Buddenbrooklar Bir Ailenin Çöküşü

8,5/10  (22 Oy) · 
54 okunma  · 
22 beğeni  · 
1.910 gösterim
Buddenbrooklar, 20. yüzyılın en saygın yazarlarından Thomas Mann'ın ilk romanıdır. Ama birçok eleştirmenin gözünde, Venedik'te Ölüm'den de büyük bir romandır Buddenbrooklar. Mann'ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya'da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar... Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Mann'ın bu dev yapıtı, modern edebiyatın klasikleri arasındadır. Venedik'te Ölüm, Tonio Kröger, Büyülü Dağ, Doktor Faustus gibi yapıtların yazarının bu başyapıtını yeni çevirisiyle sunuyoruz.
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2015
  • Sayfa Sayısı:
    835
  • ISBN:
    9789750735349
  • Orijinal Adı:
    Buddenbrooks. Verfall Einer Familie
  • Çeviri:
    Kasım Eğit, Yadigar Eğit
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Nesrin Ay 
02 Nis 08:26 · Kitabı okudu · 21 günde · 9/10 puan

Kitabın kapağını kapattım taş oturdu şurama... Muhteşem. Alt başlığı 'bir ailenin çöküşü' olmasına rağmen, çöküş kelimesinin bu kadar derin, incelikli, insanın kanına nüfuz eden bir anlamı olduğunu düşünmezdim. 'Her medeniyet çöküş sebeplerini kendi içinde taşır.' diyen Cemil Meriç biliyor, sadece medeniyetler değil, aileler, bireyler de bu fikirden nemalanıyor.

Buddenbrooklar gibi, çoğu insanın ulaşmaya çalıştığı hedef yaşamda 'pürüzsüzlük'. Pürüzsüz bir cilt, pürüzsüz bir ses, pürüzsüz yüzeyler, pürüzsüz düşünceler, pürüzsüz bir hayat. Duyularımıza hitap eden bu sözcüğü istediğiniz kavramın başına koyun, sonra bir düşünün vaat ettiği güzellikleri. Bizim burjuva ailemizin geleceği için istenen de bu. Pürüzsüz bir aile görüntüsü. Ve denge. Bu arada burjuva kelimesinin Marksist sistemdeki sınıfsal kullanımının yanında bir yaşam biçimi olduğunu ve Bozkırkurtları hariç hepimizin bilinçli veya bilinçsizce aynı doğrultuda hareket eden varlıklar olduğumuzu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Hatta kitabın arka kapağındaki 'burjuvazinin kaybolan değerleri için bir ağıt' ifadesi de burjuvazi hakkında Mann'ın tek görüşlü olmadığı şeklinde yorumlanıyor.

Nobel ödüllü Thomas Mann'ın 26 yaşında yazdığı bu kitap, düşüncelerle, felsefeyle yoğrulmuş zor okunan eserlerden değil; bilakis akıcı, sürükleyici, karakterler yaşayıp, evlenip, ölüp gidiyor 3-4 kuşaklık bir roman. Bu tarz romanlarda ve filmlerde de bence en büyük zorluk olan başrolün yer değiştirmesi o kadar ustaca ki, adaptasyonda hiç sıkıntı olmuyor. Arka planda Prusya - Avusturya Savaşı ile düzen değişiyor, fikirler değişiyor ama tabii ki aile aynı aile.

Ve son olarak ben iyi bir tesadüf olarak Schopenhaur'un 2 kitabını okumuştum bu kitapla birlikte. Mehmet 'in yaptığı 'Irvin Yalom'un "Bugünü Yaşama Arzusu" adlı kitabının bir bölümünde bu kitaptan söz edilir. Baba Buddenbrook kitaplığından rastgele bir kitap seçerek Arthur Schopenhauer ile tanışır ve felsefi görüşlerinden etkilenir. Irvin Yalom'un "Bugünü Yaşama Arzusu" adlı kitabında da ana karakterlerden biri sorunlarını Schopenhauer felsefesiyle çözmeye çalışır. İki kitabın temelini de Schopenhauer'ın felsefi yaklaşımları oluşturur ' yorumuyla ne kadar haklı olduğunu farkettim.

Bir ay öncesine kadar 'kesinlikle okuyun' kalıbını çok kullanmama karşın artık çekiniyorum, her birimizin farklı okuma alışkanlıkları var. Ama biraz niyetlendiyseniz ve iyi bir klasik okumak istiyorsanız yine diyeceğim odur ki kesinlikle okuyun.