Adı:
Buddenbrooklar
Alt başlık:
Bir Ailenin Çöküşü
Baskı tarihi:
Haziran 2015
Sayfa sayısı:
832
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735349
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Buddenbrooks. Verfall Einer Familie
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Buddenbrooklar, 20. yüzyılın en saygın yazarlarından Thomas Mann'ın ilk romanıdır. Ama birçok eleştirmenin gözünde, Venedik'te Ölüm'den de büyük bir romandır Buddenbrooklar. Mann'ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya'da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar... Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Mann'ın bu dev yapıtı, modern edebiyatın klasikleri arasındadır. Venedik'te Ölüm, Tonio Kröger, Büyülü Dağ, Doktor Faustus gibi yapıtların yazarının bu başyapıtını yeni çevirisiyle sunuyoruz.
Kitabın kapağını kapattım taş oturdu şurama... Muhteşem. Alt başlığı 'bir ailenin çöküşü' olmasına rağmen, çöküş kelimesinin bu kadar derin, incelikli, insanın kanına nüfuz eden bir anlamı olduğunu düşünmezdim. 'Her medeniyet çöküş sebeplerini kendi içinde taşır.' diyen Cemil Meriç biliyor, sadece medeniyetler değil, aileler, bireyler de bu fikirden nemalanıyor.

Buddenbrooklar gibi, çoğu insanın ulaşmaya çalıştığı hedef yaşamda 'pürüzsüzlük'. Pürüzsüz bir cilt, pürüzsüz bir ses, pürüzsüz yüzeyler, pürüzsüz düşünceler, pürüzsüz bir hayat. Duyularımıza hitap eden bu sözcüğü istediğiniz kavramın başına koyun, sonra bir düşünün vaat ettiği güzellikleri. Bizim burjuva ailemizin geleceği için istenen de bu. Pürüzsüz bir aile görüntüsü. Ve denge. Bu arada burjuva kelimesinin Marksist sistemdeki sınıfsal kullanımının yanında bir yaşam biçimi olduğunu ve Bozkırkurtları hariç hepimizin bilinçli veya bilinçsizce aynı doğrultuda hareket eden varlıklar olduğumuzu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Hatta kitabın arka kapağındaki 'burjuvazinin kaybolan değerleri için bir ağıt' ifadesi de burjuvazi hakkında Mann'ın tek görüşlü olmadığı şeklinde yorumlanıyor.

Nobel ödüllü Thomas Mann'ın 26 yaşında yazdığı bu kitap, düşüncelerle, felsefeyle yoğrulmuş zor okunan eserlerden değil; bilakis akıcı, sürükleyici, karakterler yaşayıp, evlenip, ölüp gidiyor 3-4 kuşaklık bir roman. Bu tarz romanlarda ve filmlerde de bence en büyük zorluk olan başrolün yer değiştirmesi o kadar ustaca ki, adaptasyonda hiç sıkıntı olmuyor. Arka planda Prusya - Avusturya Savaşı ile düzen değişiyor, fikirler değişiyor ama tabii ki aile aynı aile.

Ve son olarak ben iyi bir tesadüf olarak Schopenhaur'un 2 kitabını okumuştum bu kitapla birlikte. https://1000kitap.com/Afaki 'in yaptığı 'Irvin Yalom'un "Bugünü Yaşama Arzusu" adlı kitabının bir bölümünde bu kitaptan söz edilir. Baba Buddenbrook kitaplığından rastgele bir kitap seçerek Arthur Schopenhauer ile tanışır ve felsefi görüşlerinden etkilenir. Irvin Yalom'un "Bugünü Yaşama Arzusu" adlı kitabında da ana karakterlerden biri sorunlarını Schopenhauer felsefesiyle çözmeye çalışır. İki kitabın temelini de Schopenhauer'ın felsefi yaklaşımları oluşturur ' yorumuyla ne kadar haklı olduğunu farkettim.

Bir ay öncesine kadar 'kesinlikle okuyun' kalıbını çok kullanmama karşın artık çekiniyorum, her birimizin farklı okuma alışkanlıkları var. Ama biraz niyetlendiyseniz ve iyi bir klasik okumak istiyorsanız yine diyeceğim odur ki kesinlikle okuyun.
BUDDENBROOKLAR
Bir Ailenin Çöküşü

1929'da Nobel Edebiyat Ödülü almış 20 yy. en önemli Alman yazarlarından Thomas Mann'ın 1901'de yayımlanmış müthiş romanı.
Kuzey Almanya'da yaşayan zengin tüccar bir ailenin dört kuşak boyunca yaşadıkları... Thomas Mann'ın kendi aile fertlerinden esinlendiği karakterlerin birkaçına kendi ailesinden isim verdiği, okurken kendi hayatınız dışında bir aile şeceresini okuduğunuz kendinizi o dönemde hissettirebilecek kadar yoğun tasvirlerin sizi ele geçirdiği, okurken akıp giden, ara verdiğinizde kendini özleten, etkili bir roman!

Öncelikle Thomas Mann hiç okumadım Alman bir yazar olduğu, Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları'nı bu kitaptan esinlenerek yazdığı dışında başka bir bilgim olmasa da bu kitap uzun zamandır aklımdaydı.

Böyle uzun bir eseri, kuşaklar arası hiçbir kopukluk hissettirmeden, okuyucuyu sıkmadan, yormadan, 25 yaşında yazabilmek hem yaşanmışlık hem de yetenek olsa gerek. Açıkçası kitabın ilk elli sayfası biraz ağır başladı benim için, karakterler o kadar fazla ki; soylular, akrabalar, rahipler, ailenin kendi fertleri... onları tanımak, adları, tipik özellikleri, kısacası bolca soy adın geçtiği ilk sayfalarda tamamen adapte olmaya çalıştım kendi adıma. Sonrasında,hem bitsin hem bitmesin diyebileceğim bir kitap oldu benim için. Oldukça akıcı, kendini okutturan, merak ettiren, yer yer soyluları taşlayan, elinize almanızla elli, altmış, sayfanın birden akıp gittiği okuyamadığım iki gün boyunca özlediğim bir kitap oldu benim için.. Okumadan önce yazara ve kitaba dair hiçbir bilgi edinilmese dahi, öyle bir hisse kapılıyorsunuz ki; yazar bu kişileri çok yakından tanıyor, o karakterleri çok iyi tasvir ediyor, davranışlarını, hissettiklerini, ruh hallerini ve mizaçlarını öyle iyi biliyor ki, bu çok net anlaşılıyor. Yine de yazara ve döneme dair bilgi edinmek fayda sağlar diye düşünüyorum.

Kitapta soylu, zengin bir ailenin hayat hikayesini okuyorsunuz ve o ailenin dört kuşak boyunca yükselişten çöküşe geçen yolunu. Ancak kısmen de olsa eşitlik isteyen, Cumhuriyet isteyen çalışanlar, işçiler, olduğu kadar dönemin siyasi durumunu da okuyorsunuz arka planda, 1848 devrim olayları ve 1871'de Alman birliğinin tamamlanması, ekonomi çabaları... O kadar çok şey okuyorsunuz ki dört kuşak bir ailenin soylu olma ve hissetme çabalarını, modern hayata ayak uyduramamalarını, hayata bakış açılarını, parasal ilişkilerin nasıl yozlaştığını şirket, soyluluk ve zenginlik uğruna yapılan ve biten evlilikler,hastalıklar, doğumlar, ölümler, dini inanışlar ve sürekli yaşanan hayal kırıklıkları. Koca bir ailenin paramparça olup gitmesi. Hem kendi hatalarıyla hem yanlış evlilikler sonucu damatların da alevlendirdiği bu maddi-manevi düşüş.

Her bir karakter size burjuvazinin farklı bir yönünü gösteriyor, şımarıklık, içe kapanıklık, gerçekçi tutumlar, boş vermişlik, gösteriş, soylu görünmeye düşkünlük ve çok daha fazlası... Yazar, mekan ve karakterleri öyle tasvir etmiş ki unutmak mümkün değil. Sanırım aklımda en çok 'Doğa Manzaralı Tablolar Odası' kalacak. Önemli her kararın alındığı, gizli her konunun konuşulduğu o oda... Bir de Meng Caddesi. Bir aileye dair maddi, manevi her konunun işlendiği bu kitapta, karakterlerin hem benzediği hem de ayrıştığı noktaları çok açık anlamak mümkün. Kişilerin yaşadığı hastalıklar ve ölümlerine dair benzerlikler gözden kaçmıyor. Eminim farklı farklı okuyucular çok daha başka ayrıntılar yakalayacaktır bu kitapta.
Yapılan doğru, yanlış evlilikler, alınan kararlar, her ne olursa olsun Buddenbrooklar'a üzülmeden edemiyorsunuz. Ben eseri çok beğendim, okumak isteyenlere ya da yazarı öncesinde okumuş ve beğenmiş okuyuculara tavsiye ederim.

İçeriğe Dair Bilgi:
1830'lu yıllarda Buddenbrooklar'ın yeni ve ihtişamlı evlerinde verdikleri bir sosyete yemeğinde başlayıp 1870'lerde sona eriyor. Yaklaşık 40 yıl. Yaşlısından, gencine ölen ve doğan dört kuşak. 1760'larda kurulmuş büyük silolara sahip aile şirketinde her şey yolunda 1830'larda. Okumaya başladığınızda karşınıza ilk ihtiyar Buddenbrook çıkıyor. İki evliliğinden İki erkek bir kız babası. İki erkekten biri olan Jean Buddenbrook ise ikinci evliliğinden ve eşiyle ihtiyar Buddenbrooklar'ın yanında yaşıyor. Ailenin göz bebeği sayılır. Jean Buddenbrook'un ise biri kız ikisi erkek üç çocuğu var. Tom, Tony ve Christian ihtiyar Buddenbrook'un torunları. Sonrasında bir kız kardeşleri daha oluyor, o da Clara. Karakterler arasında öne çıkanlar, Tom ve Tony oldu benim için. Yazar iki erkek kardeşi anlatırken burjuvanın iki yüzünü gösteriyor bize: Tom çalışkan, disiplinli büyüdüğünde şirketi yöneten olgun bir karakter ve ailenin son erkek çocuğu olan küçük Buddenbrook'un babası iken, Christian ise zevke ve eğlenceye düşkün sorumsuz bir evlat. Tony ise şımarık, çocuksu, hatalı evlilikler yapan genç bir kadın. Parçalanma belki de bu kardeşlerden Tony'nin yanlış evlilikleri Christian'ın sorumsuzlukları karşısında Thomas'ın yalnız kalması şirketi ve aileyi tek başına ayakta tutma çabalarıyla başlıyor. Sürekli toplumda saygınlığı korumaya çalışmak yoruyor Thomas'ı. Burjuvada şirket bütünlüğü ve gücü açısından erkek çocuğun önemli olduğu düşünülünce Thomas'ın bu içler açısı ruhsal çöküntüsü belki de sonun başlangıcını körüklüyor. Kısaca, ihtiyar Buddenbrook ile başlayıp onun torunu olan Thomas'ın oğlu, küçük Buddenbrook ile sona eriyor da diyebiliriz.
Daha fazla ayrıntı vermem hoş olmaz. Ama kitabın konusunu fazlasıyla bilsem yine de okurdum diye düşünüyorum.
Bu kitapla ilgili anlatılabilecek pek fazla bir şeyim yok. Zaten kitabı sevdim mi sevmedim mi hala emin değilim. Yine de bahsetmeden bırakmak içime sinmedi. Yaz diye tutturan iç sesimi dinleyip içimi dökmek istedim. Bu bir inceleme sayılmayabilir bu yüzden. (İnceleme neydi, inceleme emekti. :P)

Kitabın kapağındaki "Bir Ailenin Çöküşü" alt başlığı nedense bana daha farklı bir çöküş düşündürmüştü, bu bağlamda biraz aradığımı bulamadım. (İçindeki Yeşilçam'a dur diyemeyenler beğensin.)

Kitaba başlayıp son sayfaya varana dek zaman zaman Yüzyıllık Yalnızlık kitabını anımsadım. Buddenbrooklar ile ortak yönü bir ailenin 4 kuşağından bahsediyor olması, bir de belki ailenin ahlaki bakımdan çöküş, yozlaşma yaşaması söylenebilir ortak nokta olarak. İki kitapta da çok fazla karakter var; doğanlar, ölenler, yolları kesişenler, yollarını ayıranlar gibi benzer yönleri de var. Çok benzerlik olmasa da bahsettiğim yönleriyle bağ kurdum ikisi arasında. Gerçi şahsi düşüncem Marquez, Mann'a göre çok daha güzel işlemişti kuşaktan kuşağa geçişi. Biliyorum kitapları birbiriyle kıyaslamak çok doğru değil ama kıyaslama yapmamalıyım diye aklımdan geçirdiğimde de aklıma Gülün Adı'ndaki hoş bir paragraf geliyor. #24215248

Bir de aklımda kalan Orhan Pamuk'un kitaplarından birinde geçiyordu diye düşündüğüm ama tam hatırlayamadığım, kaynak da bulamadığım, bir kitabı anlamak için başka kitaplar okumak gibi bir söz vardı. Tüm kitaplar diğer kitapların referansıdır aslında gibi bir sözdü. Öyleyse kıyas yapmak, bir kitabı okurken bir başkasını anımsamak çok da yanlış değildir belki. .)

Kitabı okurken anımsadığım bir diğer kitap ise Kayıp Zamanın İzinde Gerçi ben bu serinin sadece ilk iki kitabını okudum ama yine çok alakasız bir bağ olmasına rağmen, bağ benim kime ne. :) Burjuva hayatını uzun uzun tasvirlerle, eşyayı detaylandıra detaylandıra anlatma bakımından kurdum bağı. Başta biraz eyvah oldum, çünkü Proust'u yeni bitirmiştim ve eşya tasviri kusmak üzereydim. Neyse ki korktuğum gibi olmadı.

Kitap 832 sayfa, böyle bir kerede 800! deyince ufak çaplı bir kalp spazmı geçirir gibi oluyor insan ama çok yumuşak bir anlatımı var, satırlar akıp gidiyor bir bakmışsınız 50 sayfa bitmiş bile. Bu yönden okuması rahattı.

Kitap bir ailenin fertlerinin, çocuklarının, torunlarının doğumdan ölüme kadar yaşadıkları anlatılır. Ailenin oluşumundan, ailenin soyunun bitmesine kadar geçen 45 yıllık bir süreçten bahsedilir. Bu anlatım türüne de Alman edebiyatına "bildungsroman" deniliyormuş.

Romanda aile/şirket bir arada düşünülür ve alınan her karar ailenin toplum içindeki görüntüsüne, itibarına ayrıca da şirketin yararına, varlığını sürdürebilmesine dayalıdır. Bireyler bireysel isteklerini arka plana itmek zorundadırlar. Ailenin ve şirketin geleceği her şeyden daha önemlidir, her durumda önceliklidir.

Kitapta net bir ana karakter olmasa da kitabın ana karakteri Thomas Buddenbrook gibi gözükür. Çünkü hem ailenin hem şirketin başında olan kişi Tom'dur ve büyük kararlar alınırken (ailedeki herhangi birisinin evliliği, boşanması, mirastan pay alınması gibi) mutlaka onun da fikri alınır. Her çocuğun ve hatta torunun yaşadıkları kısım kısım anlatılır. Bu anlatımlar her zaman detaylı verilmez ama bir cümle de olsa bahsi geçer.

Kitabın başlangıcından neredeyse son iki-üç kısmına kadar ailenin ve tabii ki şirketin yükselişini, ufaktan toplumsal olayların bahsini ve bunların bireyler üzerinde meydana getirdiği etkileşimi okuruz. Ama yazar bunu neredeyse hissettirmeden yapmış, çok sessiz sedasız arka planda belli belirsiz bir geçiş... Son bölümlerde ise şirketin ve ailenin değer kaybetmesi, bezginlik -bıkkınlık ve geçmişten bugüne kendi yaşantısını sorgulama hali verilir.

Tüm bunları heyecanlı heyecanlı, gümbür gümbür okuyacağınızı düşünmeyin ama çok çok durağan ilerliyor. Neredeyse hiç bir şey olmuyor gibi hissediyoruz, bir nevi yaşamın doğal akışı gibi yazmış yazar kitabı. Duygulardan çok az bahsedilmiş, kişilerin iç konuşmalarından çok tanrısal bakış açısının gözlemlerini aktarması şeklinde ilerliyor kitap. Örneğin 1850 yılında büyük bir olay patlak vermeseydi diyor arkasından bomba etkisi yaratacak bir olay bekliyoruz ama okuduğumuz kızın boşanıp evine dönmesi gibi dünya açısından küçük, aile ve burjuva çevresi için büyük bir olaydır. Hatta bazı yerlerde çok fazla tekrara düşülmüş ama bu bilinçli mi yapılmış, bahsedildiği mi unutup yazılmış bilmiyorum. Dediğim gibi bir çöküş var belki ama çöküşü ballandıra ballandıra anlatmamış yazar, çöküşün farkında bile olmuyoruz desem yeridir hatta.

Ailenin ve tabi romanın geçtiği dönemin garip, ailevi değerlere saygılı olalım ahlak anlayışına gıcık oldum. Tony ve annesi Konsül Buddenbrook'un ağızlarından düşürmediği bir söylem olan, her yaptıkları salaklıktan sonra Tanrı'nın isteği böyleymiş tutumlarına ayrı bir gıcık oldum. Para kokusu aldım da böyle bir şey yaptım demiyor da gelip gidip "Bu olanlar çok kötü ama Tanrı'nın buyruğu bu yönde, ona karşı çıkamayız." gibi bir bahaneye sığınıyorlar. Aşırı tutucu bir tavırları vardı ama kendi çıkarları doğrultusunda ikiyüzlü bir tutuculuk.

Kitabı dediğim gibi çok çarpıcı, çok güzel gibi gibi tanımlayamıyorum; fakat sonu yine de hüzünlü geldi, hissetmiştim de aslında böyle olacağını ama belki de en fazla detayı verdiği kısım son kısımda Hanno üzerine yazdığı kısım olduğu için üzdü beni. Ya da karakterin çok hisli, melankolik olmasından dolayı üzüldüm.

İşte Buddenbrook hanesi de doğdu, büyüdü, yaşlandı ve öldü. Kendi içlerinde bir takım sevinçler ve aksilikler oldu ama ailenin dışındakiler için çok önemli olmayan olayları okumak heyecan verir mi bilmiyorum.

Almanlar bu kitap yüzünden Mann'ı hiç affetmemiş de bilmem neler de gıybete hiç değinmeyeceğim çünkü nesini affetmemişler neden affetmemişler bilemiyorum. Gerçi yazar kitabı 26 yaşında yazmış.(Bazı rivayetler 25 olduğunu söyler.) Gençliğine verip affetsinler onca yıl geçmiş üzerinden artık neyin kini. :P

Kitabı #31684193 etkinliği öncesi Cevdet Bey ve Oğulları kitabına ön hazırlık olsun diye okudum. Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları kitabı Buddenbrooklar'ın yeniden yazımı olduğu için ne kadarı benzer, neresi farklı görmek istedim okurken. Umarım Pamuk Mann'dan daha büyüleyici bir dil kullanmıştır, Cevdet Bey'in okuması daha keyifli bir kitap olacağına inanıyorum. (Çünkü lütfen öyle olsun.)

Okuyun diyemem, epeyce bahsettiğim gibi okunması çok keyif veren kitaplardan değil. Okumayın da diyemiyorum değişik bir havası da yok değildi kitabın. Metin T. abinin güzel bir sözü vardır, yazarı kitaplarını okumadan nasıl tanıyacağız der, okuyacağız ki bize yol göstersin yazı der. Bunu da öyle görün, yazarı tanımak adına, değişik bir aileyle tanışmak adına ve Cevdet Bey ve Oğulları ile arasındaki bağı anlamak adına, bu kadar bahsi geçen klasik bir kitap hakkında fikir sahibi olmak adına okuyun. Bundan farklı bir beklenti içine girerseniz kitap sizi hayal kırıklığına uğratabilir.

Ayrıca okuma serüveni boyunca bana eşlik eden, spoiler yiyiyorum diye iki taraflı çemkiren Ayşe* ve Nesli Almanlar Mann'ı affetmemiş ama siz beni affedin. :))

Herkese iyi okumalar dilerim.
Öyle kitaplar vardır ki gerçekten muhteşemdir.onları anlatmaya tek bir muhteşem kelimesi kafidir. Ama diğer bir grup kitaplar vardır ki, onlar da muhteşemdir.Fakat o kitapları anlatmaya,onları övmeye,ne tek bir kelime,ne tek bir cümle ne de tek bir sayfa yeter.Hatta sayfalar dolusu övgü yazsanız yine de yeterli olmaz. İşte Buddenbrooklar böyle bir kitap.

1929 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Thomas Mann'ın ,henüz 25 yaşındayken yazdığı, yaklaşık yüz yıllık büyük bir şirket sahibi olan, bir ailenin son elli yılının dramatik hikayesini anlattığı mükemmel ötesi bir eser.

Kitapta 1760 lı yıllarda kurulmuş olan Buddenbrook aile şirketinin sahibi olan ailenin, esas itibariyle 1835 yılından sonraki yaşadıkları çok ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.O dönemde gerçekten varlıklı ve saygın olan ailenin tüm fertleri, dürüstlükleriyle,iş ahlaklarıyla,insanlara duydukları saygılarıyla,yardım severlikleriyle,misafirperverlikleriyle,içlerinde taşıdıkları iyilik duygularıyla , o dönemdeki diğer burjuvatik ailelerden ayrılmaktadırlar. Bu ailenin Elli yılda yaşadığı sevinçler,hüzünler,doğumlar,ölümler,evlenmeler,boşanmalar,kazançlar, kayıplar,hastalıklar,mutluluklar...vs her şey,her olay ayrıntılı olarak anlatılıyor. Bazılarımız burada ,''bunda çok ilgi çekecek bir şey yok ,her aile de olabilecek şeyler bunlar, bunun neresi ilginç,sadece bunun için 831 sayfalık kitap okunur mu?'' diye düşünecek veya soracak. Cevabım şu: Böyle mükemmel yazıldıysa okunur. Kesinlikle okunur. Neden mi? Anlatayım.

Yazar kitabı o kadar akıcı ve sürükleyici olarak yazmış ki, inanın bana okurken kaç sayfa okuduğunuzun farkında bile olmuyorsunuz.Elinizden bırakıp ara vermek diye bir şey istemiyorsunuz.Bir kitabın en sıkıcı bölümleri geniş ve uzun süren mekan,çevre ve kişi tasvirleridir.Burada yazar bunları bile o kadar mükemmel yapmış ki sıkılmayı bırakın zevk alarak okuyorsunuz.Olayların anlatıldığı kısımların nasıl okunduğunu artık siz düşünün.

İncelememin ilk parağrafında yazdığım gibi,Bu kitap hakkında sayfalar dolusu yazsak yinede yetersiz gelir.Onun için mutlaka okumak gerek.Ancak okunduğunda değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Sonuç olarak , Dünya Edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden biri olan bu kitabın,edebiyat severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğu kanaatini taşıyorum.Sayfa sayısı kesinlikle sizleri korkutmasın,okumaya başladığınızda bana hak vereceksiniz ve kitabı okuyup bitirdiğinizin farkına bile varamayacaksınız.
Uzun soluklu bir roman okumak iyi geldi, bir süredir okuduğum kitaplar hep ince denk geldi ve bu sırada karakterlerin uzun süre eşlik edecei bir roman okumayı ne kadar özlediğimi fark etmemişim.

Buddenbrooklar, Almanya'da yaşayan bir burjuva ailenin çöküşünün öyküsünü anlatıyor. İlk başta karakterler karışık ve çok gibi gelse de -özellikle de isim benzerlikleri yüzünden- daha sonra alışıyorsunuz ve olay akışına kendinizi kaptırıyorsunuz. Kitapta ailenin bir kaç kuşağına ve aile ilişkilerine şahit olduğumuz kadar burjuva yaşamının çeşitli yönlerine de tanıklık ediyoruz. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen dili sade, akıcı ve olay ve karakter kurgusu başarılı.

Romandaki her karakter birbirinden farklı ve bu da o sınıftaki insanları ve olayları bir çok yönüyle tanımak açısından iyi bir fırsat. Aslında kitapla ilgili söylemek istediğim daha çok şey vardı ancak bitirdikten sonra araya zaman girince zihnim dağılmış.

Buddenbrooklar genel hatlarıyla sevdiğim bir roman oldu, yazar işlediği konuyu okura güzel bir biçimde aktarmış, sonlara doğru tempo düşse de genel olarak burjuva hayatını yakından okumak hoşuma gitti. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum.
Güzel bir roman. Yüz yılı aşkın buddenbrook firması ve bir kaç kuşak süregelen ailenin çöküşünü ben daha farklı bekliyordum açıkcası. Yazar biraz daha sindire sindire ve yumuşak bir anlatımı seçmiş. İçeriğinden önce yazarın bu kitabı yazdığı yaş vurgulanıyor. Buna yol açan ikinci anlam bana daha yakındı; 25yaş, çok fazla bir şey beklemeyin. Zira romanda bir kaç basit tekrar okurken gözüme batmadı değil. Bazı beklentileri de bir anda kesmesi ilginçti. Sanki yazarken değinip geçmek istemiş gibi. Rus edebiyatı tadı da hissediliyor. Özellikle sonlara doğru kreutzer sonata bir gönderme, bir selam verilmiş gibi benzerlik de söz konusu. Tüm bunların sonucunda yine de başarılı bir eser olduğunu söyleyebilirim. Ben 25yaşımda böyle bir eser yazamazdım sanırım. İyi okumalar.
Böylesine genç bir yasta bu denli derin bir eser kaleme almak kesinlikle saygı duyulması gereken bir başarıdır. Yazar 19. yüzyıl Avrupa'sinin genel siyasi ve ekonomik durumunun bir kesiti niteliğindeki eserinde bize Buddenbrook ailesi aracılığıyla başarı, sosyal baskı, dönüşüm , zenginlik, toplumsal sınıflar , aşk ve evlilikler, aile bağları gibi insana dair olan konuları anlatıyor.
Kısaca insanı anlatan hayatı abartmadan ve karikatürize etmeden resmeden bu eser her edebiyat sever tarafından okunması gereken bir klasiktir.
Thomas Mann, daha 25 yaşında bu derin anlama sahip içeriği nasıl sözcüklere dökebilmiş hayret ettim doğrusu. Öyle ki kitabın ismi "Bir ailenin çöküşü"iken çöküş kelimesinin nasıl bu kadar derin,incelikli ve anlamlı olduğunu yazar gözler önüne sermiş âdeta.
Almanya'da yaşayan burjuva sınıfına sahip bir ailenin doğumları, evlilikleri,boşanmaları, hayal kırıklıkları, Almanya ve Avrupa'nın sosyal tabakalaşmaları,yaşanan eşitsizlikler...Yazar bu temaları öylesine özgün ve sürükleyici işlemiş ki son sayfayı kapatmak istemiyorsunuz ve yeni bir sayfa daha açılmasını istiyorsunuz, bırakmıyorsunuz,bırakamıyorsunuz. Bu bakımdan uzun süredir uzun soluklu bir roman okudumadığımı da düşünürsek diyebilirim ki karakterler benimle arkadaş oldu ve bu yolda bana uzun süre eşlik ettiler.Peki ne mi çıkarırız bu romandan ? Bir insanın ailesi olmazsa o insan zaman içerisinde anlamını koyamadığı büyük bir çaresizlik ve sonunda çöküşe doğru isteksizce de olsa kendi yolunu hazırlar. Dünya edebiyat tarihini seven kitap severlerin okumasını tavsiye ettiğim bir kitap.
20. yy'a girilecektir ve artık burjuvazi tarzda hayat sürdüren Buddenbrooklar da bu değişime ayak uydurmak zorundadır. Faşizmin ayak seslerinin duyulduğu bu dönem çok güzel anlatılmış. Karakterler yazarın aleminde can bulmuş.
Hani kitabın son sayfasını kapatınca derin bir oh çekip ruhunun ve zihninin doyuma ulaştığını hisseder ve mutlu olursun ya... Hah! işte tam da böyle hissettim...

Eser Thomas Mann'ın ilk ve kendisine 'Nobel' getiren eseridir. Hatta Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğullarına ilham kaynağı olduğu söylenir.

19.yy Almanya burjuvazisinin bakış acısını,ihtişamlı tüccar ailenin dört kuşak dünyasını anlatır. Buddenbrooklar isminin devamı için duygularından,düşüncelerinden,tercihlerinden,kararlarından vazgeçen her şeyi Buddenbrooklar'a uygun olacak şekilde kendilerini yönlendiren aile fertleri.Kararlar hep rasyonel.Kuşak değiştikçe zamana ayak uyduramama.Mann doğrudan bu durumu eleştirmiyor ama özünde verilen mesaj ve Almanya'ya uyarı çok açık!

Kitap inanılmaz bir sakinlikte ilerliyor. Olay değil daha çok şahıslar etrafında dönüyor. Yoğun tasvirler söz konusu ve su gibi akıp gidiyor. Heyecan,yoğun olay örgüsü,soluk kesen bir tarz seviyorsanız bu eser sizi sıkabilir ama bence okumadım demeyin boşuna başyapıt denmemiş!

Bismarck'ın meşhur sözü ile noktayı koyuyorum:
"BİRİNCİ NESİL KURAR,
İKİNCİ NESİL İDARE EDER,
ÜÇÜNCÜSÜ SANAT TARİHİ OKUR,
DÖRDÜNCÜSÜ BATIRIR!"
Ama şunu biliyorum ve açıkça söylüyorum ki hayatta önemli olan bir şeylerin nasıl söylendiği değil,gerçekten ne kastedildiği ve ne hissedildiğidir./Tom Buddenbrook
İyi şeyler hep gecikir zaten, hep geç gelir ve geldiği zaman da sevinemezsiniz, bir türlü sevinmek gelmez içinizden...
Thomas Mann
Sayfa 470 - Can Yayınları
''Meslek okulları, teknik okullar ve ticaret okulları yerden biter gibi birbiri ardına kuruluyor. Ama lise ve klasik eğitim hızla gözden düşüyor... maden ocaklarından... sanayiden... ve para kazanmaktan başka hiçbir şeyi düşünen yok...
Thomas Mann
Sayfa 33 - Can Yayınları
Demek ki insanların bizim acımıza saygı duymasını ölüm sağlıyor, en hazin acılar bile ölümle saygınlık kazanıyordu.
Thomas Mann
Sayfa 751 - Can Yayınları
''Güzel evladım, dış görünüşüne bakılırsa, kusursuzsun, ama için kara...''
Thomas Mann
Sayfa 18 - Can Yayınları
Biz, bütün insanların özgür ve eşit haklara sahip olmasından, kimsenin bir başkasına köle olmamasından ve insanların yalnızca yasalar önünde eğilmesinden yanayız!.. Artık ayrıcalıklı ve her istediği şeyi yapan insanlar olmasın istiyoruz!.. Herkes, devletin yasaları önünde eşit haklara sahip olsun istiyoruz. Tanrı ile kulları arasına girilmesini istemediğimiz gibi, birey ve devlet ilişkileri de aracısız yürüsün istiyoruz!..
Thomas Mann
Sayfa 154 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Buddenbrooklar
Alt başlık:
Bir Ailenin Çöküşü
Baskı tarihi:
Haziran 2015
Sayfa sayısı:
832
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735349
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Buddenbrooks. Verfall Einer Familie
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Buddenbrooklar, 20. yüzyılın en saygın yazarlarından Thomas Mann'ın ilk romanıdır. Ama birçok eleştirmenin gözünde, Venedik'te Ölüm'den de büyük bir romandır Buddenbrooklar. Mann'ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya'da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar... Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Mann'ın bu dev yapıtı, modern edebiyatın klasikleri arasındadır. Venedik'te Ölüm, Tonio Kröger, Büyülü Dağ, Doktor Faustus gibi yapıtların yazarının bu başyapıtını yeni çevirisiyle sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 94 okur

  • Nur Çimen
  • pessoa*
  • Şakir Soydan
  • Wicapi Wakan
  • Seden Kıraner
  • Ezgi Türk
  • Frida M
  • gurkan
  • İrem Dinçkuyucu
  • Caner Yetiş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%12.8
25-34 Yaş
%41
35-44 Yaş
%20.5
45-54 Yaş
%17.9
55-64 Yaş
%5.1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%44.1
Erkek
%55.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.2 (13)
9
%25.6 (11)
8
%25.6 (11)
7
%18.6 (8)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0