Buddenbrooklar- Bir ailenin çöküşü
Öncelikle romanın isminde yediğim spoiler can sıkıcıydı, ben bütün bir roman nasıl çökecekler, kimin başına nasıl bir kötülük gelecek diye okudum. Ben belki umutlanacaktım okurken, “bu aile üyesine de güzel bir şey olur belki, bu sefer yüzü gülecek” diyecektim, niye umudumu aldınız benden. Buradan Can yayınlarını kınım kınım kınıyorum.
Gelelim romanımıza, Thomas Mann’ın 25 yaşında yazıp Nobel aldığı bu roman, bir burjuva ailesinin 4 kuşak boyunca yavaş yavaş çöküşünü anlatıyor. Bu çöküş ekonomik sebeplerden ziyade psikolojik sebeplerdir aslında. İçinde doğdukları burjuvazi sınıfında, her birey üstlerine biçilmiş bir rolle doğar. Yapmaları gereken iş, ilgi alanları, evlenecekleri insanların sınıfları, söylemeleri gerekenler, düşünmesi gerekenler bile bellidir. Bir rolü oynamaya gelmişlerdir bu dünyaya. Benlikleri ile üstlerine biçilmiş rol arasında sıkışıp kalırlar.
Karakterlerin fiziki görünümleri, tavırları ayrıntılı olarak işlenmişti. Söylenen odur ki, romandaki karakterler gerçek hayattan alınmıştır, roman yayınlandıktan sonra o kişiler, yazarı; kendilerini soğuk, sevgisiz, düşmanca, küçük düşürülmüş olarak gösterdiğini söyleyip suçlamışlardır. Aslında romanda ağır ve tek yönlü bir burjuva eleştirisi yoktur. Objektif biçimde ele almıştır yazar karakterleri. Burjuva sınıfına yüklenen ikiyüzlülük benliği ve kendisine biçilen rol arasında kalan sınıfın, benliğini bir maske takarak örtmeye çalışmasının sonucudur, eğer bunu yapamazsa bulunduğu topluma ayak uyduramaz, dışlanır yüz karası olur çünkü. Sayfalar ilerledikçe maskesi düşen karakterlerin buhranlarına da tanık oluyorsunuz. Bu anlamda oldukça güzel bir kitaptı, akıcıydı. Lakin 830 sayfa yerine 430 sayfada bunları anlatabilir miydi? Bence evet. Halil İbrahim bereketi vardı