları taşlayan, elinize almanızla elli, altmış, sayfanın birden akıp gittiği okuyamadığım iki gün boyunca özlediğim bir kitap oldu benim için.. Okumadan önce yazara ve kitaba dair hiçbir bilgi edinilmese dahi, öyle bir hisse kapılıyorsunuz ki; yazar bu kişileri çok yakından tanıyor, o karakterleri çok iyi tasvir ediyor, davranışlarını, hissettiklerini, ruh hallerini ve mizaçlarını öyle iyi biliyor ki, bu çok net anlaşılıyor. Yine de yazara ve döneme dair bilgi edinmek fayda sağlar diye düşünüyorum.

Kitapta soylu, zengin bir ailenin hayat hikayesini okuyorsunuz ve o ailenin dört kuşak boyunca yükselişten çöküşe geçen yolunu. Ancak kısmen de olsa eşitlik isteyen, Cumhuriyet isteyen çalışanlar, işçiler, olduğu kadar dönemin siyasi durumunu da okuyorsunuz arka planda, 1848 devrim olayları ve 1871'de Alman birliğinin tamamlanması, ekonomi çabaları... O kadar çok şey okuyorsunuz ki dört kuşak bir ailenin soylu olma ve hissetme çabalarını, modern hayata ayak uyduramamalarını, hayata bakış açılarını, parasal ilişkilerin nasıl yozlaştığını şirket, soyluluk ve zenginlik uğruna yapılan ve biten evlilikler,hastalıklar, doğumlar, ölümler, dini inanışlar ve sürekli yaşanan hayal kırıklıkları. Koca bir ailenin paramparça olup gitmesi. Hem kendi hatalarıyla hem yanlış evlilikler sonucu damatların da alevlendirdiği bu maddi-manevi düşüş.

Her bir karakter size burjuvazinin farklı bir yönünü gösteriyor, şımarıklık, içe kapanıklık, gerçekçi tutumlar, boş vermişlik, gösteriş, soylu görünmeye düşkünlük ve çok daha fazlası... Yazar, mekan ve karakterleri öyle tasvir etmiş ki unutmak mümkün değil. Sanırım aklımda en çok 'Doğa Manzaralı Tablolar Odası' kalacak. Önemli her kararın alındığı, gizli her konunun konuşulduğu o oda... Bir de Meng Caddesi. Bir aileye dair maddi, manevi her konunun işlendiği bu kitapta, karakterlerin hem benzediği hem de ayrıştığı noktaları çok açık anlamak mümkün. Kişilerin yaşadığı hastalıklar ve ölümlerine dair benzerlikler gözden kaçmıyor. Eminim farklı farklı okuyucular çok daha başka ayrıntılar yakalayacaktır bu kitapta.
Yapılan doğru, yanlış evlilikler, alınan kararlar, her ne olursa olsun Buddenbrooklar'a üzülmeden edemiyorsunuz. Ben eseri çok beğendim, okumak isteyenlere ya da yazarı öncesinde okumuş ve beğenmiş okuyuculara tavsiye ederim.

İçeriğe Dair Bilgi:
1830'lu yıllarda Buddenbrooklar'ın yeni ve ihtişamlı evlerinde verdikleri bir sosyete yemeğinde başlayıp 1870'lerde sona eriyor. Yaklaşık 40 yıl. Yaşlısından, gencine ölen ve doğan dört kuşak. 1760'larda kurulmuş büyük silolara sahip aile şirketinde her şey yolunda 1830'larda. Okumaya başladığınızda karşınıza ilk ihtiyar Buddenbrook çıkıyor. İki evliliğinden İki erkek bir kız babası. İki erkekten biri olan Jean Buddenbrook ise ikinci evliliğinden ve eşiyle ihtiyar Buddenbrooklar'ın yanında yaşıyor. Ailenin göz bebeği sayılır. Jean Buddenbrook'un ise biri kız ikisi erkek üç çocuğu var. Tom, Tony ve Christian ihtiyar Buddenbrook'un torunları. Sonrasında bir kız kardeşleri daha oluyor, o da Clara. Karakterler arasında öne çıkanlar, Tom ve Tony oldu benim için. Yazar iki erkek kardeşi anlatırken burjuvanın iki yüzünü gösteriyor bize: Tom çalışkan, disiplinli büyüdüğünde şirketi yöneten olgun bir karakter ve ailenin son erkek çocuğu olan küçük Buddenbrook'un babası iken, Christian ise zevke ve eğlenceye düşkün sorumsuz bir evlat. Tony ise şımarık, çocuksu, hatalı evlilikler yapan genç bir kadın. Parçalanma belki de bu kardeşlerden Tony'nin yanlış evlilikleri Christian'ın sorumsuzlukları karşısında Thomas'ın yalnız kalması şirketi ve aileyi tek başına ayakta tutma çabalarıyla başlıyor. Sürekli toplumda saygınlığı korumaya çalışmak yoruyor Thomas'ı. Burjuvada şirket bütünlüğü ve gücü açısından erkek çocuğun önemli olduğu düşünülünce Thomas'ın bu içler açısı ruhsal çöküntüsü belki de sonun başlangıcını körüklüyor. Kısaca, ihtiyar Buddenbrook ile başlayıp onun torunu olan Thomas'ın oğlu, küçük Buddenbrook ile sona eriyor da diyebiliriz.
Daha fazla ayrıntı vermem hoş olmaz. Ama kitabın konusunu fazlasıyla bilsem yine de okurdum diye düşünüyorum.

Sergen Özen, Efendi ile Köpeği'yi inceledi.
 27 Kas 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Münih’te bir nehir kıyısında, pastoral betimlemelerle yüklü bir portre çizer Thomas Mann. Kentin yeşil alanlarında Bauschan’ın maceraları, karakteristik ve fiziksel özellikleri, sahibiyle arasındaki duygusal bağ kitabı hiç olmayacak kadar akıcı hale getirir. Bauschan sahibine karşı çok iyi bir dost ve bir o kadar da yabancıdır. Av köpeği kırması olan Bauschan hoşlanıp hoşlanmadığı şeyleri adeta vücut diliyle ve yüz ifadesiyle söylemeye çalışır sahibine. Bir bakışıyla uzun uzun ne demek istediği cümlelere dökülür, tehlike sezdiği anda o tehlikeyi bertaraf edene kadar zaptedilmesi zordur. haylazlığı, sessizliği ve vücut dili çok iyi anlatılır. Sanırım bu, kitabın yarı otobiyografik öğeler bulundurmasından kaynaklı olan bir şey. Ancak bir köpek sahibi bunları anlayıp yazabilir düşüncesini hissediyorsunuz.
“Kent ile kırsal arasında kalmış, tarihin yok oluşuna mahkum ettiği idilde sığınak arayan bireyin, Birinci Dünya Savaşı’yla değişime uğrayan Avrupa burjuvazisinin yaşam deneyimine ilişkin bir tasviri” diye son üç sayfaya sıkıştırılan bir metin var. Daha çok macera ve tabiatın tasviri yönünden duygunun geçtiğini söyleyebilirim.

İlk evcilleştirilen hayvan olan köpekler, tarih boyunca insanların yolculuklarında, göçlerinde bir korunak, bir yoldaş, bir dost olmuşlardır. Yeryüzünde belki en iyi ‘sadakat’ timsali olan bu canlı, dünyada iyi şeylerin hala var olduğunu göstererek, kendisine bahşedilen sadakat ve bağlılığı hayatı boyunca sunar insanlara. Yaşamsal içgüdülerindeki vahşilik çıkar gün yüzüne kimi zaman. Bir şey hoşuna gitmesin, onu tutmak zorundadır. İnsanda irade var olduğu gibi onlarda da içgüdü, hissetme vardır. Aklı selim geçinmemize rağmen içimizdeki melun çoğu zaman dışa vurur kendini. Ne var ki bir köpek gelebilir bunun üstesinden. Köpeğin sert dişleri, tabiatı çöplüğe çeviren, iyi ilişkileri çıkar uğruna yapan, içten pazarlı insanın nefs-i iradesinden daha korkutucu değildir.

Ağızlarda hakaret mahiyeti taşıyan bu canlıyı kullanan o kadar fazla ki… Ufacık bir baş okşamayla bile çoğu insanın sahip olamadığı, olmak için adım atmadığı sonsuz bir sevgiyi sunar karşısındakine. Kendilerine nasıl tavır takınıldığını hisseder, çocuk ve kadınlar yetişkin erkeklerden ayrılarak daha bir titiz, ayrı bir yaklaşım oluşturur. Bunu yapmayan bir köpeğin yetiştirilme tarzının yanlış olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Köpek denilince aklıma direkt tür olarak Pitbull geliyor. Haberlerin ortaya attığı 'Pitbull dehşeti' manşetleri yüzünden Pitbull denilince saldırgan ve huysuz bir köpek türü olarak algılarız. Sokak köşelerinde binbir peşmudelik içinde boş gezen kişilerin elinde köpek görünce gerçekten üzülüyorum. Son derece uysal ve arkadaş canlısı olan, hatta Avrupa’da dadı olarak kullanılan Pitbull cinsini aşırı agresif ve saldırgan bir yapıya dönüştüren şeyler ancak bir dayak, aç bırakma, dövüştürme veya onu kızdıracak hareketlerdir. Birçok kişi tarafından yaygınlaştırılan bir şey bu, asıl dehşeti sağlayan hayvanı o dereceye getiren sahiplerinin yetiştirme tarzından başka bir şey değil. Çok tehlikeli saldırı aracına dönüşüyor bu kötü ellerde ne yazık ki.

Tabiat, köpek ve insan ortamında geçen üçlüyü seviyorum. Güzel bir otobiyografik kitap gerçekten.
Yaşanılan bir dünyadaysak, çocukların, yaşlıların, biraz da köpeklerin sayesinde olduğunu unutuyoruz.
Hep var ol ey dost.

fazi, Venedik'te Ölüm'ü inceledi.
04 Haz 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Thomas Mann adını duyunca aklınıza gelen ilk kitap büyük olasılıkla Venedik'te Ölüm olacaktır.
Ben de bunu bilerek, önce Dolandırıcı Felix Krull'un Itirafları'nı okuyup yazarı biraz tanıyarak ve sonra araştırarak Venedik'te Ölüm'e geçtim. Çünkü bir anda bu eseri okursam bir şeylerin eksik kalacağını düşündüm.
Kısa bir internet araştırmasıyla, Venedik'te Ölüm'ün başlarda Goethe öyküsü olarak tasarlandığını, fakat sonra Goethe model kabul edilerek Gustav von Aschenbach karakterinin yaratıldığını okudum.
Kahramanın çocukluk yıllarında yaşadıklarına değinen yazar, büyüme çağlarını ve sanatçı olmaya karar verişini de anlatıyor eserde.
Konu ise şöyle; Verimsiz bir döneme giren Aschenbach, Venedik'te dinlenmeyi amaçlar. Ancak bu gezide karşısına 'Yunan tanrılarına' benzettiği Polonyalı on üç - on dört yaşlarında genç Tadzio çıkar. Öyküde uzun betimlemelerle Tadzio'nun güzelliğinden bahseder yazar. Onu izlemeye ve günlerini bu şekilde geçirmeye başlar. Aschenbach Tadzio'ya kendini kaptırır, onun güzelliğini överken kendi yaşlılığından da nefret etmeye başlar..
Okurken birçok betimlemenin kullanıldığını göreceğiniz eserde, bu sayede karakterler hakkında fikir sahibi olacaksınız. En sevdiğim şeylerden biridir karakterleri gözümde canlandırabilmek, bu nedenle okurken hayli zevk aldım bu kısımlarda.
Bir de değinmek istediğim şey, internette eserin 'çerezlik' olduğuna dair okuduğum yorumlar.. Üzülerek burada da bazı kitaplar hakkında bu manasız benzetmenin yapıldığına şahit oldum.. Eserleri sadece kısa olduğu için, 'çerezlik' olarak tanımlayan sığ düşünceli kişilerin, bu yorumları listelerin üst sıralarında gezen ve okuyana hiçbir şey kazandırmayan kitaplara yapmalarını tavsiye ediyorum. Zira Venedik'te Ölüm, derin duygular barındıran hayranlıkların zamanla hastalıklı ve ölümcül bir hal almasını okuyucuya unutamayacağı bir şekilde aktaran çok önemli bir eser..

mehmet temiz, Buddenbrooklar'ı inceledi.
 15 Haz 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Öyle kitaplar vardır ki gerçekten muhteşemdir.onları anlatmaya tek bir muhteşem kelimesi kafidir. Ama diğer bir grup kitaplar vardır ki, onlar da muhteşemdir.Fakat o kitapları anlatmaya,onları övmeye,ne tek bir kelime,ne tek bir cümle ne de tek bir sayfa yeter.Hatta sayfalar dolusu övgü yazsanız yine de yeterli olmaz. İşte Buddenbrooklar böyle bir kitap.

1929 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Thomas Mann'ın ,henüz 25 yaşındayken yazdığı, yaklaşık yüz yıllık büyük bir şirket sahibi olan, bir ailenin son elli yılının dramatik hikayesini anlattığı mükemmel ötesi bir eser.

Kitapta 1760 lı yıllarda kurulmuş olan Buddenbrook aile şirketinin sahibi olan ailenin, esas itibariyle 1835 yılından sonraki yaşadıkları çok ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.O dönemde gerçekten varlıklı ve saygın olan ailenin tüm fertleri, dürüstlükleriyle,iş ahlaklarıyla,insanlara duydukları saygılarıyla,yardım severlikleriyle,misafirperverlikleriyle,içlerinde taşıdıkları iyilik duygularıyla , o dönemdeki diğer burjuvatik ailelerden ayrılmaktadırlar. Bu ailenin Elli yılda yaşadığı sevinçler,hüzünler,doğumlar,ölümler,evlenmeler,boşanmalar,kazançlar, kayıplar,hastalıklar,mutluluklar...vs her şey,her olay ayrıntılı olarak anlatılıyor. Bazılarımız burada ,''bunda çok ilgi çekecek bir şey yok ,her aile de olabilecek şeyler bunlar, bunun neresi ilginç,sadece bunun için 831 sayfalık kitap okunur mu?'' diye düşünecek veya soracak. Cevabım şu: Böyle mükemmel yazıldıysa okunur. Kesinlikle okunur. Neden mi? Anlatayım.

Yazar kitabı o kadar akıcı ve sürükleyici olarak yazmış ki, inanın bana okurken kaç sayfa okuduğunuzun farkında bile olmuyorsunuz.Elinizden bırakıp ara vermek diye bir şey istemiyorsunuz.Bir kitabın en sıkıcı bölümleri geniş ve uzun süren mekan,çevre ve kişi tasvirleridir.Burada yazar bunları bile o kadar mükemmel yapmış ki sıkılmayı bırakın zevk alarak okuyorsunuz.Olayların anlatıldığı kısımların nasıl okunduğunu artık siz düşünün.

İncelememin ilk parağrafında yazdığım gibi,Bu kitap hakkında sayfalar dolusu yazsak yinede yetersiz gelir.Onun için mutlaka okumak gerek.Ancak okunduğunda değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Sonuç olarak , Dünya Edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden biri olan bu kitabın,edebiyat severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğu kanaatini taşıyorum.Sayfa sayısı kesinlikle sizleri korkutmasın,okumaya başladığınızda bana hak vereceksiniz ve kitabı okuyup bitirdiğinizin farkına bile varamayacaksınız.

Nurhan Işkın, Efendi ile Köpeği'yi inceledi.
11 Oca 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Uzun öykü olan bu kısa fakat tasvir ve betimlemeleri ile roman tarzında olan Thomas Mann'ın kitabı av kırması Bauschan ile olan birlikteliğini anlatıyor...

Thomas Mann'ın köpeği olan, biraz şapşal biraz hassas ama efendisini çok seven Bauschan'ı o kadar güzel anlatıyor ki, betimlemeleri okurken, ormanda onlarla beraber geziye çıkıyorsunuz. Ava gittiklerinde Bauschan'ın becerisizliklerini ama sevimliliği ile sahibine olan sadakatini de gözlemliyorsunuz...

Bauschan avlar da hiç bir varlık gösteremese de, diyalogları sanki onların yanındaymışcasına gülümseyerek izliyormuşsunuz hissini yaşamanıza sebep oluyor...

Bir köpeğin sahibi ile olan derin bağını ve konuşmasalar da iletişimlerini hareketleri ile anlatan ve birbirlerine kızsalar da, birbirlerinden vazgeçemeyişlerini edebi anlatımını okurken, her canlının insan yüreğinde sahip olabileceği sevgiyi hissedeceksiniz...

Bauschan ve Thomas Mann'ın merak uyandıran dünyası aldığı ödülü sonuna kadar hak etmiş...

Yazarın bu eseri, her ne kadar sadece köpeğinin karakterini ve kendisi ile olan iletişimini konu alıyor gibi görünse de, bir konu üzerine sayfalarca tasvirin nasıl yazılacağının örneğini okurlarına sunuyor...

Tasvir ve uzun betimlemelerden sıkılmayan tüm okurlara tavsiye ederim. Gülümseyip, düşünmenize sebep olacak bu eser, köpeklerin de dünyasına farklı bir pencereden bakmanızı sağlayacak...

Hayriye Gül, Venedik'te Ölüm'ü inceledi.
 30 Oca 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Thomas Mann ile tanışma kitabım oldu Venedik'te Ölüm. Kitabı aldıktan sonra bitirme süremin en uzun olduğu kitap. Üç defa başladım ve hepsinde de yarım bıraktım, gitmedi, okuyamadım kitabı en iyisi ara vermek diye düşündüm; kitabı bitirmeye gayret etseydim Thomas Mann'ı bir daha okumaz, bu büyük yazardan mahrum kalırdım. Hani diyoruz ya '' her kitabın bir zamanı vardır'' bu kitapta zamanı olan kitaplardan.

Yeniden başlayınca eski bir arkadaşımı görmüş gibi oldum ve hemen hasret giderdim kendisiyle. Evet kitap akıcı değil, konu durağan, uzun ve anlamak için dikkat verilmesi gereken betimlemeler, nereye gittiğini sorguladığınız cümleler var, evet konu eleştiriye çok açık ve sarsıcı ama bunlar kitabı okumaya engel değil. Yazar anlatmak istediğini aşırıya kaçmadan, amacının dışına çıkmadan o kadar etkileyici anlatıyor ki, kitabın sonunda yazara hayranlığınız artıyor.

Tutkularımız ne kadar bizim kontrolümüzde ? Kontrol edemediğimiz tutkularımızın sonucu ne olur ? Güzellik -hele ki aklımızı baştan alacak kadar güzel olan- bizlere neler yaptırır ? Bu soruların cevabı için Venedik'te Ölüme bekleniyorsunuz. Keyifli okumalar.

Black Jack, Venedik'te Ölüm'ü inceledi.
02 Oca 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Aschenbach saygın bir yazardır. Venedik'e tatile gitmiştir. Fakat bir gün o ideal güzellik karşısında dehşete düşüp, tutkularının esiri olur. Yunan tanrıyla isimlendirdiği bir heykel bir sanat eseri diye tasvir ettiği bu güzellik onun hangi yollara sokacaktır. Tutkuları kendi sonunu mu getirecektir? Luchino Visconti tarafından sinemaya da aktarılan eseri mutlaka okuyun derim..

fazi, Dolandırıcı Felix Krull'un İtirafları'ı inceledi.
 21 May 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

İlk okuduğum Thomas Mann kitabı.. Ama son olmayacak tabi ki. Doktor Faustus ve Venedik'te Ölüm sıradaki okuyacağım eserleri. Kitabın 2014 baskısı 480 sayfa ancak ben e-kitap basımını okuduğum için 380 sayfaydı.
Kitabı alırken aslında çok düşündüm, çünkü yorumları okumak gibi bir gaflete düştüm.. Sonra tüm eserlerini satın almaya karar verdim. Sonuçta herkesin aynı kitapları sevmesi mümkün değil. Yorumlayanlar sadece kitap cümlelerinin uzun olduğunu söylemiş. Bu benim için bir sorun oluşturmadı, cümleler uzun ancak çok anlamlıydı. Ayrıca yazarın eseri tamamlamış olmasını çok isterdim.. Çünkü çok merak ettim kitap bitince neler olabileceğini.
Thomas Mann, 1905 yılında otel hırsızı Georges Manolescu’nun "Hırsız Prens" ve "Düşüş" adlı kitaplarından esinlenmiş ve 1911 yılında bir hikaye ile Felix Krull karakterini okuyucu ile buluşturmuş..
Konudan biraz bahsedecek olursam; sonradan iflâs edecek bir ailenin çocuğu olan Felix Krull, okuldan kaytarmak için yaptığı ufak numaralar ve yalanlarla başlayıp, babasının imzasını taklit ederek kötü alışkanlıklarına devam etmiştir. Babasının ölümüyle hayatı bütünüyle değişmiş, yeni bir çevre ve insanlarla yaşamaya başlamıştır. Kitap genel olarak Felix'in yaptığı buna benzer itiraflarla ve yaptığı 'dolandırıcılıklarla' devam ediyor.
Tavsiyem, yorumlara bakarak okumaktan vazgeçmeyin bu güzel eseri. Okumayı çok sevmeyen ya da kolay kitapları tercih edenlerin yaptığı bana göre dikkate alınmayacak incelemelerle kirlenmiş siteler..
Küçük bir bilgi vermek istiyorum incelememi bitirirken. Romanın ikinci bölümü ile ilgili 1955 yılında konuşan Thomas Mann; Felix Krull'un evlenip Güney Amerika'ya gideceğini, sonra hapse gireceğini ve nihayetinde İngiltere'de emeklilik yaşayacağını anlatmıştır.. Ancak tabi ki ikinci bölümü yazamamıştır...

Ah Sita güzelliğin ve aldatmanın sembolü kutsal Dul... Sen Şiridaman ve Nanda'ya ne yaptın birinin kafasıyla diğerinin vücudunu aldattın.Thomas Mann'in okuduğum ilk kitabı, etkileyici ve bir o kadar da sürükleyici bir eser. Kitabı okurken Hint Mitolojisini de araştırma isteği uyandı Mitolojik unsurlar üzerine durulmuş kurgular olabildiğince dinsel özellik gösterse de daha çok Felsefi bir eser. Keyifli okumalar

Bütün İncelemeleri Göster