Adı:
Amat
Baskı tarihi:
Ekim 2005
Sayfa sayısı:
235
ISBN:
9789750503726
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçlarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisar edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun
dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye
tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti."
(Tanıtım Bülteninden)
İhsan Oktay Anar'ın hayal âlemine bir gemiyle açılıyoruz bu sefer. Gemimizin adı AMAT.

Nuh tufanını hepimiz biliriz. Hazreti Nuh’un gemisine de birçoğumuz aşinadır. Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da Nuh’un peygamber olduğu ve tufan olayı anlatılır. Olay kısaca şöyledir: Nuh peygamber kavmini doğru yola getiremeyince Allah’tan ‘’ gemi yap’’ vahyi gelir. Bunun üstüne Hz. Nuh gemiyi yapar. Günahsız insanlardan ve hayvanlardan çift olmak üzere gemisine toplar. Ardından tufan olur ve gemidekiler kurtulur. Bu olayı neden anlattığımı incelemenin devamını okursanız anlayacaksınız.

1670 yılında 247 mürettebatıyla birlikte gizli bir görev için İstanbul’dan bir gemi yola çıkar. Nereye ve ne için gittiğini kaptan Diyavol Paşa’dan başka kimse bilmiyordur.
Öncelikle geminin yapım aşamasına dönelim. Amat, geminin kaptanı Diyavol Paşa tarafından marangoz Nuh Usta’ya yaptırılıyor. Yazar buradan itibaren olayları ters işliyor. Öyle ki Nuh Peygamber gemisine günahsızları alırken, romandaki marangoz Nuh Usta günahkârları gemiye alıyor. Buradan günahkarlarla birlikte yolculuğumuz başlıyor. Geminin yola çıkmasıyla birlikte yazar okuru alıp geminin güvertesine oturtuyor. Ama bu gemi öyle ‘’ah o gemide ben de olsaydım ‘’ diye iç geçireceğimiz gemilerden değil. Öyle ki kaptan Diyavol Paşa uğursuzluğun ve günahın temsili olan siyah kişidir. Bir nevi şeytanı simgeliyor. Amat’ta kırmızı ve siyah renkler kitabın başından sonuna kadar bilinçli bir şekilde işlenmiş gibi geldi bana. Kırmızı kan, savaş ve cehennemi; siyah kötülük, karanlık ve günahı temsil ediyor. Bundan fazlası spoilere gireceği için konusu hakkında daha fazla bilgi vermeyeceğim.

Gerçeküstü dünyaların yaratıcısı İhsan Oktay Anar yine, masalsı anlatımıyla; din ve mitolojiye felsefi anlamlar yükleyerek, şaşırtıcı, sürükleyici bir romanla karşımıza çıkmış.Benim yazara karşı hayranlığım bir kat daha arttı. Yazarın Puslu Kıtalar Atlası ve Suskunlar’dan sonra okuduğum üçüncü kitabı. Üç kitabı da birbirinden güzel.

İhsan Oktay Anar’ın kendine özgü bir dili var. Osmanlıca kelimeleri oldukça fazla kullanarak sanki okuyucuyla oyun oynuyor. Ama bu dil okuyucu çok fazla yormuyor.Yazarın Türkiye de post modern romancıların öncülerinden sayılmasının sebebi de bence kullandığı bu büyülü dil.İhsan Oktay Anar’ın zekâsına, kurgusuna ve anlatımına hayran olacaksınız.

İlk defa İhsan Oktay Anar okuyacaksınız bu kitabı tavsiye etmiyorum çünkü yazarın dilini öğrenmek için önce Puslu Kıtalar veya Suskunlarla başlamanızı öneririm. Ama daha önce yazarın bir kitabıyla tanışmış ve sevmişseniz kesinlikle Amat’ı öneririm.

Ayrıca “Amat” kitabı ile 2009’da Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü almış yazarımız.Kesinlikle tavsiye ediyorum.İyi okumalar...
Bundan 12 yıl önce, sonbaharın ağaçlara yapraklarını döktürdüğü zamanlarda, İhsan Oktay Anar’ın rivayet ettikleri doğruysa Amat kitabında, kömürleşmiş yürekleriyle çalkantılı sulara yelken açan; kimi insancağızın ganimet peşinde koştuğu, kimi insancağızın da ölümsüzlüğün neferine meydan okuduğu bir gemide bulunanların hikâyesi anlatılır. Yine Amat adlı geminin esrarengiz olaylara sahne olduğu ve filozofların ruh ve ölümsüzlük üzerine yaptığı çalışmalara ilgi duyan bir kaptana ve kaptandan sonra en yetkili kişi olan ‘koca reise’ kamara verildiği rivayetler arasındadır. Osman Gündüz İhsan Oktay Anar’ın Kurgu Dünyası adlı kitabında Amat ile ilgili şunları nakletmiştir: “…Amat ve Suskunlar adlı son iki romanında ise iyi ile kötünün ezeli çatışması içinde sınırsız güç ve ölümsüzlük peşinde koşan kişilerin acıklı sonlarını işlemektedir.” İyi-kötü, sınırsız güç ve ölümsüzlük çabalarının tarafları da Kaptan Diyavol Paşa ve Kırbaç Süleyman Reis olarak kitapta simgeleniyor.

Amat İhsan Oktay Anar’ın okuduğum dördüncü romanı oldu. Felsefeyi seven biri olarak gelenek, örf ve adetlerimizin, tarihimizden kişilerin, zamanında önem arz etmiş şehirlerimizin, kısaca tarihimizin tüm öğelerini, Anar’ın felsefeyle birleştirilerek romanlaştırması benim için büyük bir kazanç oldu. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını okumak için bir sürü sebep var: Tarihe yer vermesi, kitaplarını felsefeyle harmanlaması, iyi ve kötü çatışmasına yer açması, mizahi öğeleri iyi kullanması vb. şeyler. Ama sadece kitaplarında kullandığı dili görmek için bile okunabilir Anar. Masal, destan, efsane, halk öyküsü gibi geleneksel anlatımların artık kullanılmayan yinelemelerine ve söz öbeklerine yer veriyor. Örnek olarak: “Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Kostatiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”(Puslu Kıtalar Atlası, sf13). Bir örnekte Amat’tan: “Peygamber Efendimizin ve onun tebliğ ettiği kitaba iman edenlerin Mekkeli putperestlerden gördükleri eza ve cefa nedeniyle Medine’ye hicretlerinden 1080–1082 yıl, İsa Aleyhisselamdan ise 1670 yıl kadar sonra Şevval ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nam salmış o Konstantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı.”(sf9). Görüldüğü gibi dili okuyanda ahenk ve masalımsı bir tat uyandırıyor.

Amat’ı diğer İhsan Oktay Anar kitaplarından daha çok sevdim; gerek dili, gerek konusu, gerek de karakterleri nedeniyle. Denizcilikle alakalı verdiği bilgiler, kullandığı terimler, anlattığı hikâyeler Amat’ı Amat yapan asıl şeyler olarak da bizlere naklediliyor. Diyavol Paşa’nın esrarengizlikleri, Kırbaç Süleyman Reis’in güç arzusu, Abuzer Reis’in titizlikleri, hurafeler, inanış ve aldanışlar gibi çok katmanlı yapıları; eskiye götüren üslubu ve düşündüren meseleleriyle gerek Amat, gerek diğer kitaplarıyla İhsan Oktay Anar evrenine mutlaka göz atılmalı diyerek, burada bitiriyorum. İyi okumalar.

Benzer kitaplar

İşlediğiniz günahları kaçınız hatırlıyorsunuz? Yoksa soru böyle olmamalı mıydı? O zaman şöyle soralım : kaçınız işlediğiniz günahları hatırlamaya çalışıyorsunuz?

İnsanoğlu her daim olaylara kendi lehi açısından bakar. Hepimiz iyi insanlar olduğumuzu düşünüp, bir gün cennete gideceğimizi varsayarız. Amat’ın gemicileri de tıpkı böyle düşünüyordu. Bir ‘’sessiz gemi’ ’de , ne için seferde olduklarını bilmeden alacakları ganimetlerin hayaliyle puslu kıtalara doğru yol alıyorlardı. Bu yolculukta, yüzlerine okkalı bir şamar gibi inecek günahlarından henüz hiçbirinin haberi yoktu.

İhsan Oktay Anar, bize yine müthiş bir kurt masalı hazırlamış. Düşle gerçeğin sarmalında, en çok düşe sarılarak yol aldığımız bu serüvende; kolları pazılı gemiciler, vampir görünümlü esrarengiz kaptanlar, kılıç şangırtıları ve top gümlemeleri, gemici nidaları merakın hat safhaya taşındığı bir okuma sürecinin kapılarını aralıyor bize.

İhsan Oktay Anar’ın romanlarındaki döngüsel kurgu, çoğu yerde afallamamıza neden oluyor. Tekrar eden olaylar, romanda tekrar eden rivayetler gerçeği bulmamızı engelliyor. Yazarın bir teknik olarak kullandığı, bir olayın farklı şekillerde birkaç kişi ağzından anlatılması Amat’ın niçin yola çıktığını anlamamızı bayağı güçleştiriyor. İşte tam bu noktada yazarın müthiş zekasıyla göz göze geliyoruz. Şöyle ki:
Amat , ‘’gerçek’’ demektir. Şimdiye kadar gerçek dediğimiz birçok şey zamana, mekana, insana ve duruma göre sürekli değişiklik göstermiştir. Bunu hepimiz fark etmişizdir. Anar’ın yapmaya çalıştığı şey de budur. Olayı rivayetler üzerinden anlatması gerçeği aramaya çalışan okuru büyük bir tuzağa düşürür. Çünkü okur anlatılan her rivayeti gerçek olarak kabul eder ve sonunda hangi rivayete inanacağını kestiremez. Üstkurmacanın olanaklarını müthiş zekasıyla kullanan Anar, tıpkı diğer kitaplarında olduğu gibi zihinlerimizi alt üst ederek bizi düşünmeye sevk eder.

Yazarın hemen hemen bütün kitaplarında karşımıza çıkan ‘’varlık sorunsalı’’ Amat’ta da yinelenir. Biz kimiz? Yaptıklarımız neler? Hangi geminin yolcularıyız ve nereye doğru gidiyoruz? Büyük bir bilinçsizlikle, günlük katığımızı ele geçirmek peşinde koşarken akıntıya kapıldığımızı ve sonumuzun ne olacağını düşünmeden yaşamaktayız. Böylece, ruhumuzu şeytana satar ve onun oyuncağı oluruz. Yaşam ve ölüm arasındaki kısacık anda Anar’ın başkahramanlarını sadece gerçek ve ölümsüzlük ilgilendirir. Geriye kalan küçük insanlarsa romanda sadece bir çeşnidir. Bunu tespit etmek ise, okurda derin bir acı bırakır. Çünkü romandaki büyüleyici savaş sahnelerine kapılıp gerçeği sorgulamayan okur, romanın sonunda büyük bir sürprizle karşılaşır: öykü bir sonuca bağlanmaz ve her şey havada asılı kalır. Anar’ın avucumuza bıraktığı rivayetlerle ilk sayfalara geri dönüp gerçeği aramaya çalışırız. Yüzümüze inen şaplakla düşten ayrılıp gerçeğin peşine düşeriz.

Döngüsel ritim bize bir ipucu verir; ancak ipin ucu hep aynı yumağa çıkar. Sürekli bir reenkarnasyon yaşarız:

Amat, tam 247 meşe ağacı kesilerek yapılmıştır. Amat’ın tam 247 kişilik bir mürettebatı vardır. rivayetlere göre, bu meşeler bir denizci mezarlığından kesilmiştir. ve Amat’ta ölen her denizci boynuna bir meşe tohumu asılarak gömülür. her mezardan bir meşe fidanı peyda olur, bu meşeler tekrar kesilir ve tekrar bir Amat inşa edilir. böylece tekrar eden bu sarmal, gerçeğe erişmenin imkansızlığını ve sonsuz döngünün yani ölümsüzlüğün gerçekliğini ifade eder. Amat ne kadar gerçek ise var olduğumuz da o kadar gerçektir. Çünkü yaşam ölümü kapsar. Dolayısıyla ölmüş olmamız yaşamadığımız anlamına gelmez. Amat ‘’gerçek’’, ‘’mat’’ ölüm demektir. Tek bir harfin atılmasıyla meydana gelen bu değişim, ölümün sadece bir anlam değişmesi olduğunun kanıtıdır.
Amat; diyavol paşa’sı, kırbaç süleyman’ı, nuh usta’sı ve 247 kişilik günahkar mürettebatıyla sizi içine alacak ve büyük bir aşağılamayla kıyıya kusacak!

Keyifli okumalar...
İhsan Oktay Anar'ın başlı başına postmodern üslupla yazılmış bir eseridir. Romanda iki Osmanlı gemisini batıran kara sancaklı gemiyi bulmak için yola çıkan Amat isimli geminin macerasını okuyacaksınız. Eser iç içe geçmiş hikâyeler ve özellikle Kuran-ı Kerim'e yapılan göndermelerin yanı sıra mitolojik öğeleri de içinde barındırmaktadır.
Şeytandan insana, ölümden ölümsüzlüğe pek çok simgenin işlendiği eser postmodern anlatmaların başyapıtı olacak cinstendir. Kaldı ki romanı okuduktan sonra tahlili için akademik olarak yazılanların birkaçına göz attığınızda okuduklarınızın nasıl da anlam kazandığını görecek ve içinizde doğan tekrar okuma isteğine şaşıracaksınız. Sonuç olarak diyebilirim ki İhsan Oktay'ın bu romanı kesinlikle okunmalı ve okutulmalı.
235 sayfalık bir rüya
Denizcilik terimlerini bilmeden okuduğunuzda biraz zorlansanız da öğreniyorsunuz.. -ki zaten ihsan efendinin öyle bir anlatımı var ki her şeyi biliyorsun da sanki kitabın içindesin hissi yaratıyor yine, yeniden..
bir kokuyu insan nasıl böyle güzel tasfir edebilir ki o kokuyu duyup elini burnuna götürür yüzünü buruşturur insan..o kırbaçları kendi sırtında hisseder.
Okunmayan, seyredilen kitap. hakikaten kitabı sanki film seyreder gibi seyrettim. hatta o kara bayrağın direğe çivilendiğini, eşek israfil'in borusunu, diyavol'un kemanını duydum; vebalıları gördüm; afyonlu şarabın, kavurmanın tadına baktım; malta'da amat'ı onarırken alnımdan terler aktı.
Okuduğum bütün kitapları silip attı aklımdan, sürekli farklı şeyler arayışındaydım. Ve sonunda buldum, okuyun okutturun.

247 kitapta dikkat etmeniz gereken şey bu sayı.
Deli marangoz Nuh Ustanın 247 akçesi olması ve gemiyi 247 meşe ağacından yapması, geminin içinde 247 kişinin olması.

Okurken milyonlarca kez hayran bırakıyor insanı, okuduktan sonra veya okumadan önce biraz araştırma yaparsanız anlamanız daha kolay olur.

Amat-
O uğursuz gün tersaneden kalkıp denize açılan esrarengiz kalyonun adı bu idi
-
“Eğer bir şeytan gece gündüz seni izlese, en gizli düşüncelerine girip şöyle derse ne olurdu: Yaşamakta olduğun ve yaşamış olduğun bu yaşamı bir kez daha ve sayısız kez yaşamak zorundasın. Yeni bir şeyle karşılaşmayacaksın, tersine her şey aynı olacak!”
Düş ile gerçeğin bir karışımı Amat. İbranice anlamıyla 'Gerçek'. Gerçekler bize neden hep yasaklı. Onu gördüğümüz anda çıldıracağımız için mi. Amat'ın anlatıcılarının çoğunun iş ve hayat yorgunu olmaları ve soluğu düşler mekanı bir kahvede almaları bizim de çoğu zaman yaptığımız bir eylem değil mi. Bizde çoğu kez yaşamın yoruculuğu, insanların kıyıcılığı, çıkarların tek gerçek olarak dayatıldığı bir alemden hep masallar, düşler alemine sığınmıyor muyuz? Mitolojiler, dinler, efsaneler bu ihtiyacı karşılamak için üretilmedi mi? Kitapta unutmayı simgeleyen 'şarap' bu gerçeğe parmak basıyor.

"Şarap içen biri asla yalan söylemez." dedi Kul Rıza. "Sadece unutur, o kadar! Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini, hepsini unutur. (s,209)

Evet insanlar her zaman yalan söylemek için masallar üretmezler, çoğu zaman unutmak için, unutuşun hafifliğine kendilerini bırakmak için içerler. Tıpkı intiharı seçenlerin aslında ölümü değil bu dünyanın gerçekliğinde artık yer almamanın boşluğunu tercih ediyor oluşu gibi.

Doğrudan dile getirileyemeyen hakikatler çoğu kez büyüyle, rüyayla, masalla, sanrıyla karışık anlatılarda dil bulurlar. Amat her ne kadar bir delilik anlatısı olup gerçeğin tam karşısında yer alsa da gerçeği deşifre eden bir kitap. Bu gerçek bizim bu hayatta bir geminin içinde sürüklenip gittiğimiz, sürüklenirken kiminin iyiyi kiminin kötüyü tercih ediyor oluşu. Bir yanda hükmedenler bir yanda hükümlerin altında ezilenler. Sevgi dolu bir dünya yerine soğuk, bürokratik hiyerarşiye dayalı bir dünya.

Aynı dünyanın iktidar düzeninin eninde sonunda insanların aklının ve medrese talebelerinin 'zihinlerin çelinip günaha girmesi' endişesiyle Amat benzeri anlatıları yasaklaması oldukça manidar. Çünkü gerçek hep yasaklıdır ve bize güllük gülistanlık bir dünyada yaşadığımız dikte edilir.

Ve asıl gerçek ise ölümsüzlüğü ararken aslında hepimizin bir ölümlü oluşu.

Tıpkı Amat'ta yasaklı gerçeğe dayanamayıp temas eden Süleyman reiste olduğu gibi bizde birgün bu düşler dünyasından bu sonsuz ihtiraslar ve ardı arkası kesilmeyen istekler dünyasından asıl gerçeğe uyanacağız.


Sanırım kitaplarda bizim Amat'larımız. Cemil Meriç gibi 'insanların kıyıcılığından' düzenin boğuculuğundan bizde sayfaların arasına sığınıyor, sayfalardan gemiler yapıp gerçeklikten bir nebze olsun uzaklaşıyoruz.
İhsan Oktay Anar hangi konuyu temel olarak alıyorsa o konudaki terminolojiyi sular seller gibi bilmesinin yanında bunu eserine de yansıtıyor. Bu kitap sayesinde birçok denizcilik terimi öğrenmiştim. Tüm bunların yanısıra etkileyici anlatımı,büyülü atmosferi,mitolojik öğeleri de hesaba katarsak Amat ve diğer bütün İhsan Oktay Anar kitapları okunmaya değer.
İhsan Oktay Anar ülkemizde yetişen en önemli yazarlardan birisi.
Amat kitabı denizcilik ile ilgili. Bir ütopya üslubunda anlatılan roman, postmodernist bir üslup taşıyor. Zaten İhsan Oktay Anar da öyle.
Anlattığı durum ve hikayeler aklın alamayacağı şekilde. Bir rüyanın katmanları gibi.
İhsan Oktay Anar herkesçe okunmalı bence.
İhsan Oktay Anar’ın eserlerindeki dil, kullandığı terimler ilk önce okuyucuyu zorluyor. Ancak okumaya devam edildikçe birden her şey anlaşılır hale geliyor. Hemen her eserinde birden fazla anlam mevcut olduğu için, birden fazla okumak gerekebilir ve her seferinde ayrı bir keyif alınır..
Amat, kurgusuyla, diliyle, kendisine hayran bıraktıracak türden bir kitap.Yazarın zekası ve emeği, insanın üzerinde şaşkınlık yaratıyor.Anlatılanlar, zihinde kimi yerde ironik, kimi yerde de okudukça anlamlanacak derin izler bırakıyor.Diyavol Paşa'nın şeytana benzetilmesi, Marangoz Nuh'un Nuh Peygamberle özdeşleştirilmesi, gemide sadece günahkarların bulunması gibi birbirleriyle bağdaştırılabilecek olaylar zincirinde, hayatın amacının ne olduğu, insanın bu dünyadaki varlığının nedeni üzerine, kendinizi felsefik cevap arayışlarının içerisinde buluyorsunuz.
Kitapta terimlerin fazla olması,gözünüzü korkutabilir, ancak yeni kelimelerle haşır neşir olduğunuzda ve kitabı bitirdiğinizde aldığınız tadı unutmanız zor olacak.
Ne zaman bir İhsan Oktay Anar kitabı okusam hem garip bir burukluk,hem tatlı bir sevinç hem de kaçınılmaz bir merak duyumsuyorum.Yazarın tüm kitaplarını okumadım ve okumaya da çekiniyorum,çünkü hepsini bitirmekten korkuyorum.Öyle ki o kadar tadına doyum olmaz,o kadar derya deniz, o kadar dopdolu bi yazar bu adam...Şimdiye kadar okumamış olanlar çok şey kaçırdı,ama şimdiye kadar okumamış olanlar çok şanslı.Ölmeden önce okuyun.Mutlaka...
Siyah, günahkârların rengidir. Çünkü her lekeyi saklar.
İhsan Oktay Anar
Sayfa 178 - İletişim Yayınları
İlk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın.
Ey Allahım! Yoksa bu bir imtihan mı! Âh Güzel Allahım! Bize kıyma! Bize acı! Bize kaldıramayacağımız yükü yükleme!
İhsan Oktay Anar
Sayfa 170 - İletişim
Satın alma işlerine bakan adamın dudakları sürekli kıpırdar dururdu.Bu özelliği sebebiyle, vaktiyle ağzı dualı bir mübarek kişi olduğuna hükmedilmişti.Oysa,tam bir pazarlık üstadı olan adam ahiret için dua etmiyor, muhasebeci kimliğiyle gizliden gizliye dünyevî hesaplar yapıyordu.Sayıları toplayıp çıkarıp çarpıp bölerken,israftır diye yıllar önce kâğıt kullanmayı bırakmış,dört işlemi zihinden yapmaya başlamıştı.
İhsan Oktay Anar
Sayfa 31 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Amat
Baskı tarihi:
Ekim 2005
Sayfa sayısı:
235
ISBN:
9789750503726
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçlarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisar edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun
dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye
tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 699 okur

  • Maia Euphoria
  • Özgür Özdemir
  • Zemheri
  • Veysel Aral
  • Mücahit Arlı
  • Ali Eskici
  • BilgeSevgi
  • Sedef Tuncer
  • Alper Korkmaz
  • Rana

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%12.3
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%34.3
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.9
Erkek
%58.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.9 (84)
9
%27 (71)
8
%24 (63)
7
%8.4 (22)
6
%4.9 (13)
5
%1.5 (4)
4
%1.1 (3)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları