Venedik'te Ölüm (Uzun Öykü)Thomas Mann

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.047
Gösterim
Adı:
Venedik'te Ölüm
Alt başlık:
Uzun Öykü
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
109
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750707162
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Tod Venedig
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
20. yüzyılın en büyük Alman romancısı Thomas Mann’ın yazarlık yaşamında, Buddenbrooklar, Büyülü Dağ ve Doktor Faustus gibi büyük romanların yanı sıra Venedik’te Ölüm’ün de benzersiz bir yeri vardır. 1929’da Nobel Edebiyat Ödü­lü’ne değer görülen Mann, I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yayınlanan Venedik’te Ölüm adlı bu uzun öyküsünde, sanatçının trajik çıkmazını işler: Yorucu bir çalışmanın ardından gerilimlerinden kurtulmak için Venedik’e giden ünlü yazar Aschenbach, genç Polonyalı Tadzio’nun olağanüstü güzelliği karşısında büyülenir. Salgın hastalık kenti sarınca da, tutkularına yenilerek ölüm isteğine teslim olur. Aşk ve ölüm simgeleri, Mann’ın yazarlık yaşamında bir dönemi kapayan bu yapıtın derin duyarlılığının temel öğelerini oluşturur. Güzellik, belki de sanat, yaşamı yok edici bir işlev yüklenir. Luchino Visconti’nin sinemaya da uyarladığı bu ölümsüz romanı, Behçet Necatigil’in ölümsüz çevirisiyle sunuyoruz.

Ödüller: 1929 Nobel Edebiyat Ödülü
Thomas Mann adını duyunca aklınıza gelen ilk kitap büyük olasılıkla Venedik'te Ölüm olacaktır.
Ben de bunu bilerek, önce Dolandırıcı Felix Krull'un Itirafları'nı okuyup yazarı biraz tanıyarak ve sonra araştırarak Venedik'te Ölüm'e geçtim. Çünkü bir anda bu eseri okursam bir şeylerin eksik kalacağını düşündüm.
Kısa bir internet araştırmasıyla, Venedik'te Ölüm'ün başlarda Goethe öyküsü olarak tasarlandığını, fakat sonra Goethe model kabul edilerek Gustav von Aschenbach karakterinin yaratıldığını okudum.
Kahramanın çocukluk yıllarında yaşadıklarına değinen yazar, büyüme çağlarını ve sanatçı olmaya karar verişini de anlatıyor eserde.
Konu ise şöyle; Verimsiz bir döneme giren Aschenbach, Venedik'te dinlenmeyi amaçlar. Ancak bu gezide karşısına 'Yunan tanrılarına' benzettiği Polonyalı on üç - on dört yaşlarında genç Tadzio çıkar. Öyküde uzun betimlemelerle Tadzio'nun güzelliğinden bahseder yazar. Onu izlemeye ve günlerini bu şekilde geçirmeye başlar. Aschenbach Tadzio'ya kendini kaptırır, onun güzelliğini överken kendi yaşlılığından da nefret etmeye başlar..
Okurken birçok betimlemenin kullanıldığını göreceğiniz eserde, bu sayede karakterler hakkında fikir sahibi olacaksınız. En sevdiğim şeylerden biridir karakterleri gözümde canlandırabilmek, bu nedenle okurken hayli zevk aldım bu kısımlarda.
Bir de değinmek istediğim şey, internette eserin 'çerezlik' olduğuna dair okuduğum yorumlar.. Üzülerek burada da bazı kitaplar hakkında bu manasız benzetmenin yapıldığına şahit oldum.. Eserleri sadece kısa olduğu için, 'çerezlik' olarak tanımlayan sığ düşünceli kişilerin, bu yorumları listelerin üst sıralarında gezen ve okuyana hiçbir şey kazandırmayan kitaplara yapmalarını tavsiye ediyorum. Zira Venedik'te Ölüm, derin duygular barındıran hayranlıkların zamanla hastalıklı ve ölümcül bir hal almasını okuyucuya unutamayacağı bir şekilde aktaran çok önemli bir eser..
Thomas Mann ile tanışma kitabım oldu Venedik'te Ölüm. Kitabı aldıktan sonra bitirme süremin en uzun olduğu kitap. Üç defa başladım ve hepsinde de yarım bıraktım, gitmedi, okuyamadım kitabı en iyisi ara vermek diye düşündüm; kitabı bitirmeye gayret etseydim Thomas Mann'ı bir daha okumaz, bu büyük yazardan mahrum kalırdım. Hani diyoruz ya '' her kitabın bir zamanı vardır'' bu kitapta zamanı olan kitaplardan.

Yeniden başlayınca eski bir arkadaşımı görmüş gibi oldum ve hemen hasret giderdim kendisiyle. Evet kitap akıcı değil, konu durağan, uzun ve anlamak için dikkat verilmesi gereken betimlemeler, nereye gittiğini sorguladığınız cümleler var, evet konu eleştiriye çok açık ve sarsıcı ama bunlar kitabı okumaya engel değil. Yazar anlatmak istediğini aşırıya kaçmadan, amacının dışına çıkmadan o kadar etkileyici anlatıyor ki, kitabın sonunda yazara hayranlığınız artıyor.

Tutkularımız ne kadar bizim kontrolümüzde ? Kontrol edemediğimiz tutkularımızın sonucu ne olur ? Güzellik -hele ki aklımızı baştan alacak kadar güzel olan- bizlere neler yaptırır ? Bu soruların cevabı için Venedik'te Ölüme bekleniyorsunuz. Keyifli okumalar.
Aschenbach saygın bir yazardır. Venedik'e tatile gitmiştir. Fakat bir gün o ideal güzellik karşısında dehşete düşüp, tutkularının esiri olur. Yunan tanrıyla isimlendirdiği bir heykel bir sanat eseri diye tasvir ettiği bu güzellik onun hangi yollara sokacaktır. Tutkuları kendi sonunu mu getirecektir? Luchino Visconti tarafından sinemaya da aktarılan eseri mutlaka okuyun derim..
Nobel Edebiyat ödüllü yazarın okuduğum 4. ya da 5. Kitabı. Değişen Kafalar kitabını oldukça iyi bulduğumu hatırlıyorum. Yazar ölene kadar Nazi karşıtıydı. Hatta 2. Dünya savaşında irtica ettiği ABD'den kayıtlara aldığı Nazi karşıtı konuşmalarını İngiltere BBC üzerinden Almanya'da radyo frekansları aracılığıyla dinlenildiği bilinir. Yazarın Nazi karşıtı oluşu dışında Soğuk Savaş dönemine dair politik fikirlerinde pek netlik yoktur. Benim için de bu kadarı yeterlidir.

Bu romanın önemine gelirsek ki eğer; Dünya çağdaş edebiyatın önemli temsilcilerinden biri olan Alman asıllı yazar, bu kitabında ilk defa eşcinsel duyguları ve arzuları, insana dair böyle bir yönü işlemesiyle Edebiyat literatüründe farklı kategoriye konulur. Eşcinsellik 20.yy başlarına kadar bir sapkınlık, hastalık olarak nitelendirilirken 20.yy ortalarında bir hal insana dair bir durum olarak ele alınmaya başlar. Eşcinsellik 20.yy ait bir durum değildir Antik Yunan'da eşcinsel ilişkilerin yaşandığı bilinir. Özelikle ergenlik dönemine girmemiş küçük erkek çocuklarına yetişkin erkekler tarafından anal ilişki uygulandığı, spermleri ile bilgileri, erdemleri, yaşam bilgeliğinin geçtiğine inanılırdı amaç onları bekleyen yaşama hazırlamak. Edilgen ana kucağından çıkarıp etkin savaşçılar ve güçlü erkek kimliklerini sağlamak. Hatta yaslarla bu durumun devamlılığı sağlanmıştır. Çocuklar ergenliğe girdiği anda bu uygulama sona erirdi. Peki eşcinsellik( erkek eşcinselliği) sadece antik Yunan'da mı görülürdü? Hayır doğu kültürlerinde de mevcuttu. (İran) Tek fark; karı-koca ilişkisine benzer olmasıyla ayrışan bir yönü vardır. Aktif her daim aktif, pasif her daim pasif. Avrupa eşcinsel ilişkilerinde aktif ve pasifin net olmadığı durum gözlenir. Değişkenlik mevcut. Bu kitabında Thomas Mann'ın ele aldığı eşcinsellik; cinsel arzular( fiziksel istek dışında) farklı yönü ile belirginleşir. Belirli yaşın üstünde olan erkeklerin, genç erkeklerde gençlik, yitirmiş oldukları coşkuyu, yaşam enerjisini gibi daha psikolojik boyutunu da işlemiştir. Bu yüzden metafor niteliğinde de ele alınır sanatın farklı alanlarında . Bunu niye anlattım diye sorarsanız. Tabi ki uzun tutup, uzun inceleme okumak istemeyenleri incelememden uzak tutmak için şaka şaka kitapla ilgili bir yönünü gördüğüm için.

Roman kahramanı Aechenbach’ın Venedik'e bir seyahati ile başlayan roman ilerleyen sayfalarda sevgi, sanat, aşk, sanatçı, tutku, güzellik gibi kavramları sorgulamaya itmiştir okuru. Belirli bir yaşın üstünde olan Aechenbach vapurda karşılaştığı gençlerin arasında onlar gibi olmaya çalışan yaşlı adamı itici ve davranışlarını onur kırıcı ve küçümseyici duygularla yererken, Venedik'te otelde karşılaştığı erkek çocuğuna duyduğu ilgi ve her fırsatta onu takip etmesiyle benzeştirmiştir kendisini. Bence farklılaştıkları nokta birisi kaybetmiş olduğu gençliği, gençler arasında bulunup onlara öykünerek o duygulara geri dönme çabasının içine girerken, diğeri Aechenbach elinde olmayan dizginleyemediği varoluşsal güzelliğin, sanatçının gözüyle güzele duyduğu hayranlığı, tutkuyu, sanatçının iç dünyasında devinime yol açtığı etkiyi okurun görmesini istemiştir. İkisi de yaşlıdır, ikisinde de benzer duygular vardır. Fakat iki kişinin duygularının dışa vurumu farklıdır. Thomas Mann; sanat eserini belirli kurallar; ölçü, bilgiyle mi, entelektüel sıkıcı bir yönle mi? Yoksa o duyguları hareket geçiren daha ilkel, tutkuların peşinde ölçüsüz savruluş ile mi daha üretken ve yaratıcı olacağına dair okuru düşünmeye itmiştir. Mann, Tadzio ( ergen erkek çocuk) Yunan mitolojisinde ki Tanrılar'a benzetmiştir. Güzellik nedir? sorusuna _ güzel olanın sanatçı gözüyle algılanmasıdır. diyebileceğim bir cevap eklemeden de geçmeyeyim. Güzellik; güzel olanın, onun yansıması olmadan bir anlamı olmayacağı gibi, yansımasında ki derin duyguların aktarımı da sanat eserine dönüşen bir somutlama halidir diyebiliyorum. Güzelliği kim daha iyi ifade eder, tabi ki sanatsal bir bakış, O bakışın bazen büyük bir bohem keder, acı yaratacağı gibi, bazende coşkulu anlatımlara ya da melodilere dönüşebilir. Bazende o güzele sahip olamamanın ya da sadece onu arzulama duygusunun nesnelleştirdiği başka bir esere.. Biraz da Sanatçının yatkın olduğu anlamlandırma..Bazen de tutkulu bir saplantı. Ayrıca güzellik her daim sanatçıda olumlu etkilere yol açmamaktadır. Akılcıl yanı bir kenara bırakan Aechenbach gibi Kolera salgınını (Simgesel bir metafor ) güzeli bir gün daha görebilmek için ölümü seçendir de demek geçiyor içimden. Fakat Thomas Mann aynı fikirde değil. Okur mektuplarına yazdığı cevaplardan bunu çıkarabiliyorum. Sanatçının tutkularının esiri olamayacak kadar sorumluluk sahibi olması gerektiğine. O sınırı geçtiği andan itibaren, Koleradan ölen cesette dönüşecektir mesajını vermektedir okurlarına. Peki güzel ne yapıyordu Tadzio karakterin de ki gibi, Baştan çıkarıcılığının tadını çıkarıyordu :)

Konusu bakımından beni fazlasıyla saran bir eser. Roman kahramanlarının duygularına yönelik ve yazarın sorularına yönelik düşünmeme neden oldu. Kitap okurken zorlanmadım dersem yalan olur. Zaten yazar kolay bir yazar değil. Thomas Mann'ın Büyülü Dağ eserini okumayı çok istiyorum. Biliyorum zorlanacağım ama yine de istiyorum.
19. yüzyıl Alman romantizminin bahar mevsiminde polen koklayan alerji hastası bir burnu hapşırmaya tahrik edişi...
Oysa hikaye 1912'de yayımlanmış.
Dünya'nın durmadan öksürmeye başladığı, öfkeyle yumruğunu sıktığı zamanlar...
O yumruğun harekete geçmesi için küçük bahaneler aranacak iki yıl sonra.
*
Goethe'nin Genç Werther'in Acıları'ndan Thomas Mann'ın Yaşlı Aschenbach'ın Acılarına...
Zaten Can Yayınları baskısında önsöz olarak yazısı konulan Prof. Kasım Eğit'ten öğreniyoruz ki; meğer Mann, Goethe hakkında bir öykü olarak tasarlamış eseri ilkin... Eserin konusu da Goethe'nin ileri yaşta Marienbad kentinde yaşadığı bir aşk hikayesi olacakken konu genelleşmiş..
Hikayenin kahramanı Aschenbach ünlü bir yazar.
Ellisini geçkin..
Tatil için gittiği Venedik'te ergenliğe yeni girmiş bir oğlan çocuğunun güzelliğine vuruluyor.
Eşcinsel bir hayranlık Yunan tanrılarının kusursuz heykel güzelliklerine vurgunluk olarak felsefenin eleğinden süzülerek bir estetik havuzuna düşen yoğun sanatkar duyguları olarak karşımıza çıkıyor.
Şıp şıp şıp... müzikal bir ritim...
*
Çeviri büyük şair Necatigil'e ait.
Yer yer şiir dilinin tılsımlı kelimeleriyle heyecanlanıyoruz; ama birçok yerde anlaşılmaz, karışık, uzun, sıkıcı cümleler...
*
Güzelliğin biteviye sonsuzluğa akışı.
Deniz ve ölüm.
Ruhun şuh ve çapkın bakışı yani.
Aşk mı burada anlatılan?
Bir sanatçı sancısı mı?
Tartışılır.
Varlığımıza konan kaçamak bir öpücük.
*
Güzellikten fikir çıkarma ve fikrin güzelliğin önünde eğilişi (sf. 67) ve sonra ıslıklı bir fısıldama:
yersiz, saçma, ayıp, gülünç ama yine de kutsal, saygıya değer formül; seni seviyorum. (sf. 74)
*
Güzellik üzerine yazılmış bir methiye.
Öyle ya; kelimeler, maddi güzelliği ifade edemez, onlar güzelliği sadece övebilirler. (sf.73)
*
Bir söz daha: Aschenbach'ın ruhu düşüşün fuhşunu, kudurganlığını tadıyordu. (sf. 95)
*
Thomas Mann kendi zihnindeki bir heykelle seviştiriyor okuyucuyu.
*
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminden bir sahne:
Genç çocuğun elinden bir ceviz yuvarlanır aşık olduğu daha yetişkin kızın önüne gelir.
Kız cevizi gizlice göğsüne sokar.
Gece göğsünden çıkartır cevizi ve kırıp dünyanın en çıldırtıcı arzusuyla ağır ağır çiğner. Yavaş yavaş yer.
*
Ah Freud!
*
Saçı kırlaşmaya başlamış yaşlı yazar kendisini hayran eden bu genç vücut karşısında kendi vücudundan utanıyor. (sf. 96)
Biraz bakım...
Ve kozmetik ustasının kurnaz cevabı;
''Artık beyefendi çekinmeden aşık olabilir.''(sf. 97)
*
''Tanrısal olup da göze görünebilen tek şey güzellik.'' (sf. 99)
*
Göğsüne sakladığı cevizi usul usul bir kışkırtıcı arzuyla yiyor gibi Thomas Mann.
Edebiyat kalkanı.
Her şeyi meşrulaştırıyor mu ki edebiyat?
*
Kendine özgü akşam loşluğu gözlerin bakışlarıyla sendeleme.
Yıkılma.
*
Uçurum.
*
Yükseklik korkusu olanlar?
*
Zavallı Thomas Mann kendi ülkesinde yaşatmamışlar onu.
Kendi ülkesinin, Almanya'nın mağlup olacak olmasını kahredici bulmuş ikinci dünya harbinde.
Bundan daha dayanılmaz olarak ise kendi ülkesinin galip gelmesini düşünmüş.
Nazi faşizminin galip gelmesi. Dehşet verici!!
*
İsviçre'ye, Amerika'ya kaçmış.
*
Onun hayatında trajik çıkmazlar, korkunç ikilemlerle birlikte yaşamış.
*
Goethe eşcinsel miydi?
Nobel ödüllü yazarları tanıma, onları üne kavuşturan eserlerini okuma serüvenime; Thomas Mann-Venedik 'te Ölüm kitabını bitirdikten sonra (bu tarz zorlayıcı) ara vermem gerektiğini anladım. Kitapla ilgili yorum ve eleştiri yazılarını incelediğimde benim gibi dilini ağır bulan bir çok okur olsa da bu eseri okumayı kendi adıma zamansız buluyorum. Evet her kitabın bir zamanı ve o kitaba yetebilme durumu var.

Yine de edindiğim fikir ve izlenimlerimi yazmam gerekirse; eser aslında belirli bir olay örgüsüne sahip değil. Uzun öykü olarak nitelendirilen eserin ön sözünde yazarın bu kitabı aslında Goethe hakkında bir öykü olarak tasarladığı ancak sonrasında Goethe model alınarak yaratılan Gustav von Aschenbach karakteri üzerinden sanat ve sanatçı sorununun işlendiğini ifade ediliyor. Ana tema ise aşk ve ölüm olarak ön plana çıkarılmış.

Eserin ilk iki bölümü bir sanatçının; sanatçı kimliğini, sanat anlayışını, sanatın kökenlerine dair verilen yanıtları içermekte. Diğer bölümlerinde ise sanatçı Aschenbach 'in Venedik 'e yolculuğu, yolculuk sırasında çevresindeki karakterleri uzun uzadıya tasvirleri, hisleri ve fikirleri, Venedik 'e ulaştıktan sonra ise Polonyalı bir ailenin ergenlik çağındaki oğlu Tadzio 'ya duyduğu mitolojik öğelerle anlattığı aşkı yer alıyor.

Aschenbach yaşlılığında hissettiği bu duyguyu, tutkuya esir olmayı, Tadzio 'nun sanatsal güzelliğine duyduğu çekimi sürekli sorgulayarak ve çıkarım yaparak okuyucuyu da düşünmeye sevk ediyor. Kitapta yaşlı bir adamın genç bir çocuğa olan aşkı yadırgayıcı olsa da (pedofili olarak ele almak mümkün değil cinsellik adına hiçbir şeyden bahsedilmiyor) yazarın kullandığı ağır dil, cümleden kopmanızı sağlayan zorlayıcı tasvirleri, mitolojiye yapmış olduğu göndermeleri, insanın güzel olan her şeye yaradılış gereği eğilimine dair sorgulamaları bu konudan ister istemez uzaklaşıp ele aldığı her bir konuyu irdelemenizi sağlıyor.

Bir çok noktada okuyucuyu zorlayan da bu içi içe geçmiş,okuyucu düşünmeye sevk eden konuların aynı zamanda ağır bir dille ele alınmış olması.

Doğru zamanlama ve sakin bir kafayla okunulması ve üzerine düşünülmesi gereken bir kitap. Zor kitap sevenlere keyifli okumalar.
Venedik'te Ölüm bir yazarın psikolojik anlatısı...

Baş karakterimiz Aschenbach ün sahibi, başarılı bir yazar. Kitap yazarın hayatından belli bir kesit sunuyor.

Kitabın ilk bölümlerinde yazarın kişiliği, ruh dünyası, halkın onu nasıl gördüğü, neden sevildiği anlatılıyor. Bu bölüm biraz ağır işliyor. Uzun cümlelerle gözünüz korkabilir ama kitabın geri kalanı gayet akıcı işliyor.

Yazarımız artık yorgun hissetmeye başlamış ve bir tatile ihtiyaç duymaktadır. Venedik'te bir otele tatile gider. Otelde Tadzio adlı genç bir çocuğun güzelliğine hayran kalır, ondaki duruşu, ifadeyi yunan heykellerine benzetir. Bu hayranlık derin betimlemelerle gayet şairane bir şekilde anlatılmış kitapta. Yazarın hayranlığı bir süre sonra saplantı haline gelir. Çocuktan başka bir şey düşünemez sürekli onu izleme ihtiyacı duyar. Çocukta gözlemledikleriyle kendi hayatını yeniden değerlendirme fırsatı bulur.

Kitabın sonlarında yazar Aschenbach'ın gördüğü rüyadaki hayal gücüne hayran kaldım diyebilirim. Thomas Mann'ın kalemi çok sağlam okuduğum ilk kitabında görmüş oldum.

Toplumsal, kişisel, ruhsal değerlendirmeler barındıran çok yönlü bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.
Thomas Mann 'ın okuduğum ilk kitabı.5 gün önce okumama rağmen kitap hakkında bir şeyler yazmak için bir türlü hiç istek duymadım.sanırım,1929 yılı nobel ödülünü almış olan yazarın kitaplarını okumaya bu kitabıyla başlamak,benim için büyük talihsizlikti.kitap her yönüyle zor bir kitap.okuması zor,konusunu okuması daha da zor,inceleme yazılması ise en zor olan bir eser.bir defa çok uzun cümlelerle yazılmış,felsefi açıklamalar mevcut.hele ilk 20 sayfayı geçmek bayağı güç.sonra hikaye başlıyor ama toplumun hiç bir ferdinin kabul edemeyeceği düzeyde gelişiyor.bulunduğu yerde çalışmaktan sıkılan veya yorulan,yaşını başını almış bir erkek yazarın venedik'e tatile gelmesi,orada gördüğü bir erkek çocuğun güzelliği karşısında etkilenmesi ve sonrasında gelişen olaylar...vs..tabii aralarda bol bol felsefi içsel açıklamalar.Geçmişte, böyle bir kitap yazmış birine(kitap 1912 de yazılmış,ödül 1929 da verilmiş) neden Nobel ödülü versinler,bunda, benim anlamadığım başka bir durum var diye bu bir kaç gün düşündüm.ve en sonunda yazarın bize bu hikayesiyle büyük bir mesaj vermek istediği kanaatine vardım.bana göre kendi mesleğini,sanatını kötü yönde kullanmak suretiyle(erkek çocuğunun güzelliğine olan tutku şeklinde gösterilmiştir), cezbedici büyük menfaatler(para,mevkii..vs )elde edenlerin(kitapta anlatılan bu tür bir güzellikten alınan haz olarak gösterilmiştir),başına nelerin gelebileceği mesajı verilmek istenmiş olabilir diye düşünüyorum. tabiiki bu sadece basit bir okuyucu olarak benim düşüncem.bu kitap hakkında yorum yapmak hele hele benim gibi,edebiyat bilgisi fazla olmayanlara hiç düşmez.bunun bilincindeyim.buradan kimseye okuyun veya okumayın diye hiçbir şey söyleyemem.ama okumak isteyenlere,kitabı anlayabilmeleri veya çözebilmeleri için,sakin ve sessiz bir ortamda,sabırla ve yavaş olarak okumalarını tavsiye edebilirim ancak.
Öykünün kahramanı yazar Gustav von Aschenbach'ın artık yoruldum diyerek başka bir yere gitmeliyim diye yola çıktığı ; orada romanın diğer kahramanı Polonyalı yakışıklı, güzel, harikulade bir çocuk olan Tadzio karşısında kayıtsız kalamayıp, tutku ile sonsuza gidişini görüyorsunuz. sanatçılığı, şairliği anlatıp betimlemelerle büyütmüş. Venediği yazarın anlatımıyla gözünüzün önüne getirecek kadar betimlemiş. yazarın dili çok anlaşılır değil. Cümleler uzun, yorucu ama akıcı ve anlamlı. Kesinlikle sakin kafayla okunmalı. Öykü dememeli bence harika bir roman tadı var. Thomas Mann'ın Büyülü Dağ'ı almak artık şart oldu. Zaten okunması gereken eserlerde. Tavsiye ediyorum tabiki. 103 sayfa elinizden kayıp gidecek...
Kitabın son çeyreğine kadar yazarın ne anlattığına dair kafa yordum. Bitmek tükenmek bilmeyen betimlemelerden ruhum daraldı. Ancak son çeyreğine başladığım an aklıma asla gelmeyen, konduramadığım bir yere vardık. Zaten oraya vardıktan sonra da karakterin kendini haklı çıkarmak üzere anlattığı Yunan Mitolojinden hikayelerle birlikteki düşüncelerini okumak hoşuma gitmedi. Benim gibi kitabı araştırmadan okuyanlar için o konunun ne olduğunu söylemek istemiyorum. Bilmeyenlerin okurken keşfetme hakkını elinden almak hoş olmaz. O yüzden o konu diyerek devam edeceğim. O konunun herhangi haklı bir tarafı olmaz ve zaten buraya varmadan önce bile uzun betimlemelerden dolayı kitabın bana göre olmadığına karar vermiştim. Kitaptaki sadece iki üç cümle dikkatimi çekti. Onun dışında benim için tamamen gereksiz bir kitaptı.
Bir sanatçının gözünden güzelliğin tasviri.
Güzelliği merkez alarak Thomas Mann Sanat nedir? Sanatçı nedir? sorularına cevap aramak amacıyla yazılmış bir roman. Fakat bununla birlikte tasvirleri o kadar iyi ki kalemini mükemmeliğe ulaştırmış. Çok beğendim. Çok akışkan, polisiye roman tadında kitap değil.Durağan.Sade ve yalın.Fakat tasvirleri okurken Thomas Mann'a hayran kalacaksınız..
Şöyle mükemmel bir analiz de yapmış:

"Başka maksatlarla yapılsa korkaklık işareti diye kınanacak hareketler, ayaklara kapanmalar, yalvarmalar, yeminler, ricalar, niyazlar, kulluklar, kölelikler, bütün bunlar aşka bir aşağılama düşürmüyor, aksine bunlar yüzünden övgüler alıyordu."
Bazı kitapları okumaya başlamadan önce ön yargılarınızı bir kenara kaldıracak, kendinizi yazarın yarattığı dünyaya bırakacak ve işte orada anlatılanı yakalayıp soru sormaya başlayacaksınız. Benim bu zamana kadar okuduğum en iyi Nobel ödülü almış kitaptı desem abartmış sayılmam. Özellikle ülkemizde farklı yönlere çekilen -aslında çekilmeye müsait olan bir konuyu, müthiş tanımlamalar ve inanç dolu örneklerle ele almış Thomas Mann. Bir yazarın tanrıları andıran güzellikteki bir çocuğa duyduğu hayranlığı çok lezzetli betimlemelerle bizlere sunmuş.

İlk sayfalarda uzunca sanattan bahsetmesinin bir nedeni vardır elbet dediyseniz -ya da yeni okuyacaklar diyecekseniz- evet bir nedeni var! Mann`in kitapta yarattığı kahraman Aschenbach sanata ve sanatçıya tutkun başarılı şair yazar, baktığı her şeyde güzeli arar ve güzeli yaratanı da anmaktan geri kalmaz. Kitabın başında verilen o sanat hakkındaki uzun paragraflar aslında okuru ilerleyen sayfalara hazırlayan bir girizgah. Güzellik, Mann`in gözünde Tanrı`nın yarattığı soyut kavramların somutlaştırılmış tek hali.

Orta yaş bir adamın bir çocuğa…bu cümlenin ortasından sonra duygu değişimi ve öfke hissetmemeniz için bahsi geçen kahramanın güzelliğe ve bu güzelliği yaratana duyduğu hayranlığı anlamanız gerekir.

Bakın ne diyor:
“Güzellik, tinsel olanın duyularla kavrayıp duyularla katlanabileceğimiz tek biçimidir.”
“Güzellik, tanrısal olup göze görülebilen tek şey güzelliktir sadece; bu nedenle duyusal olanın yolu da ondan geçer. Sanatçının tinsel olana giden yoludur o!”

Kitabı okurken bir çocuğu değil de sanatsal bir eseri düşledim hep. Çünkü ana karakter bize o güzel çocuğu, cinsel herhangi bir iştah kabarmasına yer vermeden, vücut hatlarını ve her bir hareketini sanki bir şahesermiş gibi betimlemesi yazarın bu alandaki ustalığını da ortaya koymuş.

Şunu söylemeden geçemeyeceğim; bir tık, minicik bir tık sapma olmuş olsaydı eğer, bu eser sapkın bir zihniyetin kurbanı olabilirdi. Fazlasıyla sınırda hatta sınırın ötesine geçmiş ve bu sebepten de okura rahatsızlık vermiş bir nebze. Kitabı okurken zaman zaman sanki pedofili günahına ortak oluyormuşsunuz gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Bunun için bana göre Aschenbach gözünden sanatı kavramak gerekir. Kahramanımıza göre estetik ve güzellik siyaset de dahil olmak üzere yaşamı devam ettiren bir çok olgunun ana kaynağı ve bunu ancak sanatla dışa vurabilirsiniz. Peki ya Tanrı`nın yarattığı o kusursuz bedenler sanatın en göz alıcısı değil midir? Bu açıdan düşündüğünüz zaman herhangi bir rahatsızlık duymanın aksine, yazara hayranlık duyarak yudumluyorsunuz kitabı.

Tüm bunlarla birlikte yazarın üslûbunu, olay örgüsündeki hakimiyetini ve okura geçirebildiği o psikolojik analizleri çok beğendim.
Zor bir okuma olsa da çok ama çok kaliteli bir okumaydı ve bu anlatılanların ışığı altında doğru zamanda mutlaka okunmalı.

 

Thomas Mann

Venedik`te Ölüm

Can Yayınları

22. Basım Mart 2017
Çünkü sanat da bir savaş —insanı çabuk çürüğe çıkaran yıpratıcı bir savaş— değil miydi?
Thomas Mann
Sayfa 81 - Can Yayınları
İnsanlar bir sanat eserini niçin şöhrete eriştirdiklerini bilmezler. Sanat anlayışından yoksun, eserde bunca ilgiyi haklı gösterecek yüzlerce üstünlük bulduklarını düşünürler ama alkışın asıl nedeni, tartıya gelmeyen bir şeydir: yakınlık duygusu!
Thomas Mann
Sayfa 23 - Can Yayınları
Çünkü insan insanı, hakkında bir yargıda bulunamadığı sürece sever, yüceltir; özlem, eksik tanımanın bir sonucudur.
"Birbirleriyle sadece göz aşinası olan, her gün, hatta her saat karşılaştıkları, birbirlerini inceledikleri halde, adetlerin hükmüne ya da kendi kuruntularına tabi olarak ne selam ne konuşma, görünüşte kayıtsız bir yabancılığı devam ettirmek zorunda kalan insanlar arasındaki ilişkiden daha garip, daha nazik bir şey olur mu?"
Thomas Mann
Can Sanat Yayınları , E-kitap 1. Sürüm Ocak 2014

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Venedik'te Ölüm
Alt başlık:
Uzun Öykü
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
109
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750707162
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Tod Venedig
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
20. yüzyılın en büyük Alman romancısı Thomas Mann’ın yazarlık yaşamında, Buddenbrooklar, Büyülü Dağ ve Doktor Faustus gibi büyük romanların yanı sıra Venedik’te Ölüm’ün de benzersiz bir yeri vardır. 1929’da Nobel Edebiyat Ödü­lü’ne değer görülen Mann, I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yayınlanan Venedik’te Ölüm adlı bu uzun öyküsünde, sanatçının trajik çıkmazını işler: Yorucu bir çalışmanın ardından gerilimlerinden kurtulmak için Venedik’e giden ünlü yazar Aschenbach, genç Polonyalı Tadzio’nun olağanüstü güzelliği karşısında büyülenir. Salgın hastalık kenti sarınca da, tutkularına yenilerek ölüm isteğine teslim olur. Aşk ve ölüm simgeleri, Mann’ın yazarlık yaşamında bir dönemi kapayan bu yapıtın derin duyarlılığının temel öğelerini oluşturur. Güzellik, belki de sanat, yaşamı yok edici bir işlev yüklenir. Luchino Visconti’nin sinemaya da uyarladığı bu ölümsüz romanı, Behçet Necatigil’in ölümsüz çevirisiyle sunuyoruz.

Ödüller: 1929 Nobel Edebiyat Ödülü

Kitabı okuyanlar 304 okur

  • Melek Eren
  • Siçil
  • Virginia
  • Erdem Toprak
  • nejla güldalı
  • Aynur Aydın
  • Yağmur Doğan
  • Hasan Elif
  • tutku
  • Yagmur dmr

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%20.4
25-34 Yaş
%37.7
35-44 Yaş
%25.3
45-54 Yaş
%6.2
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.2
Erkek
%40.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.9 (9)
9
%14.9 (15)
8
%32.7 (33)
7
%19.8 (20)
6
%13.9 (14)
5
%3 (3)
4
%2 (2)
3
%1 (1)
2
%3 (3)
1
%1 (1)