Geri Bildirim
Adı:
Suskunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2007
Sayfa sayısı:
269
ISBN:
9789750505386
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Eflâtun rengi hayaller kuran bir "suskun"un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin "gerçekliği"nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek.

Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin "nefesini üfleyen" ve ona "can veren" bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar'ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.

Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.

"Suskunlar"ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız...
(Tanıtım Bülteninden)
GEL! NE OLURSAN OL YİNE GEL!
ŞŞŞŞŞŞTTT GELSENİZE

DİKKAT bir miktar spoiler içerir!

İsmi “Suskunlar” ama bu roman sesin , musikinin romanı aslında.
Romanın isminin nerden kaynaklı olduğunu daha romanı listeme eklerken merak etmiştim ve çok şaşırtıcı bir gerekçeyle romanda karşılığını buldum.
“Suskunlar” romandaki bir mezarlığın ismidir.
...............
Mekân Sofuayyaş Mahallesi , bir Mevlevi Dergahı, bildiğiniz üzre kapısı herkese açık.
Hadi siz de “Gel” in...
İster ateist...
İster deist...
İster münkir...
İster mümin...
Ne olursanız olun siz de gelin...

Nereye aitsiniz? Şu an tam şu anda olmak istediğiniz yerde ve huzurda mısınız? Romanın sağır ve dilsiz kahramanı Eflatun ( sağır olmadan evvel) sürekli işittiği sesi takip ederek Mevlevihaneye gelir ait olduğu yerin bu dergah ve duyduğu sesin ney sesi olduğunu keşfeder.

Gel’ meyi bilmeyen “gel”emeyen insanlar da var elbet romanda işte tam bu yüzden Konstantiniye’ deki namlı musiki ustaları birer birer öldürülür...

Cinayetlerin sebebi musikîdir çünkü şarap gibi müzik de insanı sarhoş eder .O halde müzik de haramdır.

Halbuki:

Yegâh makamında ışık yaratıldı...
Dügâh makamında gökkubbe...
Segâh makamında toprak, ot ve ağaçlar...
Çargâh makamında güneş, ay, yıldızlar, gece ve gündüz...
Pençgâh makamında hayvanlar...
Şeşgâh makamında insan...
Heftgâh makamında yedinci gün mübarek kılındı...

Romanı sevdim, en çok da Kalın Musa’yı .
Torunlarının canı helva çekince parayla almamak için komşusunun ölmesini bekleyen cimri .
Yolda bulduğu pilici çalıp ilerde yemek için bahçeye salan ve ona “ Zümrüdüanka” ismini veren , gün gelip onu kesen ve rüşvet olarak ikram eden ama pilicin kemiklerini eline alır almaz üzüntüden inme inen Musa...

İhsan Oktay Anar ; müptelası olduğum, delice merak ettiğim, her türlü sosyal paylaşım sitelerinden ulaşmaya çalıştığım , hak ettiği değeri HENÜZ bulamamış yazara hayran kaldım yine.
...................
Dip not: GEL çağrısını duyduğunuzda kulaklarınızı açın çünkü kulak eğer gerçeği anlarsa göz’dür.
İhsan Oktay Anar’ın en iyi romanın Puslu Kıtalar Atlası olduğu söylenir. Ben de beğenmiştim romanı. Fakat SUSKUNLAR bence çok daha iyi bir roman. Uzun zaman sonra Türk edebiyatı yazarlarından birisi beni bu kadar etkiledi.Anar’ın tüm kitaplarını okumayı düşünüyorum.
Osmanlı Döneminde Konstantin’e yolculuk gibi. Galata meyhanelerinde demleniyor insan arada. Mevlevilerle aşka gelip semaya başlıyor. Musiki eserin başından sonuna kadar her yönüyle işleniyor. Hatta ana karakterimiz musiki. Musiki terimleri ve dönem itibariyle Arapça Farsça kökenli kelime çok fakat işin güzel tarafı anlatılanı sözlüğe ihtiyaç duymadan anlıyorsunuz. Bu sebepten sadece dilinden dolayı tedirgin olan kitap dostları lütfen bu şaheseri kaçırmayın.
Ah Neva!!! Davud!! Fedakar ve hakiki aşık. Eflatun sessizliği sessizce dinleyen unutulmaz neyzenim. Daha birçok derin karakter var. Masalın içinde gerçeği yaşamak çok güzeldi. Anar öyle bir kurgu tasarlamış ki her detay son sayfada yerine oturdu. Bir bütün olarak zihnimde yer etti. Tüm bağlantılar sonuçta yerini buldu. Bazen ürküttü bazen hüzünlendirdi ama heyecan ve hayranlık hiç bitmedi. Anar tek kelimeyle muhteşem bir eser koymuş ortaya. Neyin kafasını yaşıyor acaba diye düşündüm. Sanki akıllıkla delilik arasındaki ince çizgide gidip gelmiş. Yoksa böyle bir şaheser ortaya koymak mümkün olmaz gibi geliyor. Gündelik düşünmez yazarlar evet ama Anar bir başka yaşıyor. Anlattığı konulardaki yetkinliği göz dolduruyor, hayranlık uyandırıyor.
Kulak eğer gerçeği anlatsa gözdür. Mevlana’nın bu güzel sözüyle başlıyor eser. Aslında bu söz her şeyin özeti gibi. “Susmak gerçeği anlamanın tek yoluydu.” Gerçeğiyle son buluyor eser. İnanılmaz bir yolculuktu. Dilerim bunu okumayanlar da yaşar. Keyifli okumalar.

Benzer kitaplar

İhsan Oktay Anar, edebiyat dünyasında adeta bir efsaneye dönüşmüş olan Puslu Kıtalar Atlası’nın yazarı. Suskunlar’da da aynı üslup ve aynı dönemler var.

Anar’ın yüklü kelime hazinesiyle birlikte iyi bir kalemi var ve o iç içe geçmiş, çoğunda eski Türkçe kelimeler de bulunan upuzun cümleleri sanki bir ilkokul fişiymiş gibi rahatlıkla okuyabiliyorsunuz.

Suskunlar, bizi Osmanlı döneminde götürüyor. İkinci Ahmed dönemindeki İstanbul’dayız. Şunu peşinen söyleyeyim ki bu fantastik bir roman aynı zamanda. Masallar, efsunlar, efsaneler, hayal ötesini zorlayan kahramanlar, hayaletler de var. Romana ağırlığını koyan bir başka şey ise musiki. Bunu göreceksiniz.

Yazarın bazen bağımsız gibi görünen ama birbirine eklemlenmiş kişileri ve onların hikayeleri var. Dönemin özellikleri büyük bir ustalıkla sunuluyor. Tasvir bakımından mükemmel örnekler var. İkisini paylaşmayı hassaten isterim.

Birincisi tıpla uğraşan sahte hekim Rafael’in tasvir edildiği satırlar. Yaklaşık bir sayfa kadar sürdü sanırım. Sanırım diyorum çünkü bir müddet sonra nadiren yaptığım bir şeyi yaparak cümleleri atladım. Ama bu yazarın başarısızlığı değil bilakis başarısıydı. Rafael’in kişisel pisliğini, yaşadığı mekanın iğrençliğini o kadar başarıyla anlatmış ki Anar, bir müddet sonra midemin bulandığını hissettim. Pisliği anlatan bu güçlü tasvirlere devam edemezdim.

Bir diğer tasvir başarısı ise sayfalarca süren bir durumdu. Orada ise Eflatun’u Eminönü civarından yola çıkarıp, bir sandala bindirerek Haliç’i geçirttiği ve Galata muhitine gönderdiği sahneler. Eflatun gaipten gelen o sesin sahibini arayadursun, esasında yazar bizi o dönemin Müslüman ve gayrımüslim muhitlerinde dolaştırıyor; halkın ve çevrenin genel durumunu veriyordu.

Suskunlar, ağır işleyen ama kendini okutabilen bir fantastik roman. İhsan Oktay Anar okurları zaten bileceklerdir.
“Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü ‘Suskunlar’ sessizliği olduğu kadar seslerin ve sözlerin, yani musikinin romanıdır” diyor İhsan Oktay Onar…
Oktay Onar Osmanlı kültür ve birikimi çok iyi bir yazar olduğunu bu romanı okurken anlayabilirsiniz. İçerisinde Osmanlıca kelimeler çok fazla yer etse de bu bana büyük bir zevk verdi. Osmanlı zamanını özellikle saray dışına çıkıp halkı ve Osmanlı alt kademeyi , Konstantiniye ( İstanbulu) tasvirlemesine ise bayıldım… Oktay Onar tabiriyle bu roman musikinin romanıdır. Müzik hakkında bu kadar bilgi birikimi bana yeter artar diye düşünüyorum ( Hiçbir şey bilmediğimi düşünürdüm, gerçekten bilmiyormuşum)
Kısaca romandan bahsedecek olursam :
Mehteren takımından olan Kalın Musa ve Ailesinin başından geçen olayları anlatıyor. Aslında romanda çok karekterler var, ana karekterlerden ve olaylardan bahsetmek bile uzun bir inceleme olacaktır…
Kalın Musa Cimri bir adamdır ve kaba ve birazda kurnazdır ,onun tam tersi karekterde olan bir oğlu vardır Veysel Kemençe çalmak dışında bir kabiliyeti yoktur. Bir gün eve ikiz çocuk bırakılır. Veyselin bir kadınlar gizli saklı meydana getirdiği çocuklardır bunlar. Cimri olan kalın Musa çok sinirlenir çünkü onlara para harcamak istemiyordur. Amcaları Hüseyin efendi ikiz çocuklara sahip çıkar ve masraflarını karşılama sözü verir ve Kalın Musa kalmalarına izin verir. Amca Hüseyin gündüzleri bir kahve geceleri insanların eğlenmelerini sağlayan bir eğlence yeri işletiyordur.
İkiz çocuklardan birinin adı Davut , diğeri Eflatundu. Davut babası ve amcasının yolundan gidip ud çalmayı öğrenip iyi bir udi olmuştu. Eflatun ise sessiz kendi halinde müzikle çok alakası olamayan biriydi. Bir gün Eflatun bir ıslık sesi duyuyorum diye söylenmeye başladıktan sonra çocuğa cinler musallat oldu diye yapılmadık muska dua kalmadı ama ıslık sesi geçmiyordu. Delirdiğini düşünüp senelerce evde kapattılar. Bir gün bu ses ıslıktan çok çağrı şekline dönüşünce Eflatun evden kaçtı…
Eflatun Konstantiniye sokaklarında çağıran insanı aramaya koyuldu. 7 farklı insan ve bu insanların kişiliklerini yerip insan olmayan özelliklerini ustaca eleştirmesi Eflatunun evden kaçış macerasıydı.
Bundan sonra olaylar başlıyor ; musiki içinde olan çalgıcılar , ney üfleyen Mesnevi dervişi İbrahim efendi , Tanburi çalan sözde sahte alim Cüce efendi , şarkı söyleyerek peygamber olduğunu dile getiren Zahir ve musikiye eşlik eden bir çok karekter işlenmiş… Romanda ayrıyeten cinler, hayaletler , kahinler ve fantastik denecek kadar (benim tabirimle) halkın körü körüne inandığı olaylar mevcut.
Kitabı okuduktan sonra Osmanlı kültüründen Büryan kebabını araştırdım. Anlatırken obur birisi yiyordu çok canım çekti :D Bir de iki gündür Ney dinliyorum. Bana neler oluyor bilmiyorum ama sanırım musiki büyüsü beni sarmaya başladı :D
Okunmalı mı ? Deneyin derim…
Puslu Kıtalar Atlası adlı eserinden sonra başka bir kitabı olsun diye Suskunlar'ı tercih etmiştim. Dili biraz sizi uzaklaştırabilir. Osmanlıca kelimeler baya fazla. Ama bu sizi romandan alıkoymuyor. Yazar Osmanlı tarihi ve kültürü hakkında çok bilgili. Kitap sona doğru sürükledi. Başlarda bu kitabı bitiremeyeceğim sanırım demiştim ama yanılttı. İçerisinde büyücülük, hayalet falan biraz değişik türde. Müzik konusu ana tema olarak işleniyor. Tasavvuf da konuya dahil oluyor. Kurgular arası geçiş ve yazarın dili gerçekten güzel. Bir bakıma baya fantastik bir roman. Ama betimleme ve tasvirler çok güzel. Bir yerde eski İstanbul'u dolaşıyor gibiydim. Hele sonlara doğru ney sesini hissettim resmen. Açtım ney sesi olan müzikler dinlemeye başladım. Çok çok güzel demesem de yine 8 puanı hak eden bir roman. Tavsiye ederim. Okuyunuz.
Anar’ın efsunlu kitaplarından biri Suskunlar.

Kitabın sürükleyiciliği bir yana asıl efsun kitapta çok fazla Osmanlıca kelime olmasına rağmen, yazarın kullandığı üstatlık derecesindeki cümleler sayesinde sözlük ihtiyacı duymadan bahsetmek istediği şeyi anlayabiliyorsunuz.

Kitapta musiki başrolde olduğundan kitap boyunca kulağınızda bir beste çalınıyor. Bir çok kişi ney sesi duyacaktır ama ben bir kabak kemane sesi duyuyordum ( Hadi yine iyisiniz kitap boyunca duyduğum taksimi sizinle de paylaşayım https://www.youtube.com/watch?v=XvHcibOh3iI )

Yazar kitapta zamanı salıncak gibi kullanıyor. En marifetlisinden bir ileri gidiyor bir geri….Ama küçük kardeşi sallar gibi hoyratça değil; sevgiliyi sallar gibi nazikçe...

Kitap boyunca tarihi olay ve şahsiyetlere çok naif selamlar gönderiliyor.

Hele Hz İsa ‘ya gönderilen o selam aynı şiddetle insanın canını bir daha yakıyor.

Gerçekten ya “ Ah Beybaba! Ah be Babalık! Niye Çamura yattın? “
İhsan Oktay Anar, Osmanlı dilini bildiği kadar tarihini ve kültürünü de çok iyi biliyor. Bunu kitaplarına da çok iyi yansıtıyor. Kitabı okumaya başladığınız zaman kendinizi Osmanlı devrinde hissedebiliyorsunuz. Bu durum da yazarın kalem gücünü gösteriyor.

Suskunlar ustaca kurgulanmış bir kitap. Kitabın ilk sayfalarında konunun nereye gidebileceğini anlamanız zor. Öyle güzel tasvirlerle karşı karşıya kalıyorsunuz ki ya zamanda yolculuk ya da mekanda yolculuk yapıyorsunuz. Kitap müzik makamları üzerine kurulmuş gibi gözüküyor fakat iç içe geçmiş öyle güzel kurgular var ki insan şaşırıp kalıyor.

Okumayanlar için tavsiye edebileceğim kitaplar listesine bu değerli kitabı da almış bulunuyorum.
Kendine has dili ve yazma kurgusu olan bir İhsan Oktay Anar kitabı daha. Farklı mekanlarda yer alan kalabalık bir kadronun nasıl bir araya gelerek bütünü oluşturduğunu tabi ki de her zamanki gibi kitabın son sayfalarında anlayabiliyoruz. Bazı bölümlerini okurken gerçekten sıkılmış olsam da İhsan Oktay Anar' ın nasıl bir yazma yetisine sahip olduğunu bildiğim için sabrettim diyebilirim. Bütünüyle, okunması rahat bir kitap. Fakat yazarın daha önce kitabını okumamış olan ve tarzını bilmeyen biri kitabı okurken sıkılıp yarıda bırakabilir. İhsan Oktay Anar tutkunlarının rahatlıkla okuyacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum.
İhsan Oktay Anar'ın üslubu çok farklı, komik, lirik, didaktik, masalımsı, farklı bir tat... Her eserinde mutlaka yüzünüzde bir tebessüm oluşur, bazen kıkır kıkır, bazen kahkahayla gülersiniz...Sonunda tatlı bir hatıra kalır kahramanlardan, olaylardan....
Virgüllerin efendisidir İhsan Oktay Anar. Uzayıp giden cümlelerinde, betinlemeleri öyle güzel yapar ki; kitaplarını okurken kendinizi tam olarak anlattığı yerde bulursunuz.
Suskunlar, bir tanışma kitabı olarak ağır olabilir. Lakin İhsan Oktay Anar’ın üslubuna alışkın olanlar için harika bir okuma keyfi ile karşı karşıya bırakır insanı.
Osmanlıca kelimelerin fazlalığı bile akıcı giden hikayeden dolayı sizi bunaltmaz ve kitap biterken kulağınızda musikinin en güzel seslerinden olan bir ney sesi baki kalır.
Önce suskunluk vardı. Sonra bu bey amca çıkıp neye üflüyor ve... Hayat başlıyor...
Bir söz, güzeldir diye doğru kabul edilemez. Güzel söz başka, doğru söz başka!
İhsan Oktay Anar
Sayfa 209 - İletişim Yayınları
''Bir söz, güzeldir diye doğru kabul edilemez. Güzel söz başka, doğru söz başka! Ben doğru söylemeyi tercih ederim, her ne kadar vezinli kafiyeli olmasa da. ..''
"Yamak, aşçı olmak ister. Aşçı,aşçıbaşı olmak, şakirt de kâtip olmak, kâtip ise paşa olmak ister. Paşaların istediği de vezir olmaktır. Kısacası herkesin istediği, bir şey olmak, olabilmek! Sizler de güya pişmek veolmak istiyorsunuz. Aslında kendinizden başkasını kurtarmak peşinde değilsiniz. Sadece kendi ruhunuzu temizleyecek kadar da bencilsiniz.
İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları
Kusur, benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Suskunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2007
Sayfa sayısı:
269
ISBN:
9789750505386
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Eflâtun rengi hayaller kuran bir "suskun"un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin "gerçekliği"nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek.

Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin "nefesini üfleyen" ve ona "can veren" bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar'ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.

Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.

"Suskunlar"ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.071 okur

  • Salih Acar
  • Mehmet Mustafa Erkal
  • Funda Güneri
  • Uğur Demircan
  • Bahar Ekin
  • Nadya Ivanova
  • Mustafa Recep Gemici
  • Leyla Yksl
  • Tolstoy’un Bisikleti
  • Güneş Duygu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%14.1
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%34.7
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54
Erkek
%46

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (136)
9
%27 (110)
8
%26.5 (108)
7
%7.8 (32)
6
%3.2 (13)
5
%1.2 (5)
4
%0.5 (2)
3
%0
2
%0.2 (1)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları