1000Kitap Logosu
Venedik'te Ölüm

Venedik'te Ölüm

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

104 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 2 sa. 57 dk.
Adı
Venedik'te Ölüm
Orijinal adı
Der Tod Venedig
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · Şubat 2007 · Karton kapak · 9789750707162
Diğer baskılar
20. yüzyılın en büyük Alman romancısı Thomas Mann’ın yazarlık yaşamında, Buddenbrooklar, Büyülü Dağ ve Doktor Faustus gibi büyük romanların yanı sıra Venedik’te Ölüm’ün de benzersiz bir yeri vardır. 1929’da Nobel Edebiyat Ödü­lü’ne değer görülen Mann, I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yayınlanan Venedik’te Ölüm adlı bu uzun öyküsünde, sanatçının trajik çıkmazını işler: Yorucu bir çalışmanın ardından gerilimlerinden kurtulmak için Venedik’e giden ünlü yazar Aschenbach, genç Polonyalı Tadzio’nun olağanüstü güzelliği karşısında büyülenir. Salgın hastalık kenti sarınca da, tutkularına yenilerek ölüm isteğine teslim olur. Aşk ve ölüm simgeleri, Mann’ın yazarlık yaşamında bir dönemi kapayan bu yapıtın derin duyarlılığının temel öğelerini oluşturur. Güzellik, belki de sanat, yaşamı yok edici bir işlev yüklenir. Luchino Visconti’nin sinemaya da uyarladığı bu ölümsüz romanı, Behçet Necatigil’in ölümsüz çevirisiyle sunuyoruz.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 65.1
Erkek
% 34.9
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

Benzer Kitaplar

Buddenbrooklar
Okuyacaklarıma Ekle
De Profundis
Okuyacaklarıma Ekle
Ses ve Öfke
Okuyacaklarıma Ekle
Sodom ve Gomorra
Okuyacaklarıma Ekle
Görünmez Kentler
Okuyacaklarıma Ekle
Gece
Okuyacaklarıma Ekle
Burukluk
Okuyacaklarıma Ekle
Niteliksiz Adam 1
Okuyacaklarıma Ekle
İntihar Dükkanı
Okuyacaklarıma Ekle
Okuyucu
Okuyacaklarıma Ekle
Akıl Çağı
Okuyacaklarıma Ekle
Gog
Okuyacaklarıma Ekle
Büyücü
Okuyacaklarıma Ekle
Tersi ve Yüzü
Okuyacaklarıma Ekle
6.9
10 üzerinden
759 Puan · 155 İnceleme
104 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Sanat nedir, sanatçı kimdir? Hayatın en üzerinde olan sanattır diyor Thomas Mann. Güzellik, hayranlık, kusursuz, ayrıcalıklara yakınlık ve takdir gösterme içgüdüsü, güzellik karşısında hissedilen arzu ve kıskançlık, şefkat-şehvet kıskacı, arzulamak, iştah duymak… daha bir sürü felsefik, psikolojik kavram ve olgu sorgulanıyor kahramanla beraber. Venedik tasviri bu sefer güzellikler ile değil salgın, yalanlar, karanlıklar, ölümle bir. Mitolojik ögelerinde bulunduğu kitapta tek güzel, doğaüstü, tanrısal olan Tadzio.
Venedik'te Ölüm
6.9/10 · 2.344 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
104 syf.
·
8 günde
·
Puan vermedi
Yüceltilmiş Platonik Aşk
Kısa ama okuru sarsan bir kitap. Üzerine çokça konuşulmuş. Ben biraz daha ileri gidip Nevzat Kaya’nın bu kitap hakkındaki incelemelerini de dinledim. Venedik’in edebiyat dünyasındaki karşılığını bilmek önemli. Bu kitap aslında Alman klasisizmine bir tepki veriyor. Geçmişten Mann’ın bu kitabı yazdığı zamana kadar Venedik hep romantik, güzel olayların geçtiği bir şehir olarak romanlara konu edilmiş. Bu kitapta ise tam tersi, Venedik bir çöküşün gerçekleştiği şehir haline geliyor. Romandaki sembolleri irdeleyerek okursanız aslında sadece bir pedofili vakası okumadığınızı görürsünüz. Bu kitap otobiyografik ögeler de taşıyor, aslında gerçekten Thomas Mann Venedik’e gidip sözü geçen otelde kalıyor ve orada 14 yaşında bir delikanlıya hayranlık duyuyor. Ölümünden 20 sene sonra yayınlanan güncelerinde bu hikaye geçiyor. Güncelerinin ölümünden 20 sene sonra yayınlanmasını kendisi istiyor çünkü eşinin de o tarihe kadar ölmüş olabileceğini ve kendisinin “büyük” sırrını öğrenmemiş olmasını umuyor. Ama hesabı tutmuyor. Kitapta 60’larındaki bir adamın 14 yaşındaki bir gence duyduğu aşk söz konusu. Bunu bugün rahatça “pedofili” diye adlandırırız ama yazıldığı dönemde öyle yorumlanmıyor. Platonik aşkın ideal yansıması, ideal güzelliğin platonik aşka sebep olması biçiminde okunuyor kitap ve kimse tarafından tepki çekmiyor. Dönemin toplum normlarının ve kapitalizmin henüz yükselmemiş olmasının bunda payı olduğunu düşünüyorum. Günümüzde “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” anlayışı sadece ekonomide değil özel yaşamlarda da etkisini gösterip “hiçbir şey havada kalmasın, istediğimizi alalım” biçiminde kişisel yaşamlarımıza da yansıyor ve böylesi duygular beslediğimiz biriyle mutlaka temasa geçiyoruz. Bu yüzden günümüzde bu şekilde yazılmış bir kitap pedofilileri harekete geçireceği için tepki alır ama o dönemde aşk için acı çekmek erdem sayıldığından platonik aşka büyük bir övgü var. Dolayısı ile yazıldığı dönemde tepki çekmiyor. Thomas Mann’ı yakından tanımak için okumanızı öneririm. Ama yazardan ilk okuyacağınız kitap bu olmamalı. Sevgiyle kalın
Venedik'te Ölüm
6.9/10 · 2.344 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
104 syf.
·
1/10 puan
Rahatsız edici! Birçok kişi tarafından bir 'başyapıt' ilan edilmesi ise daha da rahatsız edici. Kitabın ilk kısmı ağır cümlelerle birlikte çok hoştu. Sanat ve güzelliğe dair gerçekten ince fikirlerle başlıyor ve hikayeye nasıl bağlayacağını anlayamıyorsunuz. Yazarımız hayatının sonuna yaklaştığını düşünerek bir yolculuğa çıkma arzusu duyuyor aniden ve kendini Venedik'te buluyor. Venedik'te ise hiç görmediği bir güzelliğe aşık oluyor. Eee, ne güzel hikaye değil mi? Bu güzelliğin 14 yaşında Polonya'lı bir erkek çocuğu olduğunu okuyana kadar bekleyin. Yazar bunu sanata duyulan aşk diye tanımlasa da, çocuğun asla konuşmaması ve sadece ona duyulan muazzam sevgiden bahsedilmesi, çocuğun hareketleri, gülüşü, sahilden gelişi, vücudu vs. oldukça nesneleştirilmiş ve sanat adı altında buram buram pedofili kokuyor. Yazarın onunla göz göze geldikten sonra ifade ettiği duygular, çocuk hakkında bir bölümde 'ilahına' diye bahsetmesi, boşluğa fısıldanan 'seni seviyorum' gerçekten dayanamadım yani. Kitap bittikten sonra yaptığım araştırmada; "sanatın en yalın hali" gibi birçok yorumla beraber benimle aynı fikirde olan binlerce kişi de gördüm. Üstelik kitabın başında sanat ve mitoloji betimlemeleri ile çocuğu sevdiğini söyleyen yazar sonuna doğru bu sapkınlığı kabul eder gibi cümleler kurmaya başlamış. Şu alıntıyla açıklamaya çalışayım; "Görüyorsun ya, biz şairler ne bilge olabiliriz ne de onurlu! Doğru yoldan sapmamızın, zevk ve eğlenceye düşkün ve duygularının kurbanı birer serüvenci olup çıkmamızın bir zorunluluk olduğunu görüyorsun ya? Üslubumuzdaki usta tavrı, yalan ve çılgınlıktır, itibarımız, payemiz ise bir komedya; halkın bize gösterdiği güven son derece gülünçtür; halkın ve gençliğin sanatla eğitilebileceği düşüncesi, yasak edilmesi gereken tehlikeli bir girişimdir. Çünkü uçuruma doğru iflah olmaz, doğuştan bir eğilimi olan kimse nasıl eğitimci olur?" Cümleler, hisler ve hikaye çok güçlü ve trajik fakat keşke bu duyguları ortaya çıkaran karakter bir çocuk olmasaydı. Yeteneğini harcamış bile diyebilirim veya siz bana sanattan anlamıyor diyebilirsiniz.
Venedik'te Ölüm
6.9/10 · 2.344 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
104 syf.
·
5/10 puan
Estetik bir duygu olarak güzellik, evrensel bir boyutta mıdır? Herkes güzele kolaylıkla ulaşabilir mi veyahut güzellik sadece gerçekten görebilme mahiyetine sahip bazı gözlerde mi değer kazanır? Objektif midir yoksa subjektif mi? Güzellik, kendi tanrısallığına yalnızca sanatta mı ulaşabilir? Bu ve benzeri daha pek çok soru, Thomas Mann'ın bu uzun öyküsünü bitirdikten sonra kafaları kurcalamaya başlıyor. Kendisi çok sevdiğim ve zevkle okuduğum bir yazardır. Ancak Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce yayımladığı "Venedik'te Ölüm" adlı eseri için aynı sempatiyi paylaşamayacağım. Bir sanatçının zihinsel yaratımını ve buhranını ele alan Mann, bu yönüyle uzun öyküsünü yüksek bir estetikten açıyor. Diğer eserlerine göre çok daha ağır bir dil kullanıyor ve eserini uzun cümlelerle, minik kelime oyunlarıyla süslüyor. Üslubu ve kurgusu, açıkçası beni çoğu yerde sıktı. Bir tek sona doğru giderken heyecanlandım; lakin düşük bir sonla o hevesim de kaçtı. Nobel ödüllü yazarımız, keşke başladığı gibi bitişte de daha yüksek bir son tercih etseydi... Kitapta olayların asıl noktasında, yazar Gustave von Aschenbach'ı görüyoruz. Bu karakterini Goethe'yi baz alarak yarattığını açıklayan Mann, sanatın ve sanatçının problemlerini bize gösterirken; aşk ve ölüm temalarını da işliyor. Yazar Aschenbach, biraz dinlenmek ve ilham aramak için Venedik'e gider. Burada kumsalda Polonyalı bir ailenin 14 yaşındaki çocuğu Tadzio'yu görür ve çocuğun güzelliğinden büyülenir. Aynı otelde kaldıklarından sürekli çocuğu gözlemler ve giderek estetik, sanatsal bir aşka tutkuyla bağlanır. Aschenbach ilk olarak Tadzio'ya karşı bir baba yakınlığı ve sevecenliği tarzında bir tavır takınıyor. Ancak ikinci yargıda ise Tadzio'yu sanatsal ve arzulanan bir nesneye dönüştürdüğünü, tutkusunu tamamen dışa vurduğunu okuyoruz. Aschenbach, Tadzio'yu güneş tanrısı Helios'a benzetir; fakat benliği giderek o tanrılaştırdığı genç tarafından ele geçirilir. Bir yandan kolera hastalığı, İtalya'da hüküm sürmeye başlarken Aschenbach, Venedik'i "hasta kentin kokusu" şeklinde inceler; ancak burada da Tadzio'ya duyduğu o ahlaksız aşkın izleri görülür. Thomas Mann, size yukarıda sorduğum soruların yanında sanatın kökünü, akılcılığını, doğuştan mı yoksa aydınlanmayla mı kazanıldığını Tadzio konusunda metinde verdiği yanıtlarla açıklar.
Venedik'te Ölüm
6.9/10 · 2.344 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.