·
Okunma
·
Beğeni
·
31,3bin
Gösterim
Adı:
Suskunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
269
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505386
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Eflâtun rengi hayaller kuran bir "suskun"un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin "gerçekliği"nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. 

Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin "nefesini üfleyen" ve ona "can veren" bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar'ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.

Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.

"Suskunlar"ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız...
269 syf.
·Puan vermedi
Latin harfleri kullanılarak Osmanlı Türkçesi ile yazılmış. Başlarda sık sık sözlük ihtiyacı duyuyorsunuz. Sonra bu ihtiyaç azalıyor hele sonlara doğru çok kolay anlıyorsunuz. O kadar da zor değilmiş, okudukça alışıyor insan diye düşünüyorsunuz. Yazarın bir inceliğidir bu. Son sayfalarla ilk sayfaları karşılaştırdığınızda kerameti o sayfalarda bulabilirsiniz. Müzik, aşk, iyilik, kötülük, mevlevilik, entrika, gizem... barındırıyor. Konuyu güzel işlemiş, Osmanlı kültürüyle süslemiş. Anlatımı da güzel, yer yer gülümsetiyor. Benim için farklı bir kitaptı. Tavsiye ederim.
269 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve tek kelimeyle olağanüstü...
Anlatımı insanı büyülüyor resmen. Kurgu muhteşem, kusursuz...



Konu biraz karışık denilebilir
Anlatımında masal içinde masallar var gibi ve bu masalların içinde de küçük hikayeler...
Neticede müthiş bir kurgu ile hepsi harika bir romana dönüşüyor.



Bu roman ki Osmanlı Imparatorluğu dönemindeki musiki cemiyetlerini, dönemin müzisyenlerini güzel detaylarla anlatırken bir yandan da dönemin gelenekçi islam anlayışını, musikiyi ve tasavvufu haram ilan edenleri eleştiriyor...



Ayrıca kitabı okurken Istanbul da büyülü bir gezintide oluyorsunuz



Kitap okumak insanın ruhunu şifalandırıyor. Evde olmayı gerektiren şu günlerde yaptığım en keyifli şey
Dilerim her şey en kısa zamanda yoluna girer...
269 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Puslu Kıtalar atlasını çok sevmiş ve devamının bu kadar güzel olacağını düşünmemiştim. Genelde aynı yazarın yeni bir kitabını okuyunca ilki kadar güzel gelmezdi. Ama yazar her kitabında kendini daha da yükseltiyor gözümde.
Kitabın bütününü saran bir hikayeyi küçük hikayelerle anlatıyor. Her hikaye birbirinden bağımsız gözükse de sonunda çok güzel bir şekilde asıl büyük hikayeye başlıyor. Dan Brown havası veriyor bana yazar. Diğer kitaplarını da zevkle okuyacağımı düşünüyorum. Son olarak kitaptan bir cümleyle bitirmek istiyorum.

" Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu."
269 syf.
·Puan vermedi
Her şeyin zıttı ile kaim olduğu şu âlemde, Suskunlar’ı anlatabilmek için konuşması gerekiyordu birilerinin. Bu maksadı hâsıl eylemek niyetiyle aldım sazı elime. Sâkitini, kimi zaman dilsiz şeytan kılan kimi zamansa Hakk’a ulaştıran sade ama çetrefilli ‘susmak’ eylemi üzerine temellendirilmiş olan bu kitabı konuşmak zor olacak. Biliyorum, “söylesem tesiri yok” ama “sussam gönül razı değil.”

Kitabın; Yegâh, Dügâh ve Segâh adlı üç bölümden oluştuğunu söylemem, sanırım musikî ile ne kadar hemhal olduğunu anlamamıza kâfi gelir. Fakat bu konuya değinmeden evvel yazarın kitap boyunca ustalıkla kullandığını düşündüğüm iki öğeden bahsetmek isterim: Bunlardan biri betimleme, diğeri ise ironi.

Yazarın, kitap boyunca beş duyuya birden hitap eden kuvvetli betimlemeleri hayranlık uyandırıcı. Sözgelimi, anlatılan bir çarşı kalabalığını sadece okumuyor tıpkı oradaymışçasına tüm coşkusuyla yaşıyorsunuz. Kâh kırmızı serpuşlu Yahudi bir tüccarla göz göze geliyor kâh denizden henüz çekilmiş ağlardan alınıp tezgâhlarda teşhir edilen taze balık kokusu karışıyor soluğunuza kâh başındaki tepside rengarenk macun satan sıska oğlanın gül macununun tadını duyumsuyorsunuz. Bir yandan göbeğiyle aranızda sadece birkaç santim olan şerbetçinin belindeki kemere asılmış gümüş tasların 'tın tın' sesleri kulağınıza dolarken beri yandan bozuk mallarını satmaya ant içmişçesine bağıran envai çeşit çığırtkan satıcının sağlı sollu doldurduğu çarşıyı kimseye çarpmama ihtiyadıyla telaş içinde arşınlıyorsunuz.

Yazarın ustaca bulduğum bir diğer yönü ise kitaba baştan sona hakim olan İronik yaklaşımı. Yazar bu yaklaşımını bilhassa taklidi imandan tahkiki imana ulaşamamış, dogma inançlara sahip kesim üzerinden sergiliyor. Örneğin, verdiği vaazda okuduğu âyetin etkisiyle döktüğü gözyaşları henüz kurumadan muhaliflerine küfürler savuran vaizleri bu yaklaşımla ele alıyor. Çıkarcıları, ömrü hayatında vaftiz olduğundan bu yana vücudu su yüzü görmeyen pasaklıları, malını başkasına kazara yedirdiği için inme inen cimrileri ve daha birçoklarını...

Müziğin insan ruhuna olan etkisinin yadırganamaz bir gerçek olduğu konusunda hemfikiriz sanırım. Kitap da bunu tasdik edercesine musikî bir şölen sunuyor okuruna. Belki de İbrahim dedenin söylediği gibi Adem'e üflenen yaşam nefesini soluyoruz hâlâ hepimiz. Ve hepimizin bir yaşam şarkısı vardır. Zira üflenen nefes değil, nağmelerdir belki de. Yaradanın, yegâh makamından başlayıp heftğah makamında es verdiği terennümlerle yarattığı bu âlemde, birer yaradılan olarak musikiden etkilenmemiz gayet tabii aslında. Yaradılışımızdaki bu musikîye aşinalık sebebiyle kitabı okurken Eflâtun’u sağır ve dilsiz bırakan ney ıslığını biz de işitiyor, Veysel Bey'in armudi kemençesinden dökülen içler acısı hüzzamla hüzünleniyoruz.

Kitap dilinde bolca eski kelimeler kullanılmış. Bunun muhtemel sebebinin, kitap içerisinde eski tarihin anlatılması olduğunu düşünüyorum. Şahsen eski lisana olan alâkamdan ötürü yazarın dili beni zorlamadı ve yormadı. Tüm bunların yanı sıra yazarın karakterleri için seçtiği isimlerin de gelişigüzel seçilmediği çok açık. Ayrıca mahkumlar, paşalar, dervişler vb toplumun her kesiminden insanı; zindanlar, konaklar, dergâhlar vb pek çok farklı mekânı harmanlaması kitabı zenginleştiren bir başka unsur bana kalırsa.

Ve en nihayetinde kahinden şeyhe, Tağut’tan Lazar'a, Batın’dan Zahir’e, Eflâtun'dan daha birçoklarına herkesin sustuğu bu demde bize de susmak yakışır. Susmak, ne çok konuşmak...
269 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitap isminden dolayı ilgimi çekmiş, arka kapağını okuduğumda, yazarın nelerden bahsedebileceğini anlamadan okumaya başlayıp elimden bırakmak istemeden bitirdiğim nadir kitaplardan oldu.
İçinde birçok enterasan karakteri barındıran “suskunlar” ın temel konusu müzik den başlayarak müthiş bir anlatım ile eski İstanbul un her yerini gezdiriyor, her karakterin hissini yaşatıyor. Anar’ın diline alıştığım için okurken zorlanmadım fakat konu müzik olduğundan mıdır yoksa çalgı aletlerine olan uzaklığımdan mıdır bilmem okurken bazı kısımlarda sıkıldım.
Ana karakterlerin çoğunun hikayesini anlatıp bir sonuca bağlıyor. Mükemmel bir maceraydı.
269 syf.
·33 günde·Beğendi·Puan vermedi
Suskunlar kitap olarak tam bir İhsan Oktay Anar şaheseri denilebilir. Yazar her zaman olduğu gibi Osmanlı Türkçesi ile günümüz Türkçe'sini karıştırarak muhteşem bir anlatım sunuyor. Ara ara yerel dil ve lehçelere de yer veriyor.

İhsan Oktay Anar'a ilk kitabı Puslu Kıtalar Atlasını okuduğum anda hayran kalmıştım. O kitabı da Dr. Serkan Karaismailoğlu'nun Ortapia aldı youtube kanalında verdiği bir öneriyle başlamıştım. Suskunlar kitabına da diğer kitaplarını okumak adına şans verdim. Yazar kendine has dili, örümcek ağı gibi yer yerden gelen öykülerin ortada mükemmel bir şekilde birleşmesiyle adeta eşi benzeri olmayan kitaplara imza atıyor.

Herkesin ilgisini çeker mi bilmiyorum, ama benim çok beğendiğim bir tarzı var. Özellikle oluşturduğu öykülerde karakterlerin hikayelerini muhteşem bir şekilde en başından anlatması ve bütün karakterleri orta bir noktada bağlaması büyüleyici. Beni çok etkileyen önemli bir detay da, yazarın hikayeyi anlatırken bana kendimi 17. yy sokaklarında geziyor gibi hissettirmesidir.

Suskunlar kitabı'da yazarın diğer okuduğum kitapları gibi 17. yy'da geçiyor. Hikayede Cüce Efendi olarak bilinen çembalo üstadı Hacı İskender Efendi, Tağut'un yani şeytanın ölümsüz vaadiyle hareket ediyor ve İstanbul'da bulunan musiki üstatlarını öldürmeye başlıyor. Son musiki üstadı Eflatunu'da öldürmeye çalışırken biz hikayeye dahil oluyoruz.

Özellikle İhsan Oktay Anar'ın tarzını beğenenlere tavsiye edilir.
269 syf.
·3 günde·10/10 puan
Suskunlar ,İhsan Oktay ANAR'ın okumuş olduğum en güzel kitabı olduğunu söylersem şaşırtıcı olmaz diye düşünüyorum. Benim için öyle olduğunu en azından söyleyebilirim.
Kitap, musiki makamlarından Yegah, Dügah ve Segah
adlı üç bölümden oluşuyor.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi musiki anlayışı özelinde dönemin yaşam biçimi, toplumsal farklılıklar ,devlet yönetiminde akçeli ilişkiler ve mekanların özellikleri çok güzel işlenmiş.
Bir süre sonra sürükleyici bir hikaye içinde buluyorsunuz kendinizi.
Bununla birlikte dönemin tasavvuf inancı ile ilgili bilgilendirmeler güzel kotarılmış.
İyi okumalar.
268 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10 puan
"Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu."

Suskunlar, romanında Klâsik Osmanlı döneminin Konstantiniye'de, Mevlevî Dergahında ve Sofuayyaş Mahallesinde geçen bir 'musikî anlayışı' aktarmaktadır. Musikînin hoş karşılanmadığı zamanda,  Mevlevî musikisinde neyin sesiyle 'Gel' çağrısına kulak veren Eflâtun'unun sürekli işittiği bu sesin kaynağını arayan, aynı zamanda daha sonra sağır ve dilsiz olarak hayatına devam eden biridir. Bunun yanında kardeşi olan Davut, babası İbrahim Efendi ve dedesi Kalın Musa ile beraber yaşamlarının yanında Zâhir ile Bâtınî'nin Rafeal'in Kahin'in ve İskender'in hikayesi iç içe anlatılmıştır. Romanda musikî üstadlardan biri sayılan Eflâtun, maddî dünyadan bîhaberdir. Dönemin önemli  musikî üstatlarının birer birer öldürülmesiyle onun canı da tehlikeye girmiştir. Romanda aktarılan bir diğer konu, dünyanın yaratılışında insanın, sesin ve musikînin yeridir. Roman, musikînin  bölümleri olarak Yegâh, Dügâh ve Segâh olmak üzere üç bölüm şeklinde düzenlenmiştir. Dünyanın yaratılışının yedi günü ile anlatılan hikâye eş değer biçimdedir:
"Başlangıçta sükut var idi. Ve her şey karanlık idi. Yaradan Yegâh makamında terennüm eyledi. Ve bu ışıltılı nağme ile etraf nûr oldu. Ve nağme boşlukta yankılanıp geri döndü. Ve yaradan, bu Yegâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, birinci gün.."

İyi okumalar dilerim..
#Suskunlar
#Musikî bir dünya..
269 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
"Belki de susmak, anlatmanın tek yoluydu."

Yazarın okuduğum ikinci kitabı her ne kadar herkes Puslu Kıtalar Atlasını daha çok beğense de açıkçası ben Suskunlar kitabını daha çok beğendim. Merakımı böylesi kamçılayan bir kitap okumayalı uzun zaman olmuştu. Kurgusuyla, olayların birbiyle bağıntısıyla, yazarın üslubuyla, kendine çeken harika bir kitap. Mûsikiden çokça söz edilen kitapta, Osmanlı dönemi İstanbulu'nda savrulup gidiyorsunuz adeta. Sıkılmadan okuyup beğenceğinize eminim. İyi okumalar..
269 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Osmanlıca dersimden geçmek için zorunlu olarak aldığım kitabın ilk sayfalarında çok öfkelenmiştim “Ben bunu nasıl okuyayım” diye. Devam ettikçe anlamını bilmediğim birçok kelimeye rağmen kitap elimde akıp gitti. Bir şekilde cümlenin akışı ile birlikte kelimelerin anlamlarını anladım. Dilini bilmediğim bir şarkıyı dinlemek gibiydi, bir şekilde anlıyor, hissediyor ve keyif alıyordum. İhsan Oktay Anar ile Suskunlar kitabı ile tanıştım, sonrasında hemen Puslu Kıtalar Atlası’na geçtim ve diline olan hayranlığım arttı. Beni olumlu anlamda şaşırtan ve ön yargımı kıran ilk yazar oldu İhsan Oktay Anar. “Benlik değil” diyeceğim bir tarzı benlik hale getirdi.
Bazılarının gönlü dilenciye bir meyve çekirdeği verecek kadar boldur çünkü bir meyve çekirdeği bir ağaç demek, bir ağaç yüzlerce meyve demek ve yüzlerce meyve de onlarca akçe demekti.
269 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Gel diyene yol almanın yükü başkadır. Sen sen olmaktan çıkar başka bir varlığa bürünürsün. Aklın, bedenin, ruhun bunu ister... Oraya vardın diyelim yol bitti sanırsın asıl başlangıç budur yaşadıkça anlarsın.
Kitap, bir bütün ancak içinde binlerce hikaye var gibi ve bu hikâyeler bir şekilde birbirine bağlanmayı başarıyor. Bazı karakterler için "kim olabilir?" sorusunu sordum ve cevabını almak için uzun süre kitabı elimden burakmadığımı fark ettim, akıcılık dediğimiz şey bu olsa gerek...
En sevdiğim karakter Eflatun oldu nedeni ise saf ve temiz bu dünyadan değil gibi uğruna neleri feda edeceğimiz yaşam için bir savaşı yok..
Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim "Gel" dememiz değil, ayrıca onların sana "Git" demeleri .Hiç kimseye "Kötüdür" deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır.
Cenab-ı Hakk Azze ve Celle bizlere görmemiz için gözler,işitmemiz için kulaklar verdi.Ama onun verdiği en büyük nimet akıl idi.Var mı içinizde bu nimeti reddedecek zındık!
Gerçi bu aşktan hayır beklemiyor ve Nevâ'yla asla konuşamayacağını biliyordu. Fakat bir başkasının ona dokunabilecek olması fikri, zaman zaman onu çıldırtacak gibi oluyordu. Böyle bir şeye asla ve asla izin veremezdi. Uzaklarda olsa bile Nevâ hep onun olmalı, hep onun kalmalıydı.
İhsan Oktay Anar
Sayfa 254 - İletişim Yayınları
Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim "Gel"dememiz değil ,ayrıca onların sana "Git"demeleri. Hiç kimseye "Kötüdür" deme. Aslında onlar ,bilmeden iyilik eden insanlardır.
"Gözün vazifesi sadece "görmek" değil, Hakikat'i görmektir. Hakikat'i gören bir göz, artık başka bir şey göremez. Çünkü o artık, başka bir vazifeyle mükellef değildir ve başka bir gayesi de yoktur."
İhsan Oktay Anar
Sayfa 165 - İletişim Yayınları
"Çünkü aşk insanı kanatlandırıp uçurur. Peygamberimiz'in miracını hatırla. İçinde o sevgi olmasaydı, hiç bu kadar yükselir miydi?"
İhsan Oktay Anar
Sayfa 156 - İletişim Yayınları
Senin temiz kalbine ihtiyacımız var.Bazıları var ki buraya gelir ve huzur bulur, yine bazıları var ki buraya gelir ve bizler onda huzuru buluruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Suskunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
269
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505386
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Eflâtun rengi hayaller kuran bir "suskun"un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin "gerçekliği"nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. 

Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin "nefesini üfleyen" ve ona "can veren" bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar'ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.

Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.

"Suskunlar"ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız...

Kitabı okuyanlar 5,8bin okur

  • Burcu demirci
  • RoadNotTaken
  • Rümeysa Esma
  • Arda Nişancı
  • Bengü Yılmaz
  • Ufuk Zafer Ada
  • Merve Olguner
  • TUNA TURAN
  • Zehra
  • burak aşık

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.5
13-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%14.1
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%34.7
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54
Erkek
%46

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.5 (691)
9
%27.1 (528)
8
%24.1 (469)
7
%8.6 (168)
6
%2.2 (43)
5
%1.2 (24)
4
%0.6 (12)
3
%0.3 (6)
2
%0.2 (3)
1
%0.2 (3)

Kitabın sıralamaları