·
Okunma
·
Beğeni
·
23248
Gösterim
Adı:
Suskunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
269
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505386
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Eflâtun rengi hayaller kuran bir "suskun"un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin "gerçekliği"nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. 

Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin "nefesini üfleyen" ve ona "can veren" bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar'ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.

Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.

"Suskunlar"ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız...
269 syf.
·5 günde·Beğendi
"Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu."

İhsan Oktay Anar'ın okumuş olduğum ikinci kitabı olan "Suskunlar" tek kelimeyle "olağanüstü" bir kitap. Karakter ve mekan tasvirleri mükemmel. Kurgu şaşırtıcı ve kusursuz. Her ne kadar Osmanlıca kelime fazla olsa da anlatımı akıcı ve insanı sarıyor.Yazarın anlatımında en sevdiğim nokta ise mizahi ögeleri çok güzel kullanması.

İhsan Oktay Anar için "Modern Zaman Masal Anlatıcısı" tabirini boşa kullanmamışlar. Anlatımında masal içinde masallar var.Bir büyük masal var ve bu masalın içinde onlarca küçük hikaye anlatıyor yazar.Sonra da bu küçük hikayeleri kusursuz kurgulayıp bu fantastik romanı ortaya çıkarıyor.

Kitap, adını musiki makamlardan alan Yegah, Dügah ve Segah adlı üç bölümden oluşuyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde geçen ve dönemin Musiki anlayışını işleyen roman, bir taraftan sürükleyici bir hikaye sunarken diğer taraftan tasavvuf,mevlevilik ve Türk musikisi adına bilgilendirici bir içerikte sunuyor.

Kitabın konusu biraz karışık, ne desem sürpriz kaçırır.O yüzden fazla detaya girmeyeceğim.Ama kitapta, felsefe, dram,mizah ve gerilim dahil olmak üzere bir çok tarz güzel bir şekilde harmanlanmış.Romandaki olaylar Osmanlı İmparatorluğu döneminde geçmektedir. Kitap, bir yandan dönemin musiki anlayışını ve musiki cemiyetlerini ele alırken bir yandan da gelenekçi İslamın yanlışlarından bahsediyor.Yani müsikinin haram, tasavvufun günah olduğu söylenen dönemleri de eleştiriyor.Ana karakterimiz Eflatun'u çok sevdim, ama bir karakterimiz var ki Kalın Musa, ona da çok güldüm.

Kitapta bir şey dikkatimi çekti.Öyle ki kitapta kadın karakter hiç yok.Yazarın ilk okuduğum Puslu Kıtalar Atlası'nda da kadın karakter yoktu.Sonra kısa bir araştırma yaptım.Bu soru yazarımıza sorulmuş ve yazarımız şu ilginç cevabı vermiş.
"Pek çok romanda,pek çok şey yoktur. Romanlarımda kadın yok. Ama zebra da,bengal
kaplanı da, guguklu saat de yok." olmuştur.Yorum sizlerin.

Bazı kitaplar vardır. Sonunu merakla beklersiniz ve bir an önce bitsin diye zevkle okursunuz ama bir yandan da kitabın bitmesini istemezsiniz.İşte öyle bir kitaptı!
Son olarak diyorum ki:

Suskunlar Daha Fazla Okunmalı
269 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
GEL! NE OLURSAN OL YİNE GEL!
ŞŞŞŞŞŞTTT GELSENİZE

DİKKAT bir miktar spoiler içerir!

İsmi “Suskunlar” ama bu roman sesin , musikinin romanı aslında.
Romanın isminin nerden kaynaklı olduğunu daha romanı listeme eklerken merak etmiştim ve çok şaşırtıcı bir gerekçeyle romanda karşılığını buldum.
“Suskunlar” romandaki bir mezarlığın ismidir.
...............
Mekân Sofuayyaş Mahallesi , bir Mevlevi Dergahı, bildiğiniz üzre kapısı herkese açık.
Hadi siz de “Gel” in...
İster ateist...
İster deist...
İster münkir...
İster mümin...
Ne olursanız olun siz de gelin...

Nereye aitsiniz? Şu an tam şu anda olmak istediğiniz yerde ve huzurda mısınız? Romanın sağır ve dilsiz kahramanı Eflatun ( sağır olmadan evvel) sürekli işittiği sesi takip ederek Mevlevihaneye gelir ait olduğu yerin bu dergah ve duyduğu sesin ney sesi olduğunu keşfeder.

Gel’ meyi bilmeyen “gel”emeyen insanlar da var elbet romanda işte tam bu yüzden Konstantiniye’ deki namlı musiki ustaları birer birer öldürülür...

Cinayetlerin sebebi musikîdir çünkü şarap gibi müzik de insanı sarhoş eder .O halde müzik de haramdır.

Halbuki:

Yegâh makamında ışık yaratıldı...
Dügâh makamında gökkubbe...
Segâh makamında toprak, ot ve ağaçlar...
Çargâh makamında güneş, ay, yıldızlar, gece ve gündüz...
Pençgâh makamında hayvanlar...
Şeşgâh makamında insan...
Heftgâh makamında yedinci gün mübarek kılındı...

Romanı sevdim, en çok da Kalın Musa’yı .
Torunlarının canı helva çekince parayla almamak için komşusunun ölmesini bekleyen cimri .
Yolda bulduğu pilici çalıp ilerde yemek için bahçeye salan ve ona “ Zümrüdüanka” ismini veren , gün gelip onu kesen ve rüşvet olarak ikram eden ama pilicin kemiklerini eline alır almaz üzüntüden inme inen Musa...

İhsan Oktay Anar ; müptelası olduğum, delice merak ettiğim, hak ettiği değeri HENÜZ bulamamış yazar...
...................
Dip not: GEL çağrısını duyduğunuzda kulaklarınızı açın çünkü kulak eğer gerçeği anlarsa göz’dür.
269 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Merakımı böylesi kamçılayan bir kitap okumayalı uzun zaman olmuştu. Kurgusuyla, olayların birbiyle bağıntısıyla, yazarın üslubuyla, kendine çeken bir kitap. Mûsikiden çokça söz edilen kitapta, Osmanlı dönemi İstanbulu'nda savrulup gidiyorsunuz adeta. Sıkılmadan okuyacağınıza eminim
269 syf.
İhsan Oktay Anar’ın en iyi romanın Puslu Kıtalar Atlası olduğu söylenir. Ben de beğenmiştim romanı. Fakat SUSKUNLAR bence çok daha iyi bir roman. Uzun zaman sonra Türk edebiyatı yazarlarından birisi beni bu kadar etkiledi.Anar’ın tüm kitaplarını okumayı düşünüyorum.
Osmanlı Döneminde Konstantin’e yolculuk gibi. Galata meyhanelerinde demleniyor insan arada. Mevlevilerle aşka gelip semaya başlıyor. Musiki eserin başından sonuna kadar her yönüyle işleniyor. Hatta ana karakterimiz musiki. Musiki terimleri ve dönem itibariyle Arapça Farsça kökenli kelime çok fakat işin güzel tarafı anlatılanı sözlüğe ihtiyaç duymadan anlıyorsunuz. Bu sebepten sadece dilinden dolayı tedirgin olan kitap dostları lütfen bu şaheseri kaçırmayın.
Ah Neva!!! Davud!! Fedakar ve hakiki aşık. Eflatun sessizliği sessizce dinleyen unutulmaz neyzenim. Daha birçok derin karakter var. Masalın içinde gerçeği yaşamak çok güzeldi. Anar öyle bir kurgu tasarlamış ki her detay son sayfada yerine oturdu. Bir bütün olarak zihnimde yer etti. Tüm bağlantılar sonuçta yerini buldu. Bazen ürküttü bazen hüzünlendirdi ama heyecan ve hayranlık hiç bitmedi. Anar tek kelimeyle muhteşem bir eser koymuş ortaya. Neyin kafasını yaşıyor acaba diye düşündüm. Sanki akıllıkla delilik arasındaki ince çizgide gidip gelmiş. Yoksa böyle bir şaheser ortaya koymak mümkün olmaz gibi geliyor. Gündelik düşünmez yazarlar evet ama Anar bir başka yaşıyor. Anlattığı konulardaki yetkinliği göz dolduruyor, hayranlık uyandırıyor.
Kulak eğer gerçeği anlatsa gözdür. Mevlana’nın bu güzel sözüyle başlıyor eser. Aslında bu söz her şeyin özeti gibi. “Susmak gerçeği anlamanın tek yoluydu.” Gerçeğiyle son buluyor eser. İnanılmaz bir yolculuktu. Dilerim bunu okumayanlar da yaşar. Keyifli okumalar.
269 syf.
·23 günde·8/10
“Belki de susmak, anlatmanın tek yoluydu.”

Hayatımda ilk kez, doğru düzgün bir kitabı okurken 'okuma kaygısı değil de anlama kaygısı' çekmiştim. O kitap da pekçoğunuzun benimle bu konuda hem fikir olduğu Huzur romanı.
Suskunlar konu itibari ile değil; fakat anlamaya çalışmak, dilinin ağırlığı itibari ile Tanpınar'ın Huzur'una peyderpey benziyor.
Suskunlar'ı okurken sözlük okuması yapmadan kitabı anlamak çok zor. İhsan Oktay Anar'ın olayları sıralayış biçimine, anlatım şekline ve kelime dağarcığına, özellikle belirtmek istiyorum 'kelime dağarcığı'na hayran kalmamak içten değil.
Zekâsını bu denli güzel kullanabilen kıymetli felsefeci ve yazarlardan...

Felsefeyi, varoluşu, fantastik gerçekleri merak eden ve okuyanlar için elden bırakmayacak bir kitap.

Biraz da romanın konusuna değinmek elzem. Roman, Osmanlı İmparatorluk devrini konu almakla beraber bu dönemdeki musiki anlayışını ve bu musiki anlayışının ne derece önemli olduğunu işliyor.

Romanın olay örgüsü daha çok, Hızır Paşa'nın mehteranında közsen (en büyük davulu çalan kişi) olan Kalın Musa'nın oğlu Veysel'in ikiz çocukları olan Davut ve Eflatun üzerine kurulmuş.
Davut ve Eflatun birbirine karakter olarak epey zıt; ama birbirini seven iki kardeş. Bu ikiz kardeşlerin başına gelecek olanların anlatıldığı kitapta olaylar, fantastik bir sıraya dizilmiş. Bununla birlikte ilerleyen sayfaları çevirdiğinizde başka isimler de duyacaksınız ama ben kesinlikle bu isimlerden ve olaylardan söz etmeyeceğim.

Gerçekten okuması zor; ama okuyup bitirdikten sonra hissettikleriniz çok kıymetli ve bu romandan öğreneceğiniz bilgiler de 'okuduğuma değdi, iyi ki okudum.' diyeceğiniz cinsten.

Bu kitabın konusu, üslubu elbette tartışmaya bile açılamaz, bununla beraber bir de şu var ki bence çok önemli. Ben bu kitabı okuyup bitirdikten sonra bilmediğim bilgiler ve daha önce hiç duymadığım kelimeleri de öğrendim.

Bundan sebep herkesin okumasını tavsiye ederim ama bir de şu gerçek var: Bu kitabı herkes değil, kitap okumayı hayatının vazgeçilmezi haline getirmeyi başarmış insanlar bitirebilir.

Umarım, herkesin birgün bitirdiği bir kitap olur bu...

Biraz kitaptan alıntılar bırakayım:

**
"Kin şeytanın kahkahasıdır."

**
"Rüzgâr nasıl ki uğuldar, su şırıldar, gök gürler ve yapraklar hışırdarsa, arslan nasıl ki kükrer, güvercin guruldar, bülbül çiler ve serçe cıvıldarsa, insan da şarkı söyler."
Sayfa 170

**
“Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı.”

Sayfa 140 - Neyzen İbrahim Dede

**
“Onun yolu bizden uzundu. Çünkü biz iyiliğe kötülükten gelmedik. Ama o en sefil yerden gelerek en şerefli yere yükseldi.”

Sayfa 137

**
“Yamak aşçı olmak ister. Aşçı, aşçıbaşı olmak, şakirt de kâtip olmak, kâtip ise paşa olmak ister. Paşaların istediği de vezir olmaktır. Kısacası herkesin istediği, bir şey olmak, olabilmek!”
Sayfa 132

**
“Şu ayaltı âleminde, ölmüş, yaşayan ve henüz doğmamış ne kadar insan varsa, göklerde o kadar yıldız ve belki bir o kadar da kader vardı.”
Sayfa 119

**
“Eğer o, yerin yedi kat dibindeyse, Kabil'in, Nemrud'un, Ebu Cehil'in ve tüm putperestlerin günahlarının bin mislini işleyip cehenneme bile inerim! Çünkü kalbimi kavuran aşkın, cehennem ateşinden bile yakıcı olduğunu bilirim!”

Sayfa 71

Susmanın bu denli bir konuşmak, bu denli bir huzur içermesi, ne müthiş bir şey. Anlatmadan, anlatmak ne kusursuz fikrimce...
Keyifli okumalar...
269 syf.
·Puan vermedi
Yazarın ilk defa bir kitabını okudum ve 1000k da etkinlik düzenleyen arkadaşım Ebru Ince 'ye beni yazarın kalemi ile tanıştırdığı için ayrıca çok teşekkür ediyorum.
Konusu, üslubu değişik ama ilgi çekiciydi de. Yalnız okumakta birazcık zorlandığımı inkar edemem ama şikayetçi miyim asla iyi ki okudum diyorum. Yazarın hayal gücüne hayran kaldım arkadaşlar.
Kitabı okurken bazen gülümsedim, bazen de dersler çıkarttım kendime. Osmanlı zamanında geçen hikayeler, buram buram tarih, felsefe, tasavvuf kokuyordu. İşte Osmanlıca kelimelerin olması birazcık sizi zorlayabilir. Kitabı okurken bazen ney sesi eşliğinde okudum bu bana çok zevkli geldi tavsiye ederim:)
Kitap, isimlerini musiki makamlarından alan Yegâh, Dügâh ve Segâh olarak üç bölümde anlatılmıştır.
Cinayetler ve iyiler ile kötüler arasında yaşanan savaş:))
Ana karakterimiz Eflatun'a bayıldım. Ama bir karakter daha var bayıldığım o da beni okurken çok güldüren Musa :)
Kesinlikle okumanızı öneriyorum. Okuyun ve okutun arkadaşlar.
269 syf.
İhsan Oktay Anar, edebiyat dünyasında adeta bir efsaneye dönüşmüş olan Puslu Kıtalar Atlası’nın yazarı. Suskunlar’da da aynı üslup ve aynı dönemler var.

Anar’ın yüklü kelime hazinesiyle birlikte iyi bir kalemi var ve o iç içe geçmiş, çoğunda eski Türkçe kelimeler de bulunan upuzun cümleleri sanki bir ilkokul fişiymiş gibi rahatlıkla okuyabiliyorsunuz.

Suskunlar, bizi Osmanlı döneminde götürüyor. İkinci Ahmed dönemindeki İstanbul’dayız. Şunu peşinen söyleyeyim ki bu fantastik bir roman aynı zamanda. Masallar, efsunlar, efsaneler, hayal ötesini zorlayan kahramanlar, hayaletler de var. Romana ağırlığını koyan bir başka şey ise musiki. Bunu göreceksiniz.

Yazarın bazen bağımsız gibi görünen ama birbirine eklemlenmiş kişileri ve onların hikayeleri var. Dönemin özellikleri büyük bir ustalıkla sunuluyor. Tasvir bakımından mükemmel örnekler var. İkisini paylaşmayı hassaten isterim.

Birincisi tıpla uğraşan sahte hekim Rafael’in tasvir edildiği satırlar. Yaklaşık bir sayfa kadar sürdü sanırım. Sanırım diyorum çünkü bir müddet sonra nadiren yaptığım bir şeyi yaparak cümleleri atladım. Ama bu yazarın başarısızlığı değil bilakis başarısıydı. Rafael’in kişisel pisliğini, yaşadığı mekanın iğrençliğini o kadar başarıyla anlatmış ki Anar, bir müddet sonra midemin bulandığını hissettim. Pisliği anlatan bu güçlü tasvirlere devam edemezdim.

Bir diğer tasvir başarısı ise sayfalarca süren bir durumdu. Orada ise Eflatun’u Eminönü civarından yola çıkarıp, bir sandala bindirerek Haliç’i geçirttiği ve Galata muhitine gönderdiği sahneler. Eflatun gaipten gelen o sesin sahibini arayadursun, esasında yazar bizi o dönemin Müslüman ve gayrımüslim muhitlerinde dolaştırıyor; halkın ve çevrenin genel durumunu veriyordu.

Suskunlar, ağır işleyen ama kendini okutabilen bir fantastik roman. İhsan Oktay Anar okurları zaten bileceklerdir.
269 syf.
·4 günde·Beğendi
Kitabın son sayfasını da okuyup kapatınca vay be nasıl bir hayal gücü, nasıl bir zeka diye hayran hayran düşüncelerle uzaklara dalıyorsunuz. Öyle bir atmosferin içine alıyor ki sizi, buram buram tarih, felsefe, tasavvuf satırlarında ilerliyorsunuz.
Tabii yer yer Osmanlıca kelimeler olması beni de zorladı. Gidişata göre tahmin ettikleriniz de oluyor tamamen sözlük açıp okunmalı demiyorum ama ihtiyacınız oluyor. E o kadar emek vererek okumak da ayrı değerli kılıyor okumanızı.
Kalın Musa, musîki üstatları, Mevlevihaneler, hayaletler, semazenler, büyüleyici ney sesleri eşliğinde harika bir okuma serüveni oldu benim için. İhsan Oktay Anar’ın eserlerine mutlaka devam edeceğim. Sizlere de heyecanla öneririm.
Youtube kanalım: https://www.youtube.com/user/ayseum
269 syf.
·15 günde·8/10
Puslu Kıtalar Atlası adlı eserinden sonra başka bir kitabı olsun diye Suskunlar'ı tercih etmiştim. Dili biraz sizi uzaklaştırabilir. Osmanlıca kelimeler baya fazla. Ama bu sizi romandan alıkoymuyor. Yazar Osmanlı tarihi ve kültürü hakkında çok bilgili. Kitap sona doğru sürükledi. Başlarda bu kitabı bitiremeyeceğim sanırım demiştim ama yanılttı. İçerisinde büyücülük, hayalet falan biraz değişik türde. Müzik konusu ana tema olarak işleniyor. Tasavvuf da konuya dahil oluyor. Kurgular arası geçiş ve yazarın dili gerçekten güzel. Bir bakıma baya fantastik bir roman. Ama betimleme ve tasvirler çok güzel. Bir yerde eski İstanbul'u dolaşıyor gibiydim. Hele sonlara doğru ney sesini hissettim resmen. Açtım ney sesi olan müzikler dinlemeye başladım. Çok çok güzel demesem de yine 8 puanı hak eden bir roman. Tavsiye ederim. Okuyunuz.
269 syf.
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle başladım kitaba, yazarla tanışmamı sağlayan ilk kitap. Kitabı bitirince fark ettim ki yazarın kesinlikle farklı bir üslubu var, olay örgüsü değişik, kelimelerle oynama gücü ise gerçekten inanılmaz. Ancak olaylar karışık olarak verildiği için hemen hikayenin içine giremiyorsunuz. Ayrıca yabancı kelimelerin fazla olması da anlamayı biraz zorlaştırıyor. Ancak her şeye rağmen garip bir şekilde içine çekiyor kitap sizi, yazarın diğer kitaplarını da okuma isteği uyandırıyor.
Eflatun rengi hayaller kuran bir suskunun sözleridir bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sıralayan ve tüm bunların görkemini hikaye eden bir adamın akçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız... O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvani düşlerin gerçekliğinde sema edeceksiniz ve bu düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Seskunlar sessizliğin olduğu kadar seslerin ve sözlerin yani musikinin romanıdır.
Keyifli okumalar
269 syf.
·Puan vermedi
“Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü ‘Suskunlar’ sessizliği olduğu kadar seslerin ve sözlerin, yani musikinin romanıdır” diyor İhsan Oktay Onar…
Oktay Onar Osmanlı kültür ve birikimi çok iyi bir yazar olduğunu bu romanı okurken anlayabilirsiniz. İçerisinde Osmanlıca kelimeler çok fazla yer etse de bu bana büyük bir zevk verdi. Osmanlı zamanını özellikle saray dışına çıkıp halkı ve Osmanlı alt kademeyi , Konstantiniye ( İstanbulu) tasvirlemesine ise bayıldım… Oktay Onar tabiriyle bu roman musikinin romanıdır. Müzik hakkında bu kadar bilgi birikimi bana yeter artar diye düşünüyorum ( Hiçbir şey bilmediğimi düşünürdüm, gerçekten bilmiyormuşum)
Kısaca romandan bahsedecek olursam :
Mehteren takımından olan Kalın Musa ve Ailesinin başından geçen olayları anlatıyor. Aslında romanda çok karekterler var, ana karekterlerden ve olaylardan bahsetmek bile uzun bir inceleme olacaktır…
Kalın Musa Cimri bir adamdır ve kaba ve birazda kurnazdır ,onun tam tersi karekterde olan bir oğlu vardır Veysel Kemençe çalmak dışında bir kabiliyeti yoktur. Bir gün eve ikiz çocuk bırakılır. Veyselin bir kadınlar gizli saklı meydana getirdiği çocuklardır bunlar. Cimri olan kalın Musa çok sinirlenir çünkü onlara para harcamak istemiyordur. Amcaları Hüseyin efendi ikiz çocuklara sahip çıkar ve masraflarını karşılama sözü verir ve Kalın Musa kalmalarına izin verir. Amca Hüseyin gündüzleri bir kahve geceleri insanların eğlenmelerini sağlayan bir eğlence yeri işletiyordur.
İkiz çocuklardan birinin adı Davut , diğeri Eflatundu. Davut babası ve amcasının yolundan gidip ud çalmayı öğrenip iyi bir udi olmuştu. Eflatun ise sessiz kendi halinde müzikle çok alakası olamayan biriydi. Bir gün Eflatun bir ıslık sesi duyuyorum diye söylenmeye başladıktan sonra çocuğa cinler musallat oldu diye yapılmadık muska dua kalmadı ama ıslık sesi geçmiyordu. Delirdiğini düşünüp senelerce evde kapattılar. Bir gün bu ses ıslıktan çok çağrı şekline dönüşünce Eflatun evden kaçtı…
Eflatun Konstantiniye sokaklarında çağıran insanı aramaya koyuldu. 7 farklı insan ve bu insanların kişiliklerini yerip insan olmayan özelliklerini ustaca eleştirmesi Eflatunun evden kaçış macerasıydı.
Bundan sonra olaylar başlıyor ; musiki içinde olan çalgıcılar , ney üfleyen Mesnevi dervişi İbrahim efendi , Tanburi çalan sözde sahte alim Cüce efendi , şarkı söyleyerek peygamber olduğunu dile getiren Zahir ve musikiye eşlik eden bir çok karekter işlenmiş… Romanda ayrıyeten cinler, hayaletler , kahinler ve fantastik denecek kadar (benim tabirimle) halkın körü körüne inandığı olaylar mevcut.
Kitabı okuduktan sonra Osmanlı kültüründen Büryan kebabını araştırdım. Anlatırken obur birisi yiyordu çok canım çekti :D Bir de iki gündür Ney dinliyorum. Bana neler oluyor bilmiyorum ama sanırım musiki büyüsü beni sarmaya başladı :D
Okunmalı mı ? Deneyin derim…
İbrahim Dede Hazretleri'nin yüzündeki huzuru ve nuru görürler ve böylece "Allah'ın bir kulu bu kadar mutlu ve huzurluysa, dünyada da korkulacak bir şey olmamalı" diye içlerinden geçirirlerdi..
Cenab-ı Hakk Azze ve Celle bizlere görmemiz için gözler, işitmemiz için kulaklar verdi. Ama onun verdiği en büyük nimet akıl idi. Var mı içinizde bu nimeti reddedecek bir zındık!
İhsan Oktay Anar
Sayfa 176 - Segâh

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Suskunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
269
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505386
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Eflâtun rengi hayaller kuran bir "suskun"un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin "gerçekliği"nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. 

Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin "nefesini üfleyen" ve ona "can veren" bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar'ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.

Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.

"Suskunlar"ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız...

Kitabı okuyanlar 3.755 okur

  • Sevilay Altay
  • Mehmet Toyran
  • karanfil
  • Ali Yılmaz
  • Mukaddes
  • catcherintherye
  • İbrahim Karahancı
  • Bekir ÇAVUŞ
  • İsmail ışık
  • Batuhan Baş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%14.1
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%34.7
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54
Erkek
%46

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.8 (450)
9
%26.9 (348)
8
%24.8 (321)
7
%9 (117)
6
%2 (26)
5
%1.4 (18)
4
%0.5 (7)
3
%0.2 (2)
2
%0.2 (2)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları