Galiz Kahraman

·
Okunma
·
Beğeni
·
7,2bin
Gösterim
Adı:
Galiz Kahraman
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750514180
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, "olmasa da olur" halini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi olmak sonuna kadar hakkıdır. Sıradanlığın üst insanıdır o. Asilliğiyle asilleşememesi umrunda bile değildir. Onun umrunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılamak, kendi küçük âlemine sığan kainatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik de zaten budur."
192 syf.
·5 günde·Beğendi
İhsan Oktay Anar'ın hayal dünyasına bu kez "Galiz Kahraman" ile yolculuk ediyoruz. Kahraman deyince aklımıza yiğit, cesur ve gözüpek insanlar gelir. Anar'ın yarattığı kahraman ise tam tersi korkak, kaypak ve iğrenç bir insan. Zaten galiz de kötü, iğrenç, kaba ve çirkin anlamlarına geliyor. Anar farklı tarzıyla bir kahramanın açıkgözlülüğü, kabalığı, menfaatçiliği, yalancılığı ve bencilliğini bu kitapta gözümüz önüne seriyor.

Kitap, galiz kahramanımız İdris Amil Hazretleri'nin doğumundan başlayarak başından geçen ilginç ve komik olayları konu alıyor. Anar'ın romanlarında konudan daha çok kahramanlar ön plana çıkar. Yani yazarın herhangi bir kitabı için "konusu şudur" diyebilmek biraz zordur. Eserlerinde belli başlı bir konu yoktur. Yazar için neyi anlattığı değil nasıl anlattığı önemlidir. Kahramanlarını hep kusurlu kişilerden seçer. Bu kusurluluk da anlattığı olayları komik hale getirir. Zaten anlatımında ortaya çıkan en büyük unsur mizahtır. Bu mizahın içinde bolca ironi de mevcuttur. Yazar, çoğu zaman bu kusurlu kişilerin çarpık yönlerini doğru gibi göstererek ironi yapar.

Yazar kitabın arka kapağında kötü kahramanını şöyle anlatmış :
"Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikâyesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebâline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadîm zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi olarak insan olmanın, ‘olmasa da olur’ hâlini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur."

Kitabı genel olarak değerlendirdiğimde, toplumda görülen pek çok yanlış davranışı eleştirme amacı taşıdığını söyleyebilirim. Yazar, dini yaşantılardaki çelişkiler, toplumsal adaletsizlik, adam kayırmaca, adalet sisteminin yanlışları gibi birçok konuyu kara mizah yoluyla eleştirmiş.

Kitabın diğer adı ise “mevcûdenin çekilmez hoppalığı” Biraz araştırma yaptığımda yazarın bu adla Milan Kundera'nın "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" kitabına gönderme yaptığını öğrendim. Tabi Kundera'nın kitabını okumadığım için kitaba verdiği bu ikinci adla ne demek istediğini anlayamadım.

Anar bütün kitaplarında eski ile yeniyi harmanlayıp farklı bir anlatım tarzıyla karşımıza çıkıyor. Eserlerinde küçük küçük hikayelerin birleşmesinden büyük bir hikaye ortaya çıkarıyor. Bu anlatımını da efsane, mit ve masal türleriyle süslüyor.

Anar bütün romanlarında çoğul anlatıcı yolunu seçer. O, ne özne anlatıcı, ne de gözlemci anlatıcıdır. Çoğul anlatıcı da olaylar üçüncü tekil şahıs tarafından anlatılırken yazar her zaman olayların içindedir. Yazar olayları anlatırken, hem açıklar, hem yorumlar hem de eleştirir.

Galiz Kahraman kitabı için Anar'ın okunması en kolay kitabı diyebilirim. Bunun sebebi olarak da diğer eserlerine nazaran Osmanlıca kelimelerin azlığı söylenebilir. Ayrıca Puslu Kıtalar Atlası, Suskunlar ve Amat eserlerinde birçok karakter yer alırken bu kitabındaki karakter sayısının az olması da kitabın kolay okunmasını sağlayacak başka bir etkendir.

İhsan Oktay Anar'ın yedinci kitabını okuyarak külliyatını bitirmiş olmanın bir burukluğu da var içimde. Yazarımız 59 yaşında ve ortalama olarak beş yılda bir kitap çıkarıyor. Ömrünün uzun olmasını ve verimliliğinin artmasını umarak incelemeye son veriyorum. Herkese keyifli okumalar.
192 syf.
"Hüüüüüüüüüüüüüüüp! Jjjjjjjjjjjjjjjjt! Nah-ha!”


Kurtuluşun mübarek sesini duydunuz mu? :)

Tütünden paslanmış sarı dili ve çıkardığı hoş sedalarla (!) Kasımpaşa aristokrasisinden İdris Amil Hazretleri!!

Doğduğu gece türlü mucizelerin yaşandığı, sünnetli doğmasından mütevellit Allah dostu olacağı düşünülen, şair mi, dedesinin deyimiyle gavat mı belli değil, mümtaz kişiliğin hikayesini kahkahalarla okudum.

Eğlenceli olduğunu biliyordum ama daha ilk sayfadan beni bu kadar yakalayabileceğini tahmin etmemiştim.

Kendisi bir tabiat mucizesi.
Altın oranın bile arıza sinyalleri verdiği, kendine deli gibi aşık bir insan.

Aşk yolunda, artist olma yolunda, şair olma yolunda başına gelenlerle, hayaller - hayatlar çelişkisini doruklarda yaşayışıyla keyifli bir serüvene çıkarıyor okuru.

Muhtar Lüpen 'den Efgan Bakara' ya, Yarma İskender 'den Külhanbegümü Remziye' ye kadar birçok enteresan karakter anlatılmış kitapta. Ama İdris Amil 'den sonra, benim en sevdiğim lambalı radyosuyla dolaşan dayısı oldu.


İroninin zirvesi. Yazarın, kesinlikle güldürme kaygısı gütmeden yaptığı doğal nüktelerle, hatta arada "Arkasından konuşmak gibi olmasın.." diyerek anlattığı olaylar, dilinin çok sade olmamasına rağmen akıp gidiyor.

Doyumsuz lezzette uslübu ve zekice nüanslarıyla yazara hayran olmamak elde değil.

Okurken, ya bu bana birini hatırlatıyor, demeniz çok olası. Çünkü herkesten bir parça ama muazzam derecede özgün bir bileşim İdris Amil Hazretleri. Dini mevzuları ve sosyal olayları bile yorumlarken, kafası çok başka çalışıyor.

Bence yazarı okumaya kesinlikle bu kitaptan başlanmalı. Akıcı, eğlenceli ve fantastiğe kayan kurgusuyla, tanışma kitabı olarak ideal.
İdris Amil 'i çok yakın bir arkadaşından dinliyor gibi hissedeceksiniz.

Zamansız, ama günümüze çok da uzak olmayan bir tarihte eski İstanbul' da kısa bir süre yaşatacak sizi.

Kahramanın yazarlık dersleri almak için gittiği Ümmü Gülsüm Kıraathanesi 'yle ilgili kısımlarda, yazarın edebiyat dünyasına gönderme yaptığını hissettim.

Baştan ayağa ironi ve eleştiri dolu anlatımıyla, okuduğunuz her sayfada, acaba bu defa nereye gönderme yaptı diye düşünüyorsunuz.

Son olarak İdris Amil Hazretleri için buraya bir şarkı bırakıp bitirmek istiyorum. :)

https://youtu.be/fTmMtlvi41c

Keyifli okumalar.. :)
192 syf.
·22 günde·10/10 puan
İki kere okuduğum bir kitap. Kitabın en önemli özelliği sosyolojik tasvirlerinin çok başarılı olması. Bir bölümde geçen hırsızlarla ilgili tespitler komünizm hakkında insanı gerçekten düşündürüyor. Acaba gerçek hırsızlar mülkiyet kavramını ortaya atan bizler miyiz? İnsanın açlığını, iktidar kavgasını, bencilliğini, dışlamayı, ötekileştirmeyi ve birbirimize günden güne duyduğumuz yabancılaşmayı 180 sayfa boyunca işliyor yazar. Herkesin kendisine göre bir şeyler bulabileceği bir eser. Kesinlikle okunmalı.
192 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Bir kaç yıldır sürekli yazarın kitaplarına elim giderdi ama alıp okuma fırsatım olmamıştı.Kitabı bitirince onu tanımak için geç kaldığımı hissedip üzüldüm.Öncelikle kitabın çok zeki bir yazar elinden çıktığını söylemeliyim.Kitabın kahramanı ve onun kendine bakışı çok güzel anlatılmış.Akıcı dili ve anlatımın başarısı kurgudaki ufak tefek kusurları görmemi engelledi.(Zira bazı bölümlerde boşluk hissi yaşamadım değil.)İlk okuma ilk kitap gayet başarılıydı.Sevdiğim yazarlar kategorisine koymak için elimdeki diğer iki kitabını da bitirmem gerek.
192 syf.
·4 günde·5/10 puan
Belki bu kitaba 5 yıldız verdiğim için linç yiyebilirim. Fazlaca beğenemedim yazarın bu kitabını. Sebepleri de şu şekilde;
Olay hangi zamanda gerçekleşiyor? Bunun cevabını bulmak için okuyucu biraz çaba sarfedecek ve ankesörlü telefonla konuştuğy kısımı okuduğu zaman "demek ki ankesörlü telefonun icadından sonraki yıllar" diyebilecek. Yazar bize zamanı iyi aktaramamış. Paragrafsız sayfaları okumayı ayrıca zorlaştırıyor. Anlamsız kelimeler, bir insan neden hüp jjjt nahha desin ya hu? Bir anlamı olsun hiç değilse. Yazar, bu kitabı adeta yazmak için yazmış. Başka bir amaç gütmemiş. Eğer amaç sosyolojik düzeni irdelemek ve herkesin içinde olan güdüleri günyüzüne çıkartmaksa bu kurguyla pek bir zor. Yazarın elimde olan son kitabı Yedinci Gün bunda umarım aynı hayal kırıklığına uğramam.
181 syf.
Yazarın ilk okuduğum kitabı Puslu Kıtalar Atlası'nın etkisi henüz geçmemişken Galîz Kahraman kitabı başka büyülü bir dünyanın kapılarını araladı bana. İhsan Oktay Anar' ın hayal gücüne ,zekasına ve bilgi birikimne ikinci kez şapka çıkarttım.
Kitabın her satırında okuyucuya bir şeyler kazandıran kelime dağarcığını, hayal gücünü besleyen bir üslupla kaleme aldığı bu eserinde, çok ta yabancı olmadığımız; bizleri olumlu ya da olumsuz etkileyen durumları / olguları okuyucuya aktarıyor. Din muhafazakarı görünüp insanları sömüren hırsızlar,tarihi eser kaçakçıları, içi boş cümleler kuran eleştirmenler,akademisyenler,farklı bir şeyler ortaya koyup , düşünen, üreten insanların alaya alınması ve yalnızlaştırılması gibi birçok mesleyi barındırıyor kitap. Ancak edebiyat camiasına yönelik düşünceler daha ön planda gibi...
Okurken çok eğlendim , ciddi havayı dağıtmak adına bazı şeyleri hicvetmesi okumayı renklendiriyor. Düşündüren, biraz da tebessüm ettiren bir kitap arıyorsanız mutlaka okuyun.
192 syf.
Galiz Kahraman, İhsan Oktay Anar’ın 2014’te piyasaya çıkan romanı. Galiz, iğrenç, kötü manasına gelen bir kelime. Nitekim romanın kahramanı da bir bakıma öyle. Anar bizi daha önce eski zamanlara götürür ve bir kısmı fantastik olan masalını/hikayesini orada anlatırdı. Lakin bu sefer devir cumhuriyet dönemi, muhtemelen de 90’lı yıllar.

Romanın baş karakteri İdris Amil Efendi adlı bir zat. Gerçek anlamda bir galiz kahraman. Roman onun etrafında gelişiyor. Anar’ın kendine has absürt öğeler barındıran üslubu bu romanda da devam ediyor. Üstelik çok daha yoğun bir şekilde.
Öyle ki roman bittikten sonra geriye sarıp düşündüğünüzde aslında bunun neredeyse bir mizah yazı dizisi olduğuna dahi karar verebilirsiniz. Bu yüzden romanın özeti diye bir şey sunmak da kolay değil.

Yalnızca İdris Amil değil romandaki karakterlerin hepsi birbirinden galiz! Yarma İskender, ismi ve soyismi oldukça dikkat çekici olan Efgan Bakara, Remiz, Remziye, Muhtar, Mualla…

Romanda hakikaten pek çok gülünç sahne var. İdris Amil’in çoğunlukla bir aptal olduğunu düşünüyorsunuz. Ama ecnebi yazarların romanlarını kendi yazmış gibi piyasaya sürdürmesi lakin sonunda o işin ekmeğini Muhtar’ın yemesiyle birlikte bazen de toplumdaki aptalların sayısının hiç de az olmadığı kanısına varıyorsunuz. Zaten yazar, romanda biraz da edebiyat üzerinden sıkı hicivler yapıyor.

Neyse, sonuçta her şey İdris Amil Efendi’nin nidası gibi;
Hüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüp! Jjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjt! Nah-ha!
192 syf.
“Kaba ve çirkin, iğrenç.” (Galiz) bir roman kahramanı için ne kadar düşündürücü bir lakap. İdris Amil Hazretlerinin nidasıyla doğumundan başlayarak yaşadığı tuhaf, komik, ve şiddet içerikli olayları anlatıyor. Sıradan insanların başarılı olmaları yolundaki çaresizliklerini bazen tebessümle bazen de içiniz acıyarak okuyacaksınız.
İhsan Oktay Anar bence çok iyi bir yazar. Dilerim kıymeti bilinir.
192 syf.
Galiz Kahraman, İhsan Oktay Anar’ın son romanı, 2014’te çıkan bu romanından sonra yanlış hatırlamıyorsam başka kitap yazmayacağını söylemişti. Umarım bu kararından döner, çünkü Anar, farklı ve eğlenceli üslubuyla çağdaş edebiyatımızda oldukça değerli bir yazarımız. Kitabın adından başlayacak olursak hemen “galiz” kelimesinin “kaba ve çirkin, ağza alınmayacak, iğrenç (söz)” olduğunu belirtmiş olayım. Haliyle kitabın kahramanı İdris Amil Efendi’den beklentimiz klasik manada bir kahramandan beklediklerimizle aynı veya benzer olmamalıdır. Onun için kitabın arka kapağında yazanlar kitabın temasını ve temel problemini belirleyebilmemiz için önemli gözüküyor. İdris Amil Efendi, “sıradanlığın üst insanı” şeklinde nitelenir. Böyle bir karakter üzerinden aslında senin, benim, manav Rüştü efendinin, gündüzleri Müge Anlı’yla katil yakalayan Mualla teyzelerin, on küsur senedir hiç sıkılmadan her hafta 3 saat boyunca Arka Sokaklar’ı pür dikkat izleyen Mahmut amcaların, kısaca sıradan insanların sıradan hayatlarında “hakikat”in ne manaya geldiğini anlamaya çalışmak, bir kez de filozofların, bilim insanlarının, din adamlarının değil, bu insanların gözünden gerçekliği görmeye çalışmak bence kitabın üzerine eğildiği temel problem ve temadır. Buna getirilen cevap ise İdris Alim Efendi için söylenen şu sözlerdedir: “Onun umurunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılama, kendi küçük alemine sığan kainatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik zaten budur.” Tabi, buradan insanların birey olarak küçük hayat parçacıkları içine gömülerek toplum olma bilincini yitirmeleri sonucu çıkabilir gibi savlarla karşıt görüş belirtilebilir. Ama ben bundan ziyade, insanın en başta kendini bilmediği takdirde içinde yaşadığı topluma da pek faydasının dokunmayacağını düşündüğüm için, bu cevabı mantıklı buluyorum. İnsanın kendisini bilebilmesi için ise etrafında olan gerçekliğe dair görüş açısını sağlıklı bir düzeye getirmesi, bunun için de bir gerçeklik olduğunu kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, bir fıçının içinde yaşar veya şüphecilikte zirveye oynayarak gelen arabayı önemsemeden kırmızıda geçmeye çalışır. Gördüğüm kadarıyla romanda yazar, görüş açısını sağlıklı düzeye getirmenin yolunun ise fenden veya bilimden geçtiğini düşünmektedir. Bunu, “hakikati ancak fen verirdi ve Hakikat, insanın yürüdüğü zemindi,” cümlesinden çıkarabiliriz.

Kitabın başından sonuna dek etkili ve abartılmadan kullanılan ironik bir üslup hakimdir. Bunu en baştan, İdris Alim’den “efendimiz” diye bahsedilmesinde ve onun “Hüüüüüüüüüüüüüüüp! Jjjjjjjjjjjjjjjjt! Nah-ha!” diye attığı nidalarda görebiliyoruz. Anlatıcının tarzından sanki İdris Amil’i bir şeyh olarak, kendisini de bir mürit olarak gördüğü izlenimi ediniriz. Bir mürit için de şeyhinin dışkısından bile çıkarılacak ibret vesikaları bulunur. Bu durum, şeyh uçmaz mürit uçurur, sözüyle de lugata geçmiştir hatta. Bu nida, okurun yer yer kaybolup sıkılabileceği bu serüvende bir tabela görevi görür; öte yandan ise ironik üslubun bir simgeselleşmesi olarak temanın zihinlere sessizce ama etkili şekilde yer etmesini sağlar. Hem bu kitabında hem de okuduğum diğer kitaplarında yazarın anlatım tarzı aklıma Ekmek Teknesi’ndeki Herodot Cevdet’i getirir. Buna meddah tarzı bir anlatım denilebilir. Sayfalar geçtikçe sanki eski bir zamanda bir köy meydanında toplanmışız ahaliyle ve uzaklardan bir yabancı gelip ortamıza geçip bize farklı diyarlardan ilgi çekici hikayeler, masallar anlattığı hissini alıyorum. Bunun olumlu yanı, insanı gerçekle hayalin birbirinin içine geçtiği farklı bir dünyaya götürmesi nedeniyle okurun kısa zamanda çok okumasını sağlaması, damağında farklı bir tat bırakması ve çoğunlukla pür dikkat durmasını sağlamasıdır. Lakin, okurun dikkati bir şekilde dağılırsa hikayeden fazlasıyla kopabiliyor. Çünkü hayal-gerçek’ten gerçek’e geçiş yapılıyor ve yeniden hayal-gerçek’e dönmenin öncesinde yeniden bir ön hazırlık yapılması gerekiyor. Bu nedenle bence bu tarz kitaplar kısa zamanda okunmaz, çok aralıklar verilerek okunursa bu olumsuz yanın kuvveti de artar. Bence kitabın en kuvvetli ve benim en sevdiğim yönü ise eleştirel olmasıdır. Kasımpaşalı biri olan İdris Amil, sürekli bir arayış içinde farklı alanlara merak sarar. Bu esnada ise yazarın anlatıcı ağzından toplumu, edebiyat dünyasını, iktidarları, dindarları, çarpık sosyal düzeni, ekonomik eşitsizliği ve insanlar arasındaki uçurumu, insanlarda artan ve giderek daha çok patolojik ivme kazanan narsisizmi ve okurları eleştirdiğine şahit oluruz. Yazar bunları oldukça esprili ve abartıp insanın gözüne sokmadan yapmış, salt mesaj verme kaygısı gütmediği için hem güldürüp hem düşündürmüş. Bunlardan ben sadece bir tanesine değinmek istiyorum. İdris Amil, uzunca bir süre yazar da olmak ister kitapta ve bunun için edebiyatçıların uğrak yeri olan bir kahvehaneye de gider gelir. Bu ziyaretlerinin birinde anlatıcının ağzından yazarın okurlara yönelik eleştirisini görürüz. Yazar bu eleştirisine, “bir romanın iki tür okuyucusu olurdu: Zeus gibi olanlar ve Yehova’ya benzeyenler,” şeklinde manidar şekilde başlar. Biliriz ki, Zeus ve diğer Eski Yunan tanrıları insanları cehennem ateşlerinde yakmakla uğraşmayan, insanları çok sıkmayan ama temelli de kendi hallerine bırakmayan, eğlenceli tanrılardır. İnsanların bunlara bakışı da katı değildir, çok korkuya rastlanmaz. İnsanlar gibidir bu tanrılar: yerler, içerler, zina yaparlar ve bazen acı çekerler. İnsanın zorlu varoluşsal yürüyüşünde mistik yol arkadaşlarıdır. Haliyle bu tip okurlar da okuma eyleminden en başta zevk alırlar, kendilerine bir yol arkadaşı ararlar ama buradan yanlış sonuçlar çıkmasın. Şöyle ki, tabi ki yol arkadaşınızın güvenli ve sevdiğiniz biri olmasını istersiniz; burada kastettiğim yol arkadaşına ise bu şekilde bağlı olmadan yeri gelip gülebileceğiniz yeri gelip de üzülebileceğiniz ama nihayetinde hayali bir yönünün olduğunun da farkında olursunuz. Yehova ise bilindiği üzere oldukça gaddar, agresif, kıskançtır. İnsanları yakmaya takınıtılı güç arzusu gözünü kör etmiş bir tanrıdır. Ne o insanları ne de insanlar onu arkadaşı olarak görebilirler. İnsanın gözünde o, bir yandan korkulan bir yandan da olunmak istenilendir. Ancak onu olmaya çalıştıkça insan da ona benzeyip olumsuz neticelerle karşı karşıya kalır. İşte, Yehova tipi okur da böyledir. Yazarlar onların karşısında el pençe divan durmalı, her an kırbacı kafalarında bulabileceklerinin bilincinde olarak yazmaları gerekir. Çünkü romancılar onların kullarıdır, yeri gelir onu göklere çıkarır yeri gelir cehennemin dibine atar. Çünkü Yehova tipi okur, “Ben, benim!” diyerek kibrin zirvesinde dolanan insandır. Ve yine bu tarz okurlar, “kulları addettiği romancıları, bizzat kendi muhteşem suretine ne kadar benziyorsa işte o kadar sever ve takdir eder, benzemeyenlere ise nefret kusardı. Buna hakkı ve kudreti vardı; çünkü bütün kainat aslında bu tür okuyucunun, yanı “deuculus”un (tanrıcık galiba) çevresinde dönerdi.” Bence Zeus tipi okur olmakta daha çok fayda var.

Son olarak, kitap hakkında fazlasıyla övgü dolu sözler etmeme rağmen neden iki puan kırdığımı belirteyim: Yukarıda değindiğim meddah tarzı anlatımın olumsuz yanlarını çok yaşadım. Ayrıca, kahramanın esprili tonda başka başka olaylar yaşayıp, bunları olumsuz neticelerle noktalayacağı en baştan belli ve bu bana biraz Türk filmlerinin klişelerini aklıma getirdi. Öyle ki romana tutunabilmemi özellikle eleştirel kısımlar sağladı. Kitabın felsefi bir alt metninin olması ve diğer değindiğim olumlu yönlerin varlığı, kitabın olumsuz yönlerinin üzerimdeki etkisini minimize etti diyebilirim. Neticede, farklı, zevkli ve düşündürücü bir roman. Herkese tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar..
192 syf.
·5 günde·Puan vermedi
İhsan Oktay kalemini çok sevdiğim ve bu yıl tüm külliyatını bitirmek istediğim yazarlardan bir tanesi. Galiz Kahramanla beraber tüm külliyatı bitti. Okuma sırasına bağlı kalmadan canım hangi kitabını isterse onu okuyarak tamamladım bu serüveni.
Kitabın konusuna gelecek olursak ;
Öncelikle galiz kelimesinin anlamı “kaba , çirkin , ağza alınamayacak iğrenç söz.”
Kahraman dendiği için en başta türlü türlü kahramanlıklar yapan çok cesur birinin hikayesini okuyacağını düşünebiliyor insan. Ama “galiz” kelimesi ortalığı karıştırıyor. Kelimenin anlamında da olduğu gibi kitabımızın karakteri korkak, türlü türlü iğrençlikler yapan bir karakter. Anarın arka kapak yazısında da dediği gibi aslında baş kahraman hem herkes hem de hiç kimse. Bir insanın ne kadar kaypak ne kadar içten pazarlıklı olabileceğini tüm çıplaklğı ve usta kalemiyle gözler önüne seriyor Anar. Toplumda olan olayları da güzel bir dille eleştirdiğini görüyoruz yine bu romanında. Elinize kalem kağıt alarak okumanızı tavsiye ederim. Keyif alarak okuduğum bir romandı.
192 syf.
·4 günde·9/10 puan
İhsan hocamın son kitabını bitirmiş olmanın burukluğu...
Evet yedi kitaplık bir külliyat ve nevi şahsına münhasır, mükemmel bir yazar. Üzülerek de olsa yolun sonuna gelmiş bulunuyoruz sevgili İhsan Oktay Anar’la. Her ne kadar son da desem bu kitapları kütüphanenim baş köşesine koyup tekrar tekrar okumayı düşünüyorum.

Son kitabı olması ve benim yazara olan hayranlığımdan dolayı olumsuz bir eleştiri yapmaya her ne kadar gönlüm razı olmasa da okuyacak arkadaşları da yanıltmak istemem. Olayların akışında bazı kopukluklar ve tamamlanmayan bazı bölümler vardı. Bunun yanı sıra şimdiye kadar okuduğum kitapları içinde en kolay okunanıydı diyebilirim.

Evet son kitabımız Galiz Kahraman ve adından da anlaşılacağı üzere yazarımız yine isimler üzerinden mesajlarını vermeye devam ediyor. Kahramanımız İdris Âmil Hazretleri yani Galiz Kahraman.
Galiz: kaba, çirkin, ağza alınmayacak, iğrenç anlamlarına geliyor. Tahmin edileceği üzerine kahramanımız da ismiyle müsemma :) Efgan Bakara’yı da unutmamak lazım. Bakara arapça inek demek ve Efgan karekterimiz de hikayede ne yazık ki tam bir inek.

Kahramanımızın başına gelen trajikomik olayları yine gülerek ve yer yer ‘bu kadarı da pes’ diyerek okuyoruz. Bu kitapta yazarımızın hedefinde yazarlar ve şairler var. Tabi sosyalizmi de es geçmemek lazım. Roman nasıl olmalı, çalıntı eserler, eleştirmenler, yazar ve okur hepsini ve daha fazlasını kıyasıya eleştirmiş, tabiki kendine has mizahi üslubuyla.
Bunun yanı sıra batıl inançlar ve yanlış din öğretileri olmazsa olmazımızdan. O kadar incelikli bir şekilde yediriyor ki hikayenin içerisine bu eleştirilerini, her defasında zekasına hayran kalıyorum. Beğendiğim bir alıntıyla sonlandırıp sizlere keyifli okumalar diliyorum...

“Bedava çalışan kişiye ancak, köle denirdi. Dolayısıyla günde on iki saat çalışan dayı, ilk altı saat hür, ikinci altı saat köle olmuştu. Hatta ve hattâ, iki asır evvelki, kölelerini yedirip içirip giydiren köle sahipleri daha da insaflı sayılırdı.
Şimdikiler tasarruf için bunu da yapmıyorlar,
“Git altı saat yemen içmen giyinmen için çalış, sonra gel fabrikama ve bana altı saat boyunca kölelik et!” diyorlardı. Kısacası kadîm efendilerin köleler üzerinde mülkiyet, şimdikilerin ise zilyetlik hakkı vardı. İşte!
Allahû Teâlâte’ya teslim olup da günde beş vakit sâlaha ve felâha davet edilen hür insanların, her öğlen saat bir’de fabrika düdüğü öter ötmez patronlara kölelik etmeye başlamaları galiba dine pek sığmazdı. Zaten her dini bütün kişi ‘abdullah,’ yani ‘Allah’ın kölesi’ değil miydi? Herhangi bir ‘abdullah’ın bir kölesi, yani bir ‘abdulabdullah’ı varsa, köle sahibi bizzât kendisini şirk koşmuş olmayacak mıydı?
‘Şirket,’ işte buydu! “ (s.42)
192 syf.
·Beğendi·6/10 puan
Bütün kitapları okumaya değer. Farklı bir hayal gücü farklı bir içerik :)
Zevkli bir okuma sağlıyor. Bayanlarda kabadayı oluyormuş kitaptan öğrendim
Bir kadını uzun uzadıya anlatmak malûmun ilanı olur. Çünkü kadının, mükemmel olmaktan başka ne özelliği olabilir ki?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Galiz Kahraman
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750514180
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, "olmasa da olur" halini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi olmak sonuna kadar hakkıdır. Sıradanlığın üst insanıdır o. Asilliğiyle asilleşememesi umrunda bile değildir. Onun umrunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılamak, kendi küçük âlemine sığan kainatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik de zaten budur."

Kitabı okuyanlar 1.930 okur

  • özlem özge papila
  • Nuray Öztürk
  • Süleyman Bilge
  • Kamuran Üçer Koç
  • Kaan
  • Hakan Şirin
  • Aslıhan Alpaslan
  • Mustafa Ersin Taşdemir
  • hasan gündüz
  • Ufuk Büyüktemiz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.1
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10.3
25-34 Yaş
%45.9
35-44 Yaş
%30.9
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.5
Erkek
%58.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.5 (130)
9
%19.6 (124)
8
%31.3 (198)
7
%16.4 (104)
6
%7.3 (46)
5
%3 (19)
4
%0.8 (5)
3
%0.2 (1)
2
%0.5 (3)
1
%0.5 (3)

Kitabın sıralamaları