8,6/10  (235 Oy) · 
622 okunma  · 
189 beğeni  · 
3.215 gösterim
"Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçlarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisar edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun
dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye
tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2005
  • Sayfa Sayısı:
    235
  • ISBN:
    9789750503726
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
27 Mar 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bundan 12 yıl önce, sonbaharın ağaçlara yapraklarını döktürdüğü zamanlarda, İhsan Oktay Anar’ın rivayet ettikleri doğruysa Amat kitabında, kömürleşmiş yürekleriyle çalkantılı sulara yelken açan; kimi insancağızın ganimet peşinde koştuğu, kimi insancağızın da ölümsüzlüğün neferine meydan okuduğu bir gemide bulunanların hikâyesi anlatılır. Yine Amat adlı geminin esrarengiz olaylara sahne olduğu ve filozofların ruh ve ölümsüzlük üzerine yaptığı çalışmalara ilgi duyan bir kaptana ve kaptandan sonra en yetkili kişi olan ‘koca reise’ kamara verildiği rivayetler arasındadır. Osman Gündüz İhsan Oktay Anar’ın Kurgu Dünyası adlı kitabında Amat ile ilgili şunları nakletmiştir: “…Amat ve Suskunlar adlı son iki romanında ise iyi ile kötünün ezeli çatışması içinde sınırsız güç ve ölümsüzlük peşinde koşan kişilerin acıklı sonlarını işlemektedir.” İyi-kötü, sınırsız güç ve ölümsüzlük çabalarının tarafları da Kaptan Diyavol Paşa ve Kırbaç Süleyman Reis olarak kitapta simgeleniyor.

Amat İhsan Oktay Anar’ın okuduğum dördüncü romanı oldu. Felsefeyi seven biri olarak gelenek, örf ve adetlerimizin, tarihimizden kişilerin, zamanında önem arz etmiş şehirlerimizin, kısaca tarihimizin tüm öğelerini, Anar’ın felsefeyle birleştirilerek romanlaştırması benim için büyük bir kazanç oldu. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını okumak için bir sürü sebep var: Tarihe yer vermesi, kitaplarını felsefeyle harmanlaması, iyi ve kötü çatışmasına yer açması, mizahi öğeleri iyi kullanması vb. şeyler. Ama sadece kitaplarında kullandığı dili görmek için bile okunabilir Anar. Masal, destan, efsane, halk öyküsü gibi geleneksel anlatımların artık kullanılmayan yinelemelerine ve söz öbeklerine yer veriyor. Örnek olarak: “Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Kostatiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”(Puslu Kıtalar Atlası, sf13). Bir örnekte Amat’tan: “Peygamber Efendimizin ve onun tebliğ ettiği kitaba iman edenlerin Mekkeli putperestlerden gördükleri eza ve cefa nedeniyle Medine’ye hicretlerinden 1080–1082 yıl, İsa Aleyhisselamdan ise 1670 yıl kadar sonra Şevval ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nam salmış o Konstantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı.”(sf9). Görüldüğü gibi dili okuyanda ahenk ve masalımsı bir tat uyandırıyor.

Amat’ı diğer İhsan Oktay Anar kitaplarından daha çok sevdim; gerek dili, gerek konusu, gerek de karakterleri nedeniyle. Denizcilikle alakalı verdiği bilgiler, kullandığı terimler, anlattığı hikâyeler Amat’ı Amat yapan asıl şeyler olarak da bizlere naklediliyor. Diyavol Paşa’nın esrarengizlikleri, Kırbaç Süleyman Reis’in güç arzusu, Abuzer Reis’in titizlikleri, hurafeler, inanış ve aldanışlar gibi çok katmanlı yapıları; eskiye götüren üslubu ve düşündüren meseleleriyle gerek Amat, gerek diğer kitaplarıyla İhsan Oktay Anar evrenine mutlaka göz atılmalı diyerek, burada bitiriyorum. İyi okumalar.