8,4/10  (124 Oy) · 
333 okunma  · 
82 beğeni  · 
1.819 gösterim
"Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçlarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisar edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun
dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye
tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2005
  • Sayfa Sayısı:
    235
  • ISBN:
    9789750503726
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
27 Mar 16:20 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bundan 12 yıl önce, sonbaharın ağaçlara yapraklarını döktürdüğü zamanlarda, İhsan Oktay Anar’ın rivayet ettikleri doğruysa Amat kitabında, kömürleşmiş yürekleriyle çalkantılı sulara yelken açan; kimi insancağızın ganimet peşinde koştuğu, kimi insancağızın da ölümsüzlüğün neferine meydan okuduğu bir gemide bulunanların hikâyesi anlatılır. Yine Amat adlı geminin esrarengiz olaylara sahne olduğu ve filozofların ruh ve ölümsüzlük üzerine yaptığı çalışmalara ilgi duyan bir kaptana ve kaptandan sonra en yetkili kişi olan ‘koca reise’ kamara verildiği rivayetler arasındadır. Osman Gündüz İhsan Oktay Anar’ın Kurgu Dünyası adlı kitabında Amat ile ilgili şunları nakletmiştir: “…Amat ve Suskunlar adlı son iki romanında ise iyi ile kötünün ezeli çatışması içinde sınırsız güç ve ölümsüzlük peşinde koşan kişilerin acıklı sonlarını işlemektedir.” İyi-kötü, sınırsız güç ve ölümsüzlük çabalarının tarafları da Kaptan Diyavol Paşa ve Kırbaç Süleyman Reis olarak kitapta simgeleniyor.

Amat İhsan Oktay Anar’ın okuduğum dördüncü romanı oldu. Felsefeyi seven biri olarak gelenek, örf ve adetlerimizin, tarihimizden kişilerin, zamanında önem arz etmiş şehirlerimizin, kısaca tarihimizin tüm öğelerini, Anar’ın felsefeyle birleştirilerek romanlaştırması benim için büyük bir kazanç oldu. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını okumak için bir sürü sebep var: Tarihe yer vermesi, kitaplarını felsefeyle harmanlaması, iyi ve kötü çatışmasına yer açması, mizahi öğeleri iyi kullanması vb. şeyler. Ama sadece kitaplarında kullandığı dili görmek için bile okunabilir Anar. Masal, destan, efsane, halk öyküsü gibi geleneksel anlatımların artık kullanılmayan yinelemelerine ve söz öbeklerine yer veriyor. Örnek olarak: “Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Kostatiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”(Puslu Kıtalar Atlası, sf13). Bir örnekte Amat’tan: “Peygamber Efendimizin ve onun tebliğ ettiği kitaba iman edenlerin Mekkeli putperestlerden gördükleri eza ve cefa nedeniyle Medine’ye hicretlerinden 1080–1082 yıl, İsa Aleyhisselamdan ise 1670 yıl kadar sonra Şevval ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nam salmış o Konstantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı.”(sf9). Görüldüğü gibi dili okuyanda ahenk ve masalımsı bir tat uyandırıyor.

Amat’ı diğer İhsan Oktay Anar kitaplarından daha çok sevdim; gerek dili, gerek konusu, gerek de karakterleri nedeniyle. Denizcilikle alakalı verdiği bilgiler, kullandığı terimler, anlattığı hikâyeler Amat’ı Amat yapan asıl şeyler olarak da bizlere naklediliyor. Diyavol Paşa’nın esrarengizlikleri, Kırbaç Süleyman Reis’in güç arzusu, Abuzer Reis’in titizlikleri, hurafeler, inanış ve aldanışlar gibi çok katmanlı yapıları; eskiye götüren üslubu ve düşündüren meseleleriyle gerek Amat, gerek diğer kitaplarıyla İhsan Oktay Anar evrenine mutlaka göz atılmalı diyerek, burada bitiriyorum. İyi okumalar.

Mustafa Gökhan Üzümcü 
13 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

235 sayfalık bir rüya
Denizcilik terimlerini bilmeden okuduğunuzda biraz zorlansanız da öğreniyorsunuz.. -ki zaten ihsan efendinin öyle bir anlatımı var ki her şeyi biliyorsun da sanki kitabın içindesin hissi yaratıyor yine, yeniden..
bir kokuyu insan nasıl böyle güzel tasfir edebilir ki o kokuyu duyup elini burnuna götürür yüzünü buruşturur insan..o kırbaçları kendi sırtında hisseder.
Okunmayan, seyredilen kitap. hakikaten kitabı sanki film seyreder gibi seyrettim. hatta o kara bayrağın direğe çivilendiğini, eşek israfil'in borusunu, diyavol'un kemanını duydum; vebalıları gördüm; afyonlu şarabın, kavurmanın tadına baktım; malta'da amat'ı onarırken alnımdan terler aktı.

Filiz Özcan 
08 Şub 14:47 · Kitabı okudu · 8/10 puan

İhsan Oktay Anar hangi konuyu temel olarak alıyorsa o konudaki terminolojiyi sular seller gibi bilmesinin yanında bunu eserine de yansıtıyor. Bu kitap sayesinde birçok denizcilik terimi öğrenmiştim. Tüm bunların yanısıra etkileyici anlatımı,büyülü atmosferi,mitolojik öğeleride hesaba katarsak Amat ve diğer bütün İhsan Oktay Anar kitapları okunmaya değer.

Ebru A. 
09 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İhsan Oktay Anar'ın başlı başına postmodern üslupla yazılmış bir eseridir. Romanda iki Osmanlı gemisini batıran kara sancaklı gemiyi bulmak için yola çıkan Amat isimli geminin macerasını okuyacaksınız. Eser iç içe geçmiş hikâyeler ve özellikle Kuran-ı Kerim'e yapılan göndermelerin yanı sıra mitolojik öğeleri de içinde barındırmaktadır.
Şeytandan insana, ölümden ölümsüzlüğe pek çok simgenin işlendiği eser postmodern anlatmaların başyapıtı olacak cinstendir. Kaldı ki romanı okuduktan sonra tahlili için akademik olarak yazılanların birkaçına göz attığınızda okuduklarınızın nasıl da anlam kazandığını görecek ve içinizde doğan tekrar okuma isteğine şaşıracaksınız. Sonuç olarak diyebilirim ki İhsan Oktay'ın bu romanı kesinlikle okunmalı ve okutulmalı.

Atilla Kuru 
08 May 22:56 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Denizcilik terimlerinin çokluğu gözünüzü asla korkutmasın. Kitap su gibi akıp gidiyor. Bu kitapta mizahi ögeler yok ancak İhsan Oktay Anar'dan alışık olduğumuz göndermeler yine mevcut. Yazdığı tarz için konuşursak Türk Edebiyatı'nın yüz akı yazarlarından İhsan Oktay Anar.

Sıtkı Öztürk 
10 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu adam (İhsan Oktay Anar) bir sihirbaz bence. Kelimelerle oynayışı, cümleleri sürükleyişi, geçmişten getirdiği hikayeleri konuya bağlama biçimi hayal dünyası muhteşem. Okunan değil büyülü bir atmosferde seyredilen kitaplar yazıyor

Muhammed Necati kazgan 
26 Şub 19:06 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bitmesin diye bir kitabı okumaktan kacinacagim aklıma gelmezdi. Buram buram deniz kokusunu, AMAT'ın içindeki atmosferi bizzat yaşadım. Sayın Anar eline yüreğine sağlık...

Hüseyin TÜRKYILMAZ 
08 Kas 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

zaman kavramını kaybediyor insan. geçmiş mi gelecek mi. yada her ikisi. kim olursan ol. bu kitabı oku. kafa dinleme çok iyi geliyor.

Göktürk 
31 Mar 16:22 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Amat,
İhsan OktayAnar, mesleğinden dolayı felsefe tarihine dair göndermeleri tabi ki de unutmamış; Nuh’un gemisi, şeytanın cennetten kovulması, Dante’nin Cehennem’i, Goethe’nin Faust’u yer yer hikaye içinde kendini gösteriyor.
Günahkarlardan oluşan bir Gemi. Hepimizin bildiği gibi Hz. Nuh Allah'ın emriyle içine günahsız inananlar ve yaşamın devamı için her hayvandan birer çift alan bir gemi inşa eder ve tufandan sonra yeni hayatı bunlar başlatır. Anar burada şu soruyu soruyor:" Bu gemi bir günahsızlar gemisi değil de günahkarlar gemisi olsaydı, kaptanı kim olurdu? Ve madem kaptan gemideki tek otorite, o zaman insanlar bu kaptanın emriyle yapmayacakları ve de yapmak istemeyecekleri şeyleri yaparlar mıydı?" buradan şu sorgulamayı da yapabiliriz: "Eğer karşımızda karşı koyamayacağımız bir otorite olduğu halde, bizim özgür irademiz var mıdır?"

Bir başka konu; "Ölümsüzlük"

Goethe’nin trajedisinde şeytan Mephisto, Faust’dan ruhunu kendine vermesini ister; böylece şeytan zamanı durdurarak Faust’un sonsuz hazlarla dolu dünyada yaşamasını sağlayacaktır. Amat’da ise Süleyman Reis – ilginç bir şekilde bu sefer kendisini kahraman olarak canlandırmamış – ölümsüzlüğü aramaktadır, böylece karısı ile mutlu mesut yaşadığı günleri sonsuza kadar devam ettirebilecektir. Bunun için ölümsüzlük sırrının yazılı olduğu kitabı aramaktadır. Halbuki fiziksel ölümsüzlük var mı, yok mu bilinmez ama, adının geçtiği hikayeler nesiller boyu anlatıldıkça zihinlerde yaşamak mümkündür.

Aslında Anar’ın okuyucunun karşısına çıkardığı ölümsüzlük ile ilgili ikilem şurada: Tamam, diyelim ölümsüzlüğü istedin, verdik, ancak unutmanın mümkün olmadığı bir ölümsüzlük ile yaşamak ister misin?

Unutmadan yaşamak

İlk bakışta hiç bir şeyi unutmamak, her şeyi hatırlıyor olmak güzel bir şey olsa da biraz düşününce ne çok unutacak şeyimiz olduğu ortaya çıkıyor. Eskiden yaşanmış kötü anıları hatırladıkça yeni ve güzel yarınlar kurmak mümkün olmuyor. Geçmişe bağlanıp kalmak ve sürekli eski kötü günlerin yaşanacağı endişesi hayatın devam edememesine yol açıyor. Anneler bebeklerinin bir gülücüğü ile doğum acılarını unutmasaydı yeniden çocuk doğururlar mıydı? ya da eşi tarafından terk edilen biri yeni bir aşkla bunları unutmasaydı insanlara olan güvenini yitirmez miydi? İşte unutmamanın ne kadar buyuk bir lanet olabileceğini Amat ile bizlere düşündürüyor.

In vino veritas

Yukarıdaki Latince ifadenin çevirisi “Şarap gerçektir” veya “Şarapta gerçek gizlidir”. Anar, bu sözü yalan söylediği iddia edilen bir gemicinin ağzından, yalan söylemediğini ifade etmek için söylüyor. Çünkü inanışa göre şarap içen bir insan yalan söylemez, söyledikleri gerçektir. Bizdeki ‘çilingir sofrası’ deyişine benziyor, biraz alkol alan bir insanın ağzının kilidi açılır ve içini ortaya koyar. Orada sahtecilik yoktur ve gerçek her yudumda yavaş yavaş ağızdan dökülür. Belki de günümüz muhafazakarları, insanların gerçekleri konuşmaması ve sosyalleşmemesi için bu yasakları koyduruyorlar. Maskelerin ardında yaşanan hayatlar, muhafazakarlık maskesi ardındaki sömürüyü kolaylaştıracaktır. Yapay gündemlerle kendi problemlerinden uzaklaşan insanlar, gerçek sorunlarla uğraşmayacak, onları sorgulamadan kabulleneceklerdir. Ne de olsa öbür dünyada cennet onlara vaad edilmiştir. Cennet ve cehennem bir inanç meselesidir, fakat bu dünyada cezasını çekmeyenlerin yine bu dünyada başkalarına yaşattığı “cehennemin” sorumlusu, hak arayışını öbür dünyaya havale eden cennet yolcuları(!) değil midir?

Sonuç olarak; öbür dünyada cennet ve cehennem var mı bilemiyoruz, sadece inanıyoruz, fakat gerçek olan şudur: Cennet ve cehennem aynı gemide yer almaktadır; güvertenin üstü cennet, altı ise cehennemdir. İhsan Oktay Anar tam manası ile kelime sihirbazı, şuan bitirmiş olduğum "AMAT" ile kendisine ait kitapların tamamını bitirmiş bulunuyorum.Türk Edebiyatı adına gelişimini dikkatle takip ettiğim bir kaç yazardan birisidir.

Yeni eserini tabiri caizse dört gözle bekliyor olacağım, tüm hissettirdiklerin adına sana teşekkür ederim İhsan Oktay ANAR.

Ieyasu Tokugawa 
23 Mar 2016 · Kitabı okudu · 7 günde

Osmanlı döneminde İstanbul'dan bir görevle çıkan bir gemiyi, onun mürettebatını ve geminin başından geçen ilgi çekici, alışılmadık olayları anlatıyor. İhsan Oktay Anar'ın o alışık olduğumuz mistik ve felsefik havası kitaba ve karakterlerine yine çok güzel yansımış. Yine yazardan aşina olduğumuz üzere kitapta eski kelimeler bolca bulunmakta. Sözcüklerle arası iyi olanlar mutlaka keyif alacaktır.

Hikaye bir geminin yolculuğunu konu aldığı için içinde çok sayıda denizcilik terimi var. Bu en başta zorlayıcı gözükse de olaylar, hareketler o kadar iyi betimlenmiş ki çoğu terimin anlamını bilmenize gerek bile yok. Hareketi kafada kuruyorsunuz hemen.

Velhasılı, barındırdığı bolca denizcilik terimine rağmen oldukça akıcı bir kitaptır. Hatta ileri seviyede akıcı bir kitaptır. Kesinlikle tavsiye eder, Kaptan Diyavol Paşa'ya saygılarımı sunarım.

3 /

Kitaptan 21 Alıntı

Murat Sezgin 
23 Mar 21:08 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Bilirsiniz ki yalnızlık Allah'a mahsustur.

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 84 - İletişim Yayınları)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 84 - İletişim Yayınları)
Murat Sezgin 
19 Mar 21:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Hayat biraz olsun çileyi gerektirir.

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 17 - İletişim Yayınları)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 17 - İletişim Yayınları)
Murat Sezgin 
27 Mar 18:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Siyah, günahkârların rengidir. Çünkü her lekeyi saklar.

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 178 - İletişim Yayınları)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 178 - İletişim Yayınları)
Ülkü Uçgun 
03 Kas 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İlk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın.

Amat, İhsan Oktay AnarAmat, İhsan Oktay Anar
Ülkü Uçgun 
03 Kas 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Âh! Sessizliği işitip karanlığı görmek keşke mümkün olsaydı...

Amat, İhsan Oktay AnarAmat, İhsan Oktay Anar

İlk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun.
İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişi öldürmüşsündür.
Üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın.

Amat, İhsan Oktay AnarAmat, İhsan Oktay Anar
Yadigar Soydan 
17 Nis 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Şarap içen biri asla yalan söylemez." dedi Kul Rıza. "Sadece unutur, o kadar! Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini, hepsini unutur."

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 209)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 209)

"Geleceği bilme konusunda en çok başvurduğu yol, bir kitabın rastgele bir sayfasını açtıktan sonra gözüne ilişen cümleyi okuyup bundan bir anlam çıkarmaktı.”

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 28 - İletişim)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 28 - İletişim)
Ebru A. 
09 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Geleceği bilme konusunda en çok başvurduğu yol, bir kitabın rasgele bir sayfasını açtıktan sonra gözüne ilişen cümleyi okuyup bundan bir anlam çıkarmaktı.

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 28)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 28)
Muhammed Necati kazgan 
19 Şub 22:40 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İyilerin ödülü ahiret hayatının güzelliklerini yaşamaya uygun olmalıdır. Gunahkarlarin cezası ise onların ölüp ortadan kalkmalarıdır. Çünkü onlar ahiret hayatının güzelliklerine layık değillerdir. Günahkarlar kötülüklerinden dolayı öte dünyadan mahrum olurlar ve tıpkı hayvanlar gibi yok olup giderler.

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 29)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 29)
3 /