Apollon, Antik Yunan'da Güneşin, ateşin, şiirin, ışığın ve 'gerçeğin' tanrısıdir; kehanet yapar, bilicilik özelliği vardır. Bununla birlikte, Orfe öğretisinde sezgi, ilham ve 'vicdan' sembolüdür. Kitabın baş karakteri Gustave von Aschenbach da Apollon özellikleri gösteren, romanda onunla özdeşleştirilen bir karakterdir. Ünlü ve saygın bir yazardır. Bununla birlikte, yaşlanmaya başlanmasıyla edebi manada tıkanma noktasına gelmiş ve ilham aramak için daha önce de yolunun düştüğü Venedik'e gelmiştir.
Kumsalda, Polonyalı bir ailenin on dört yaşındaki Tadzio adındaki çocuğunu görünce, adeta büyülenir. Aynı otelde kalırlar ve Gustave sürekli onu izlemeye başlar. Yer yer detaylı tasvirlerle Tadzio, Gusvate'in gözünden anlatılır. Kitaba yapılan incelemelerin bir kısmında, salt bu noktaya dikkat kesilerek olumsuz yorumlar yapıldığını gördüm. Adı üstünde bir yorumdur ama benim takıldığım nokta, "herkes" ifadesiyle duyulan rahatsızlığın genelleştirilmesi ve yorumun öznel niteliğini kaybetmesidir. Şahsen ben bu anlatımlardan rahatsız olmadım. Bunun iki nedeni var; birincisi edebiyatta her konu işlenebilir ve genel olarak da sansüre karşıyım, buna rağmen rahatsız da olabilirdim. Yani bu, direkt rahatsız olmama nedeni teşkil etmiyor. Asıl neden, hikayenin bence anlatmak istediğinin farklı olmasıdır.
Thomas Mann, Nietzsche'den etkilenmiş bir yazardır. Buna dair öğelere Büyülü Dağ kıtabinda da rastlamıştım ama Venedik'te Ölüm, direkt olarak Nietzsche'nin ele alıp üzerine kitap yazdığı ve felsefesinde önemli bir nokta teşkil eden ikili Apollon- Dionysos üzerinden; ahlaki değerlerin katı hegamonyasinin aslında ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ve bununla birlikte sanatın ahlakiyetle ne kadar ve nasıl bir ilişkinin olduğunu anlatan, aşk ile ölüm gibi zıtlıklar arasında gidip