·
Okunma
·
Beğeni
·
10613
Gösterim
Adı:
Amat
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750503726
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçlarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisar edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun
dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye
tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti."
235 syf.
·5 günde·Beğendi
İhsan Oktay Anar'ın hayal âlemine bir gemiyle açılıyoruz bu sefer. Gemimizin adı AMAT.

Nuh Tufanı'nı hepimiz biliriz. Hazreti Nuh’un gemisine de birçoğumuz aşinadır. Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da Nuh’un peygamber olduğu ve tufan olayı anlatılır. Olay kısaca şöyledir: Nuh peygamber, kavmini doğru yola getiremeyince Allah’tan ‘’gemi yap’’ vahyi gelir. Bunun üstüne Hz. Nuh gemiyi yapar. Günahsız insanlardan ve hayvanlardan çift olmak üzere gemisine toplar. Ardından tufan olur ve gemidekiler kurtulur. Bu olayı neden anlattığımı incelemenin devamını okursanız anlayacaksınız.

1670 yılında 247 mürettebatıyla birlikte gizli bir görev için İstanbul’dan bir gemi yola çıkar. Nereye ve ne için gittiğini kaptan Diyavol Paşa’dan başka kimse bilmiyordur.
Öncelikle geminin yapım aşamasına dönelim. Amat, geminin kaptanı Diyavol Paşa tarafından marangoz Nuh Usta’ya yaptırılıyor. Yazar buradan itibaren olayları ters işliyor. Öyle ki Nuh Peygamber gemisine günahsızları alırken, romandaki marangoz Nuh Usta günahkârları gemiye alıyor. Buradan günahkarlarla birlikte yolculuğumuz başlıyor. Geminin yola çıkmasıyla birlikte yazar okuru alıp geminin güvertesine oturtuyor. Ama bu gemi öyle ‘’ah o gemide ben de olsaydım ‘’ diye iç geçireceğimiz gemilerden değil. Öyle ki kaptan Diyavol Paşa uğursuzluğun ve günahın temsili olan siyah kişidir. Bir nevi şeytanı simgeliyor. Amat’ta kırmızı ve siyah renkler kitabın başından sonuna kadar bilinçli bir şekilde işlenmiş gibi geldi bana. Kırmızı kan, savaş ve cehennemi; siyah kötülük, karanlık ve günahı temsil ediyor. Bundan fazlası merak kaçıracağı için konusu hakkında daha fazla bilgi vermeyeceğim.

Gerçeküstü dünyaların yaratıcısı İhsan Oktay Anar yine, masalsı anlatımıyla; din ve mitolojiye felsefi anlamlar yükleyerek, şaşırtıcı, sürükleyici bir romanla karşımıza çıkmış.Benim yazara karşı hayranlığım bir kat daha arttı. Yazarın Puslu Kıtalar Atlası ve Suskunlar’dan sonra okuduğum üçüncü kitabı. Üç kitabı da birbirinden güzel.

İhsan Oktay Anar’ın kendine özgü bir dili var. Osmanlıca kelimeleri oldukça fazla kullanarak sanki okuyucuyla oyun oynuyor. Ama bu dil, okuyucuyu çok fazla yormuyor.Yazarın Türkiye'de post modern romancıların öncülerinden sayılmasının sebebi de bence kullandığı bu büyülü dil.İhsan Oktay Anar’ın zekâsına, kurgusuna ve anlatımına hayran olacaksınız.

İlk defa İhsan Oktay Anar okuyacaksınız bu kitabı tavsiye etmiyorum çünkü yazarın dilini öğrenmek için önce Puslu Kıtalar veya Suskunlarla başlamanızı öneririm. Ama daha önce yazarın bir kitabıyla tanışmış ve sevmişseniz kesinlikle Amat’ı öneririm.

Ayrıca “Amat” kitabı ile 2009’da Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü almış yazarımız.Kesinlikle tavsiye ediyorum.İyi okumalar...
239 syf.
·Beğendi
#Spoiler#

Bir savaş gemisi "AMAT"

Kaptanımız Diyavol Paşa, namı diğer efendimiz, yoksa şeytan efendimiz mi desek?

Yardımcı kaptanlar Ali Reis ve Kırbaç Süleyman. Kaptanın verdiği görevi hakkıyla yerine getirdiği için aslında tek başına Kırbaç Süleyman da diyebiliriz. Ne de olsa emrindekilere asla yapmayacakları şeyi, bir caminin minaresini bombalatmayı başarabildiği için kaptanın gözüne girmeyi başarıp ikinci kaptanlığa yükseliyor.

Gemimiz Kabil'in Habil'i öldürdüğü kan günü ve gemiciler için uğursuz sayılan Salı günü yola çıkıyor. Bir dakika bir dakika...Yoksa 247 günahkâr mürettebatı simgeleyen kara sancak mıydı uğursuzluk getiren, belki de Malta adalarından sonra gemiye musallat olan Baykuş?

Mürettebatta kimler yok ki. Yeniçeriler, gabyalar, aylakçılar...

En çok aklımda kalanlar ise; Göbelez Baba, Kazdağlı, Kul Rıza, marangoz Nuh usta (aynı zamanda fala da bakıyor), boruyu çalan 15-16 yaşlarındaki eşek İsrafil, ve yeniçerilerden Emilio Santos lakaplı Daniyal oldu. Binlerce kişiyi öldürdüğü halde ilk öldürdüğü Emilio Santos adlı kişiyi unutamadığı için kendine bu adı vermişti Daniyal. Daniyal'ın hikayesi sadece bunlarla da sınırlı değil, gerçi gemidekilerin hepsinin gizlemek istedikleri bir geçmişleri var ve hepsi de kötü ve günahlarla dolu geçmişlerine rağmen, günahlarından arınıp cennete gitme hayali ile yanıp tutuşuyorlar.

Kaptan Diyavol Paşa'nın kamarasında ölümsüzlüğün sırları ile ilgili birçok kitap var ve kaptan ölümsüzlüğün sırrını arayan Kırbaç Süleyman'a Kara Kitap hariç diğer bütün kitapları okumasına izin veriyor.

Yasak olan her zaman daha cazip olur sözünü doğrular gibi Süleyman Reis kitabın cazibesine kapılmadan edemiyor ve hikâyemiz bu olaylar üzerinden farklı sonlara ilerliyor.

Kitabın sonunu yazar birkaç kişinin Amat ve mürettebatı üzerine yazdığı eserlerden yola çıkarak okuyucuya farklı seçenekler bırakarak yapıyor. Seç, beğen, al misali.

Amat, Puslu Kıtalar Atlası ve Suskunlar'dan sonra okuduğum üçüncü İhsan Oktay Anar kitabıydı. Yazarın bu eseri de, gerek konusu gerek İhsan Oktay Anar'ın Osmanlıca ve farsça'dan kelimelerle zenginleştirdiği dili ve kullandığı mizahi öğelerle keyifle okunacak türden. Ama çok dikkatli okunmazsa hikâyeyi geriye dönüp tekrar okumak zorunda bıraktırıyor. Her ayrıntı önemli. Bu arada bir sürü gemicilik terimini de öğrenmiş oldum tabii tekrar unutmazsam. :)

Ne yazık ki kitabın sonunda Göbelez Baba 71 mi 51 mi yoksa 81 yaşında mı bir türlü gerçeği öğrenemiyoruz. :) Hâttâ neye inanacağımızı da bilemiyoruz. Kitabın isminin GERÇEK anlamına gelmesi ve başındaki "A" harfi atılınca da ÖLÜM anlamına gelmesi kitabı esrarengiz bir havaya sokuyor.

Yerli yazar okuyamıyorum diyenlere İhsan Oktay Anar kitapları ile tanışmalarını şiddetle salık veriyorum.

Keyifli okumalar...
  • Efrasiyab'ın Hikayeleri
    8.3/10 (719 Oy)623 beğeni2.243 okunma549 alıntı9.525 gösterim
  • Suskunlar
    8.7/10 (1.377 Oy)1.263 beğeni3.997 okunma1.145 alıntı24.096 gösterim
  • Kitab-ül Hiyel
    8.4/10 (657 Oy)539 beğeni1.918 okunma327 alıntı7.334 gösterim
  • Yedinci Gün
    8.1/10 (527 Oy)436 beğeni1.699 okunma357 alıntı7.314 gösterim
  • Galiz Kahraman
    8.1/10 (515 Oy)408 beğeni1.534 okunma417 alıntı6.382 gösterim
  • Yüzüncü Ad
    8.1/10 (835 Oy)829 beğeni3.260 okunma804 alıntı11.320 gösterim
  • Tanios Kayası
    8.1/10 (641 Oy)644 beğeni2.631 okunma577 alıntı11.507 gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (983 Oy)713 beğeni3.338 okunma649 alıntı14.718 gösterim
  • Kara Kitap
    8.3/10 (1.029 Oy)981 beğeni3.370 okunma2.403 alıntı25.899 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (2.380 Oy)2.381 beğeni9.658 okunma5.166 alıntı63.807 gösterim
235 syf.
·6 günde·Beğendi
Bundan 12 yıl önce, sonbaharın ağaçlara yapraklarını döktürdüğü zamanlarda, İhsan Oktay Anar’ın rivayet ettikleri doğruysa Amat kitabında, kömürleşmiş yürekleriyle çalkantılı sulara yelken açan; kimi insancağızın ganimet peşinde koştuğu, kimi insancağızın da ölümsüzlüğün neferine meydan okuduğu bir gemide bulunanların hikâyesi anlatılır. Yine Amat adlı geminin esrarengiz olaylara sahne olduğu ve filozofların ruh ve ölümsüzlük üzerine yaptığı çalışmalara ilgi duyan bir kaptana ve kaptandan sonra en yetkili kişi olan ‘koca reise’ kamara verildiği rivayetler arasındadır. Osman Gündüz İhsan Oktay Anar’ın Kurgu Dünyası adlı kitabında Amat ile ilgili şunları nakletmiştir: “…Amat ve Suskunlar adlı son iki romanında ise iyi ile kötünün ezeli çatışması içinde sınırsız güç ve ölümsüzlük peşinde koşan kişilerin acıklı sonlarını işlemektedir.” İyi-kötü, sınırsız güç ve ölümsüzlük çabalarının tarafları da Kaptan Diyavol Paşa ve Kırbaç Süleyman Reis olarak kitapta simgeleniyor.

Amat İhsan Oktay Anar’ın okuduğum dördüncü romanı oldu. Felsefeyi seven biri olarak gelenek, örf ve adetlerimizin, tarihimizden kişilerin, zamanında önem arz etmiş şehirlerimizin, kısaca tarihimizin tüm öğelerini, Anar’ın felsefeyle birleştirilerek romanlaştırması benim için büyük bir kazanç oldu. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını okumak için bir sürü sebep var: Tarihe yer vermesi, kitaplarını felsefeyle harmanlaması, iyi ve kötü çatışmasına yer açması, mizahi öğeleri iyi kullanması vb. şeyler. Ama sadece kitaplarında kullandığı dili görmek için bile okunabilir Anar. Masal, destan, efsane, halk öyküsü gibi geleneksel anlatımların artık kullanılmayan yinelemelerine ve söz öbeklerine yer veriyor. Örnek olarak: “Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Kostatiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”(Puslu Kıtalar Atlası, sf13). Bir örnekte Amat’tan: “Peygamber Efendimizin ve onun tebliğ ettiği kitaba iman edenlerin Mekkeli putperestlerden gördükleri eza ve cefa nedeniyle Medine’ye hicretlerinden 1080–1082 yıl, İsa Aleyhisselamdan ise 1670 yıl kadar sonra Şevval ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nam salmış o Konstantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı.”(sf9). Görüldüğü gibi dili okuyanda ahenk ve masalımsı bir tat uyandırıyor.

Amat’ı diğer İhsan Oktay Anar kitaplarından daha çok sevdim; gerek dili, gerek konusu, gerek de karakterleri nedeniyle. Denizcilikle alakalı verdiği bilgiler, kullandığı terimler, anlattığı hikâyeler Amat’ı Amat yapan asıl şeyler olarak da bizlere naklediliyor. Diyavol Paşa’nın esrarengizlikleri, Kırbaç Süleyman Reis’in güç arzusu, Abuzer Reis’in titizlikleri, hurafeler, inanış ve aldanışlar gibi çok katmanlı yapıları; eskiye götüren üslubu ve düşündüren meseleleriyle gerek Amat, gerek diğer kitaplarıyla İhsan Oktay Anar evrenine mutlaka göz atılmalı diyerek, burada bitiriyorum. İyi okumalar.
235 syf.
İşlediğiniz günahları kaçınız hatırlıyorsunuz? Yoksa soru böyle olmamalı mıydı? O zaman şöyle soralım : kaçınız işlediğiniz günahları hatırlamaya çalışıyorsunuz?

İnsanoğlu her daim olaylara kendi lehi açısından bakar. Hepimiz iyi insanlar olduğumuzu düşünüp, bir gün cennete gideceğimizi varsayarız. Amat’ın gemicileri de tıpkı böyle düşünüyordu. Bir ‘’sessiz gemi’ ’de , ne için seferde olduklarını bilmeden alacakları ganimetlerin hayaliyle puslu kıtalara doğru yol alıyorlardı. Bu yolculukta, yüzlerine okkalı bir şamar gibi inecek günahlarından henüz hiçbirinin haberi yoktu.

İhsan Oktay Anar, bize yine müthiş bir kurt masalı hazırlamış. Düşle gerçeğin sarmalında, en çok düşe sarılarak yol aldığımız bu serüvende; kolları pazılı gemiciler, vampir görünümlü esrarengiz kaptanlar, kılıç şangırtıları ve top gümlemeleri, gemici nidaları merakın hat safhaya taşındığı bir okuma sürecinin kapılarını aralıyor bize.

İhsan Oktay Anar’ın romanlarındaki döngüsel kurgu, çoğu yerde afallamamıza neden oluyor. Tekrar eden olaylar, romanda tekrar eden rivayetler gerçeği bulmamızı engelliyor. Yazarın bir teknik olarak kullandığı, bir olayın farklı şekillerde birkaç kişi ağzından anlatılması Amat’ın niçin yola çıktığını anlamamızı bayağı güçleştiriyor. İşte tam bu noktada yazarın müthiş zekasıyla göz göze geliyoruz. Şöyle ki:
Amat , ‘’gerçek’’ demektir. Şimdiye kadar gerçek dediğimiz birçok şey zamana, mekana, insana ve duruma göre sürekli değişiklik göstermiştir. Bunu hepimiz fark etmişizdir. Anar’ın yapmaya çalıştığı şey de budur. Olayı rivayetler üzerinden anlatması gerçeği aramaya çalışan okuru büyük bir tuzağa düşürür. Çünkü okur anlatılan her rivayeti gerçek olarak kabul eder ve sonunda hangi rivayete inanacağını kestiremez. Üstkurmacanın olanaklarını müthiş zekasıyla kullanan Anar, tıpkı diğer kitaplarında olduğu gibi zihinlerimizi alt üst ederek bizi düşünmeye sevk eder.

Yazarın hemen hemen bütün kitaplarında karşımıza çıkan ‘’varlık sorunsalı’’ Amat’ta da yinelenir. Biz kimiz? Yaptıklarımız neler? Hangi geminin yolcularıyız ve nereye doğru gidiyoruz? Büyük bir bilinçsizlikle, günlük katığımızı ele geçirmek peşinde koşarken akıntıya kapıldığımızı ve sonumuzun ne olacağını düşünmeden yaşamaktayız. Böylece, ruhumuzu şeytana satar ve onun oyuncağı oluruz. Yaşam ve ölüm arasındaki kısacık anda Anar’ın başkahramanlarını sadece gerçek ve ölümsüzlük ilgilendirir. Geriye kalan küçük insanlarsa romanda sadece bir çeşnidir. Bunu tespit etmek ise, okurda derin bir acı bırakır. Çünkü romandaki büyüleyici savaş sahnelerine kapılıp gerçeği sorgulamayan okur, romanın sonunda büyük bir sürprizle karşılaşır: öykü bir sonuca bağlanmaz ve her şey havada asılı kalır. Anar’ın avucumuza bıraktığı rivayetlerle ilk sayfalara geri dönüp gerçeği aramaya çalışırız. Yüzümüze inen şaplakla düşten ayrılıp gerçeğin peşine düşeriz.

Döngüsel ritim bize bir ipucu verir; ancak ipin ucu hep aynı yumağa çıkar. Sürekli bir reenkarnasyon yaşarız:

Amat, tam 247 meşe ağacı kesilerek yapılmıştır. Amat’ın tam 247 kişilik bir mürettebatı vardır. rivayetlere göre, bu meşeler bir denizci mezarlığından kesilmiştir. ve Amat’ta ölen her denizci boynuna bir meşe tohumu asılarak gömülür. her mezardan bir meşe fidanı peyda olur, bu meşeler tekrar kesilir ve tekrar bir Amat inşa edilir. böylece tekrar eden bu sarmal, gerçeğe erişmenin imkansızlığını ve sonsuz döngünün yani ölümsüzlüğün gerçekliğini ifade eder. Amat ne kadar gerçek ise var olduğumuz da o kadar gerçektir. Çünkü yaşam ölümü kapsar. Dolayısıyla ölmüş olmamız yaşamadığımız anlamına gelmez. Amat ‘’gerçek’’, ‘’mat’’ ölüm demektir. Tek bir harfin atılmasıyla meydana gelen bu değişim, ölümün sadece bir anlam değişmesi olduğunun kanıtıdır.
Amat; diyavol paşa’sı, kırbaç süleyman’ı, nuh usta’sı ve 247 kişilik günahkar mürettebatıyla sizi içine alacak ve büyük bir aşağılamayla kıyıya kusacak!

Keyifli okumalar...
235 syf.
·Beğendi·10/10
İhsan Oktay Anar'ın başlı başına postmodern üslupla yazılmış bir eseridir. Romanda iki Osmanlı gemisini batıran kara sancaklı gemiyi bulmak için yola çıkan Amat isimli geminin macerasını okuyacaksınız. Eser iç içe geçmiş hikâyeler ve özellikle Kuran-ı Kerim'e yapılan göndermelerin yanı sıra mitolojik öğeleri de içinde barındırmaktadır.
Şeytandan insana, ölümden ölümsüzlüğe pek çok simgenin işlendiği eser postmodern anlatmaların başyapıtı olacak cinstendir. Kaldı ki romanı okuduktan sonra tahlili için akademik olarak yazılanların birkaçına göz attığınızda okuduklarınızın nasıl da anlam kazandığını görecek ve içinizde doğan tekrar okuma isteğine şaşıracaksınız. Sonuç olarak diyebilirim ki İhsan Oktay'ın bu romanı kesinlikle okunmalı ve okutulmalı.
239 syf.
·4 günde·2/10
Okuduğum ikinci İhsan Oktay kitabıydı ama çok yordu malesef. Fazlaca kullanılan denizcilik terimleri ve her sayfada dahil olan yeni karakterler kitaba adapte olma açısından çok zorladı. Kapılıp gidince sürüklese de fazlaca kafa yorulması gereken bir kitaptı.
239 syf.
·3 günde
Amat; Bir denizci mezarından kesilmiş 247 meşe ağacından yapılan bu gemi ,247 kişiyle "kanlı gün" denilen bir salı günü yola çıkar. Uğurlayanı bile olmayan bu geminin rotası da belli değildir.Gemide bulunanların ise -bir kişi hariç- kendilerinden başka kimsenin bilmediği ortak bir noktası vardır.
Okumanız dileğiyle...
239 syf.
·5 günde·8/10
Amat: 247 mürettebatı olan bir savaş gemisi. İstanbul'dan gemiciler için uğursuz gün sayılan salı günü yola çıkarak nereye gittiğini Kaptan Diyavol Paşa'nın bildiği bir rotada ilerliyorlar. Mürettebat sayısının 247 oluşunun nedenini Navarin arasında 3 ayda tohumdan yetişkin ağaç haline gelmesi ve o adada 247 kişinin ölü olarak bulunması, her birisi için meşe ağacının büyümesi, gemi de bu 247 ağaçtan imal edilmiştir.

Gemicilik denince aklıma ilk gelen Wilbur Smith'in Courtney serisi kitabı olan "Yırtıcı Kuş" kitabı geldi. Muazzam bir macera eseri olan bu kitap gibi zannettim fakat kitap bambaşka boyutlara çekilerek farklı farklı durumların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Kitapta verilen mesaj çok, cehennem azabı, insanları nasıl öldürdüğün, o psikolojik tasvirler, ölümsüz hayat, zamanda yolculuk... Gemicilerin hepsinin de özel olarak günahkarlardan seçilmiş olması sanki onlara ilahi bir ders verilmesi gerekli diye düşündürüyor. Genel manada okunması gereken güzel bir kitap olmuş. Herkese iyi okumalar dilerim.
235 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
İhsan Oktay Anar şu ana kadar okuduğum en zeki yazarlardan biri. Kitaplarının içine girip çıkamadığınızda anlıyorsunuz bunu. Puslu Kıtalar Atlası'nı okuyup anlamadıktan sonra bir daha aynı yazarı okumayı düşünmemiştim. Ta ki tahlilde İhsan Oktay Anar okunacak denilene kadar. Sonra tabii ki iyi ki tekrar okumuşum dedim.
.
Yazar kedinin yumakla oynadığı gibi tarihle oynuyor diyebiliriz. Okurken "evet bu olay, kişiler tarihte vardı" diyorsunuz ve sonra bakıyorsunuz ne o olay o olay, ne o kişi o kişi. Sorguluyorsunuz okurken, kısacası "kafa yapıyor" kitapları. Eleştirilerinde oryantalist bir bakış açısıyla yazdığı yorumlarını dinlerken bir nebze doğru olduğuna katıldım. Derin, mizahi bir anlam ve dalga hissediliyor. Kendi içinde tatmin yaşadığını görüyorsunuz.
.
Sadece tarih yoktu kitapta. Felsefe, mitoloji, din her şeyin harmanıydı aslında. Tüm alanlardaki ayrıntıların zekice döşenmiş olması hayrete düşürüyor ve hayranlığınızı arttırıyor yazara karşı. Kan, kesip biçme olayları gibi rahatsız edici unsurları bile rahatsızlık hissetmeden tatlıca okuyup geçiyorsunuz. Meslekleri anlatışında illa ki bir iğrençlik katılışı, ucubeleri, hastalıkları sıkça kullanışını bile zevkle okuyorsunuz.
.
Kitap Amat isimli bir gemide geçiyor. "Emet" İbranice "gerçek", bir harf eksiği " Met" ise ölüm demek. Yaşam, ölümsüzlük arayışı, iyi-kötü çatısması, günahlar... Neyin gerçek olduğunu arıyorsunuz sürekli kitapta. Denizci mezarlığındaki 247 meşeden Nuh Ustaya yaptırılan 247 mürettebatlı gemi baykuşların ötüşü, sislerin içinde gidişi, mürettebatın günahlarının sonucu mu tesadüflerin getirdiği bir durum mu bilinmez olumsuzluklar etrafında ilerliyor kitap boyunca. Tabii ki siz de onunla... Sağlam kafayla bitirmeye çalışın kitabı derim :)
239 syf.
·2 günde·10/10
İyilerin ödülü ahiret hayatının güzelliklerini yasamaya uygun olmalıdır. Günahkârların cezası ise onların ölüp ortadan kalkmalarıdır. Çünkü onlar ahiret hayatının güzelliklerine lâyık değillerdir. Günahkârlar kötülüklerinden dolayı öte dünyadan mahrum olurlar.
#ihsanontayanar #amat
Hani bazı kitaplar vardır yorum yapmaktan çekinir, onun hakkında ne yazacağınıza karar veremezsiniz. İşte tam da bu noktadayım. Amat. Belki de bu zamana kadar okuduğum Türk edebiyatında zirvede olabilecek bir eser. Bir kalyon düşünün. İçinde taşıdıkları insanların hepsi günahkâr. Şöyle diyelim; çocuk yaşta olanlar bile‍Siyah, günahkâr insanları temsil eder. Çünkü her lekeyi saklayan, kendilerinden bile çekindikleri ve işledikleri tüm günahları ölümsüz bir hayatla birleştirmek isterler.
Kaptanımız Diyavol Paşa(efendi) Amat kalyonunu yapması için "deli marangoz" lâkaplı Nun'un kapısı çalar ve kendisinden bir kalyon yapmasını ister. Nun öyle bir kalyon yapar ki, nutkunuz tutulur. Amat gemisi mezarlıktaki meşelerde yapılacaktır ve başka hiçbir ağaca balta vurulmaz. Bu ağaçların her birine balta vuran acılı bir feryad işitir(devamını anlatmayacağım çünkü siz okuyun istiyorum) 247 kişilik mürettebatı olan Amat uğursuz bir sefere çıkar. Bu sefer sırasında birçok mücadeleye girerler. Mücadelede yaralananları tedavi etmek için hekim olarak bildiğimiz(yaptıklarını bir okusanız, şüpheyle bakardınız bu vasfına) İbrahim Bey, bir yaralıdan çıkarttığı kurşunun ağırlığı kadar gümüş talep eden bir şahsiyettir.(dahası da var yani) Diyavol Paşa' dan sonra gelen ikinci kaptan Süleyman "kaptan" vardır. O da ölümüz olmak için mücadele eder. Hatta Diyavol Paşa nın kütüphanesinde bulunan bir kitabı için de kendisini uyarır.
Efendi şöyle der;
"Bu kara sancak günahlarınızı saklayacaktır. İşlediginiz günahların kefaretini ödeyene kadar, ruhunuz ve bedeniniz, hayatınız ve ölümsüz benim sancağımın altındadır."
Bunun ardından da gemide olan günahkârlar Paşa' dan değil, artık birbirlerinden nefret etmeye başlarlar. Anlayacağımız şu ki, bu gemi tam bir günahkâr gemisidir.
Okurken ne hissettim derseniz; bir anda kendimi bu kalyonla seyahat ederken düşündümBenim için "Amat" tarif edilemez bir yolculuktu
"Sanki sizin gözlerinizden zeka fışkırıyor, öyle mi ha! Sanki ilim irfan sahibisiniz de cilt cilt kitaplar yazdınız! Şeddeli eşşekler sizi! Okumanız yazmanız bile yok! Ben de, Cahiliye Devri'nin Hazreti Peygamber ile bittiğini sanırdım. Ama en azından sizin için bitmemiş bu devir! Sizi gidi sümsükler, sünepeler!"
İhsan Oktay Anar
Sayfa 22 - İletişim Yayınları
İlk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın.
Ey Allahım! Yoksa bu bir imtihan mı! Âh Güzel Allahım! Bize kıyma! Bize acı! Bize kaldıramayacağımız yükü yükleme!
İhsan Oktay Anar
Sayfa 170 - İletişim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Amat
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750503726
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçlarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisar edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun
dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye
tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti."

Kitabı okuyanlar 2.254 okur

  • Seyit Enes GENÇ
  • Müberra Yalçın
  • Merve ülkü
  • yusuf islam
  • Songül bingöl
  • ozgur ozkan
  • Nur Dişli
  • Ömer
  • Gülnur Yumuk
  • Yusuf Kılıç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%12.3
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%34.3
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.9
Erkek
%58.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.3 (233)
9
%25.5 (196)
8
%26.9 (207)
7
%10.5 (81)
6
%3.2 (25)
5
%1.4 (11)
4
%0.9 (7)
3
%0.6 (5)
2
%0.4 (3)
1
%0.3 (2)

Kitabın sıralamaları