Venedik'te Ölüm Uzun Öykü

7,3/10  (85 Oy) · 
247 okunma  · 
50 beğeni  · 
2.561 gösterim
20. yüzyılın en büyük Alman romancısı Thomas Mann’ın yazarlık yaşamında, Buddenbrooklar, Büyülü Dağ ve Doktor Faustus gibi büyük romanların yanı sıra Venedik’te Ölüm’ün de benzersiz bir yeri vardır. 1929’da Nobel Edebiyat Ödü­lü’ne değer görülen Mann, I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yayınlanan Venedik’te Ölüm adlı bu uzun öyküsünde, sanatçının trajik çıkmazını işler: Yorucu bir çalışmanın ardından gerilimlerinden kurtulmak için Venedik’e giden ünlü yazar Aschenbach, genç Polonyalı Tadzio’nun olağanüstü güzelliği karşısında büyülenir. Salgın hastalık kenti sarınca da, tutkularına yenilerek ölüm isteğine teslim olur. Aşk ve ölüm simgeleri, Mann’ın yazarlık yaşamında bir dönemi kapayan bu yapıtın derin duyarlılığının temel öğelerini oluşturur. Güzellik, belki de sanat, yaşamı yok edici bir işlev yüklenir. Luchino Visconti’nin sinemaya da uyarladığı bu ölümsüz romanı, Behçet Necatigil’in ölümsüz çevirisiyle sunuyoruz.

Ödüller: 1929 Nobel Edebiyat Ödülü
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2013
  • Sayfa Sayısı:
    109
  • ISBN:
    9789750707162
  • Orijinal Adı:
    Der Tod Venedig
  • Çeviri:
    Behçet Necatigil
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
fazi 
04 Haz 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Thomas Mann adını duyunca aklınıza gelen ilk kitap büyük olasılıkla Venedik'te Ölüm olacaktır.
Ben de bunu bilerek, önce Dolandırıcı Felix Krull'un Itirafları'nı okuyup yazarı biraz tanıyarak ve sonra araştırarak Venedik'te Ölüm'e geçtim. Çünkü bir anda bu eseri okursam bir şeylerin eksik kalacağını düşündüm.
Kısa bir internet araştırmasıyla, Venedik'te Ölüm'ün başlarda Goethe öyküsü olarak tasarlandığını, fakat sonra Goethe model kabul edilerek Gustav von Aschenbach karakterinin yaratıldığını okudum.
Kahramanın çocukluk yıllarında yaşadıklarına değinen yazar, büyüme çağlarını ve sanatçı olmaya karar verişini de anlatıyor eserde.
Konu ise şöyle; Verimsiz bir döneme giren Aschenbach, Venedik'te dinlenmeyi amaçlar. Ancak bu gezide karşısına 'Yunan tanrılarına' benzettiği Polonyalı on üç - on dört yaşlarında genç Tadzio çıkar. Öyküde uzun betimlemelerle Tadzio'nun güzelliğinden bahseder yazar. Onu izlemeye ve günlerini bu şekilde geçirmeye başlar. Aschenbach Tadzio'ya kendini kaptırır, onun güzelliğini överken kendi yaşlılığından da nefret etmeye başlar..
Okurken birçok betimlemenin kullanıldığını göreceğiniz eserde, bu sayede karakterler hakkında fikir sahibi olacaksınız. En sevdiğim şeylerden biridir karakterleri gözümde canlandırabilmek, bu nedenle okurken hayli zevk aldım bu kısımlarda.
Bir de değinmek istediğim şey, internette eserin 'çerezlik' olduğuna dair okuduğum yorumlar.. Üzülerek burada da bazı kitaplar hakkında bu manasız benzetmenin yapıldığına şahit oldum.. Eserleri sadece kısa olduğu için, 'çerezlik' olarak tanımlayan sığ düşünceli kişilerin, bu yorumları listelerin üst sıralarında gezen ve okuyana hiçbir şey kazandırmayan kitaplara yapmalarını tavsiye ediyorum. Zira Venedik'te Ölüm, derin duygular barındıran hayranlıkların zamanla hastalıklı ve ölümcül bir hal almasını okuyucuya unutamayacağı bir şekilde aktaran çok önemli bir eser..

Hayriye Gül 
 30 Oca 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Thomas Mann ile tanışma kitabım oldu Venedik'te Ölüm. Kitabı aldıktan sonra bitirme süremin en uzun olduğu kitap. Üç defa başladım ve hepsinde de yarım bıraktım, gitmedi, okuyamadım kitabı en iyisi ara vermek diye düşündüm; kitabı bitirmeye gayret etseydim Thomas Mann'ı bir daha okumaz, bu büyük yazardan mahrum kalırdım. Hani diyoruz ya '' her kitabın bir zamanı vardır'' bu kitapta zamanı olan kitaplardan.

Yeniden başlayınca eski bir arkadaşımı görmüş gibi oldum ve hemen hasret giderdim kendisiyle. Evet kitap akıcı değil, konu durağan, uzun ve anlamak için dikkat verilmesi gereken betimlemeler, nereye gittiğini sorguladığınız cümleler var, evet konu eleştiriye çok açık ve sarsıcı ama bunlar kitabı okumaya engel değil. Yazar anlatmak istediğini aşırıya kaçmadan, amacının dışına çıkmadan o kadar etkileyici anlatıyor ki, kitabın sonunda yazara hayranlığınız artıyor.

Tutkularımız ne kadar bizim kontrolümüzde ? Kontrol edemediğimiz tutkularımızın sonucu ne olur ? Güzellik -hele ki aklımızı baştan alacak kadar güzel olan- bizlere neler yaptırır ? Bu soruların cevabı için Venedik'te Ölüme bekleniyorsunuz. Keyifli okumalar.

Venedik'te Ölüm benzeri kitaplar

Black Jack 
02 Oca 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Aschenbach saygın bir yazardır. Venedik'e tatile gitmiştir. Fakat bir gün o ideal güzellik karşısında dehşete düşüp, tutkularının esiri olur. Yunan tanrıyla isimlendirdiği bir heykel bir sanat eseri diye tasvir ettiği bu güzellik onun hangi yollara sokacaktır. Tutkuları kendi sonunu mu getirecektir? Luchino Visconti tarafından sinemaya da aktarılan eseri mutlaka okuyun derim..

Nobel Edebiyat ödüllü yazarın okuduğum 4. ya da 5. Kitabı. Değişen Kafalar kitabını oldukça iyi bulduğumu hatırlıyorum. Yazar ölene kadar Nazi karşıtıydı. Hatta 2. Dünya savaşında irtica ettiği ABD'den kayıtlara aldığı Nazi karşıtı konuşmalarını İngiltere BBC üzerinden Almanya'da radyo frekansları aracılığıyla dinlenildiği bilinir. Yazarın Nazi karşıtı oluşu dışında Soğuk Savaş dönemine dair politik fikirlerinde pek netlik yoktur. Benim için de bu kadarı yeterlidir.

Bu romanın önemine gelirsek ki eğer; Dünya çağdaş edebiyatın önemli temsilcilerinden biri olan Alman asıllı yazar, bu kitabında ilk defa eşcinsel duyguları ve arzuları, insana dair böyle bir yönü işlemesiyle Edebiyat literatüründe farklı kategoriye konulur. Eşcinsellik 20.yy başlarına kadar bir sapkınlık, hastalık olarak nitelendirilirken 20.yy ortalarında bir hal insana dair bir durum olarak ele alınmaya başlar. Eşcinsellik 20.yy ait bir durum değildir Antik Yunan'da eşcinsel ilişkilerin yaşandığı bilinir. Özelikle ergenlik dönemine girmemiş küçük erkek çocuklarına yetişkin erkekler tarafından anal ilişki uygulandığı, spermleri ile bilgileri, erdemleri, yaşam bilgeliğinin geçtiğine inanılırdı amaç onları bekleyen yaşama hazırlamak. Edilgen ana kucağından çıkarıp etkin savaşçılar ve güçlü erkek kimliklerini sağlamak. Hatta yaslarla bu durumun devamlılığı sağlanmıştır. Çocuklar ergenliğe girdiği anda bu uygulama sona erirdi. Peki eşcinsellik( erkek eşcinselliği) sadece antik Yunan'da mı görülürdü? Hayır doğu kültürlerinde de mevcuttu. (İran) Tek fark; karı-koca ilişkisine benzer olmasıyla ayrışan bir yönü vardır. Aktif her daim aktif, pasif her daim pasif. Avrupa eşcinsel ilişkilerinde aktif ve pasifin net olmadığı durum gözlenir. Değişkenlik mevcut. Bu kitabında Thomas Mann'ın ele aldığı eşcinsellik; cinsel arzular( fiziksel istek dışında) farklı yönü ile belirginleşir. Belirli yaşın üstünde olan erkeklerin, genç erkeklerde gençlik, yitirmiş oldukları coşkuyu, yaşam enerjisini gibi daha psikolojik boyutunu da işlemiştir. Bu yüzden metafor niteliğinde de ele alınır sanatın farklı alanlarında . Bunu niye anlattım diye sorarsanız. Tabi ki uzun tutup, uzun inceleme okumak istemeyenleri incelememden uzak tutmak için şaka şaka kitapla ilgili bir yönünü gördüğüm için.

Roman kahramanı Aechenbach’ın Venedik'e bir seyahati ile başlayan roman ilerleyen sayfalarda sevgi, sanat, aşk, sanatçı, tutku, güzellik gibi kavramları sorgulamaya itmiştir okuru. Belirli bir yaşın üstünde olan Aechenbach vapurda karşılaştığı gençlerin arasında onlar gibi olmaya çalışan yaşlı adamı itici ve davranışlarını onur kırıcı ve küçümseyici duygularla yererken, Venedik'te otelde karşılaştığı erkek çocuğuna duyduğu ilgi ve her fırsatta onu takip etmesiyle benzeştirmiştir kendisini. Bence farklılaştıkları nokta birisi kaybetmiş olduğu gençliği, gençler arasında bulunup onlara öykünerek o duygulara geri dönme çabasının içine girerken, diğeri Aechenbach elinde olmayan dizginleyemediği varoluşsal güzelliğin, sanatçının gözüyle güzele duyduğu hayranlığı, tutkuyu, sanatçının iç dünyasında devinime yol açtığı etkiyi okurun görmesini istemiştir. İkisi de yaşlıdır, ikisinde de benzer duygular vardır. Fakat iki kişinin duygularının dışa vurumu farklıdır. Thomas Mann; sanat eserini belirli kurallar; ölçü, bilgiyle mi, entelektüel sıkıcı bir yönle mi? Yoksa o duyguları hareket geçiren daha ilkel, tutkuların peşinde ölçüsüz savruluş ile mi daha üretken ve yaratıcı olacağına dair okuru düşünmeye itmiştir. Mann, Tadzio ( ergen erkek çocuk) Yunan mitolojisinde ki Tanrılar'a benzetmiştir. Güzellik nedir? sorusuna _ güzel olanın sanatçı gözüyle algılanmasıdır. diyebileceğim bir cevap eklemeden de geçmeyeyim. Güzellik; güzel olanın, onun yansıması olmadan bir anlamı olmayacağı gibi, yansımasında ki derin duyguların aktarımı da sanat eserine dönüşen bir somutlama halidir diyebiliyorum. Güzelliği kim daha iyi ifade eder, tabi ki sanatsal bir bakış, O bakışın bazen büyük bir bohem keder, acı yaratacağı gibi, bazende coşkulu anlatımlara ya da melodilere dönüşebilir. Bazende o güzele sahip olamamanın ya da sadece onu arzulama duygusunun nesnelleştirdiği başka bir esere.. Biraz da Sanatçının yatkın olduğu anlamlandırma..Bazen de tutkulu bir saplantı. Ayrıca güzellik her daim sanatçıda olumlu etkilere yol açmamaktadır. Akılcıl yanı bir kenara bırakan Aechenbach gibi Kolera salgınını (Simgesel bir metafor ) güzeli bir gün daha görebilmek için ölümü seçendir de demek geçiyor içimden. Fakat Thomas Mann aynı fikirde değil. Okur mektuplarına yazdığı cevaplardan bunu çıkarabiliyorum. Sanatçının tutkularının esiri olamayacak kadar sorumluluk sahibi olması gerektiğine. O sınırı geçtiği andan itibaren, Koleradan ölen cesette dönüşecektir mesajını vermektedir okurlarına. Peki güzel ne yapıyordu Tadzio karakterin de ki gibi, Baştan çıkarıcılığının tadını çıkarıyordu :)

Konusu bakımından beni fazlasıyla saran bir eser. Roman kahramanlarının duygularına yönelik ve yazarın sorularına yönelik düşünmeme neden oldu. Kitap okurken zorlanmadım dersem yalan olur. Zaten yazar kolay bir yazar değil. Thomas Mann'ın Büyülü Dağ eserini okumayı çok istiyorum. Biliyorum zorlanacağım ama yine de istiyorum.

feylesof: 
 26 Mar 23:43 · Kitabı okudu

19. yüzyıl Alman romantizminin bahar mevsiminde polen koklayan alerji hastası bir burnu hapşırmaya tahrik edişi...
Oysa hikaye 1912'de yayımlanmış.
Dünya'nın durmadan öksürmeye başladığı, öfkeyle yumruğunu sıktığı zamanlar...
O yumruğun harekete geçmesi için küçük bahaneler aranacak iki yıl sonra.
*
Goethe'nin Genç Werther'in Acıları'ndan Thomas Mann'ın Yaşlı Aschenbach'ın Acılarına...
Zaten Can Yayınları baskısında önsöz olarak yazısı konulan Prof. Kasım Eğit'ten öğreniyoruz ki; meğer Mann, Goethe hakkında bir öykü olarak tasarlamış eseri ilkin... Eserin konusu da Goethe'nin ileri yaşta Marienbad kentinde yaşadığı bir aşk hikayesi olacakken konu genelleşmiş..
Hikayenin kahramanı Aschenbach ünlü bir yazar.
Ellisini geçkin..
Tatil için gittiği Venedik'te ergenliğe yeni girmiş bir oğlan çocuğunun güzelliğine vuruluyor.
Eşcinsel bir hayranlık Yunan tanrılarının kusursuz heykel güzelliklerine vurgunluk olarak felsefenin eleğinden süzülerek bir estetik havuzuna düşen yoğun sanatkar duyguları olarak karşımıza çıkıyor.
Şıp şıp şıp... müzikal bir ritim...
*
Çeviri büyük şair Necatigil'e ait.
Yer yer şiir dilinin tılsımlı kelimeleriyle heyecanlanıyoruz; ama birçok yerde anlaşılmaz, karışık, uzun, sıkıcı cümleler...
*
Güzelliğin biteviye sonsuzluğa akışı.
Deniz ve ölüm.
Ruhun şuh ve çapkın bakışı yani.
Aşk mı burada anlatılan?
Bir sanatçı sancısı mı?
Tartışılır.
Varlığımıza konan kaçamak bir öpücük.
*
Güzellikten fikir çıkarma ve fikrin güzelliğin önünde eğilişi (sf. 67) ve sonra ıslıklı bir fısıldama:
yersiz, saçma, ayıp, gülünç ama yine de kutsal, saygıya değer formül; seni seviyorum. (sf. 74)
*
Güzellik üzerine yazılmış bir methiye.
Öyle ya; kelimeler, maddi güzelliği ifade edemez, onlar güzelliği sadece övebilirler. (sf.73)
*
Bir söz daha: Aschenbach'ın ruhu düşüşün fuhşunu, kudurganlığını tadıyordu. (sf. 95)
*
Thomas Mann kendi zihnindeki bir heykelle seviştiriyor okuyucuyu.
*
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminden bir sahne:
Genç çocuğun elinden bir ceviz yuvarlanır aşık olduğu daha yetişkin kızın önüne gelir.
Kız cevizi gizlice göğsüne sokar.
Gece göğsünden çıkartır cevizi ve kırıp dünyanın en çıldırtıcı arzusuyla ağır ağır çiğner. Yavaş yavaş yer.
*
Ah Freud!
*
Saçı kırlaşmaya başlamış yaşlı yazar kendisini hayran eden bu genç vücut karşısında kendi vücudundan utanıyor. (sf. 96)
Biraz bakım...
Ve kozmetik ustasının kurnaz cevabı;
''Artık beyefendi çekinmeden aşık olabilir.''(sf. 97)
*
''Tanrısal olup da göze görünebilen tek şey güzellik.'' (sf. 99)
*
Göğsüne sakladığı cevizi usul usul bir kışkırtıcı arzuyla yiyor gibi Thomas Mann.
Edebiyat kalkanı.
Her şeyi meşrulaştırıyor mu ki edebiyat?
*
Kendine özgü akşam loşluğu gözlerin bakışlarıyla sendeleme.
Yıkılma.
*
Uçurum.
*
Yükseklik korkusu olanlar?
*
Zavallı Thomas Mann kendi ülkesinde yaşatmamışlar onu.
Kendi ülkesinin, Almanya'nın mağlup olacak olmasını kahredici bulmuş ikinci dünya harbinde.
Bundan daha dayanılmaz olarak ise kendi ülkesinin galip gelmesini düşünmüş.
Nazi faşizminin galip gelmesi. Dehşet verici!!
*
İsviçre'ye, Amerika'ya kaçmış.
*
Onun hayatında trajik çıkmazlar, korkunç ikilemlerle birlikte yaşamış.
*
Goethe eşcinsel miydi?

mehmet temiz 
 23 Mar 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Thomas Mann 'ın okuduğum ilk kitabı.5 gün önce okumama rağmen kitap hakkında bir şeyler yazmak için bir türlü hiç istek duymadım.sanırım,1929 yılı nobel ödülünü almış olan yazarın kitaplarını okumaya bu kitabıyla başlamak,benim için büyük talihsizlikti.kitap her yönüyle zor bir kitap.okuması zor,konusunu okuması daha da zor,inceleme yazılması ise en zor olan bir eser.bir defa çok uzun cümlelerle yazılmış,felsefi açıklamalar mevcut.hele ilk 20 sayfayı geçmek bayağı güç.sonra hikaye başlıyor ama toplumun hiç bir ferdinin kabul edemeyeceği düzeyde gelişiyor.bulunduğu yerde çalışmaktan sıkılan veya yorulan,yaşını başını almış bir erkek yazarın venedik'e tatile gelmesi,orada gördüğü bir erkek çocuğun güzelliği karşısında etkilenmesi ve sonrasında gelişen olaylar...vs..tabii aralarda bol bol felsefi içsel açıklamalar.Geçmişte, böyle bir kitap yazmış birine(kitap 1912 de yazılmış,ödül 1929 da verilmiş) neden Nobel ödülü versinler,bunda, benim anlamadığım başka bir durum var diye bu bir kaç gün düşündüm.ve en sonunda yazarın bize bu hikayesiyle büyük bir mesaj vermek istediği kanaatine vardım.bana göre kendi mesleğini,sanatını kötü yönde kullanmak suretiyle(erkek çocuğunun güzelliğine olan tutku şeklinde gösterilmiştir), cezbedici büyük menfaatler(para,mevkii..vs )elde edenlerin(kitapta anlatılan bu tür bir güzellikten alınan haz olarak gösterilmiştir),başına nelerin gelebileceği mesajı verilmek istenmiş olabilir diye düşünüyorum. tabiiki bu sadece basit bir okuyucu olarak benim düşüncem.bu kitap hakkında yorum yapmak hele hele benim gibi,edebiyat bilgisi fazla olmayanlara hiç düşmez.bunun bilincindeyim.buradan kimseye okuyun veya okumayın diye hiçbir şey söyleyemem.ama okumak isteyenlere,kitabı anlayabilmeleri veya çözebilmeleri için,sakin ve sessiz bir ortamda,sabırla ve yavaş olarak okumalarını tavsiye edebilirim ancak.

Fatoş Çetiner 
22 Şub 2017 · Kitabı okudu · 16 günde · Puan vermedi

Kitabın son çeyreğine kadar yazarın ne anlattığına dair kafa yordum. Bitmek tükenmek bilmeyen betimlemelerden ruhum daraldı. Ancak son çeyreğine başladığım an aklıma asla gelmeyen, konduramadığım bir yere vardık. Zaten oraya vardıktan sonra da karakterin kendini haklı çıkarmak üzere anlattığı Yunan Mitolojinden hikayelerle birlikteki düşüncelerini okumak hoşuma gitmedi. Benim gibi kitabı araştırmadan okuyanlar için o konunun ne olduğunu söylemek istemiyorum. Bilmeyenlerin okurken keşfetme hakkını elinden almak hoş olmaz. O yüzden o konu diyerek devam edeceğim. O konunun herhangi haklı bir tarafı olmaz ve zaten buraya varmadan önce bile uzun betimlemelerden dolayı kitabın bana göre olmadığına karar vermiştim. Kitaptaki sadece iki üç cümle dikkatimi çekti. Onun dışında benim için tamamen gereksiz bir kitaptı.

insan_okur 
 13 Eki 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Öykünün kahramanı yazar Gustav von Aschenbach'ın artık yoruldum diyerek başka bir yere gitmeliyim diye yola çıktığı ; orada romanın diğer kahramanı Polonyalı yakışıklı, güzel, harikulade bir çocuk olan Tadzio karşısında kayıtsız kalamayıp, tutku ile sonsuza gidişini görüyorsunuz. sanatçılığı, şairliği anlatıp betimlemelerle büyütmüş. Venediği yazarın anlatımıyla gözünüzün önüne getirecek kadar betimlemiş. yazarın dili çok anlaşılır değil. Cümleler uzun, yorucu ama akıcı ve anlamlı. Kesinlikle sakin kafayla okunmalı. Öykü dememeli bence harika bir roman tadı var. Thomas Mann'ın Büyülü Dağ'ı almak artık şart oldu. Zaten okunması gereken eserlerde. Tavsiye ediyorum tabiki. 103 sayfa elinizden kayıp gidecek...

Esra Koç 
05 May 19:51 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Nobel ödüllü yazarları tanıma, onları üne kavuşturan eserlerini okuma serüvenime; Thomas Mann-Venedik 'te Ölüm kitabını bitirdikten sonra (bu tarz zorlayıcı) ara vermem gerektiğini anladım. Kitapla ilgili yorum ve eleştiri yazılarını incelediğimde benim gibi dilini ağır bulan bir çok okur olsa da bu eseri okumayı kendi adıma zamansız buluyorum. Evet her kitabın bir zamanı ve o kitaba yetebilme durumu var.

Yine de edindiğim fikir ve izlenimlerimi yazmam gerekirse; eser aslında belirli bir olay örgüsüne sahip değil. Uzun öykü olarak nitelendirilen eserin ön sözünde yazarın bu kitabı aslında Goethe hakkında bir öykü olarak tasarladığı ancak sonrasında Goethe model alınarak yaratılan Gustav von Aschenbach karakteri üzerinden sanat ve sanatçı sorununun işlendiğini ifade ediliyor. Ana tema ise aşk ve ölüm olarak ön plana çıkarılmış.

Eserin ilk iki bölümü bir sanatçının; sanatçı kimliğini, sanat anlayışını, sanatın kökenlerine dair verilen yanıtları içermekte. Diğer bölümlerinde ise sanatçı Aschenbach 'in Venedik 'e yolculuğu, yolculuk sırasında çevresindeki karakterleri uzun uzadıya tasvirleri, hisleri ve fikirleri, Venedik 'e ulaştıktan sonra ise Polonyalı bir ailenin ergenlik çağındaki oğlu Tadzio 'ya duyduğu mitolojik öğelerle anlattığı aşkı yer alıyor.

Aschenbach yaşlılığında hissettiği bu duyguyu, tutkuya esir olmayı, Tadzio 'nun sanatsal güzelliğine duyduğu çekimi sürekli sorgulayarak ve çıkarım yaparak okuyucuyu da düşünmeye sevk ediyor. Kitapta yaşlı bir adamın genç bir çocuğa olan aşkı yadırgayıcı olsa da (pedofili olarak ele almak mümkün değil cinsellik adına hiçbir şeyden bahsedilmiyor) yazarın kullandığı ağır dil, cümleden kopmanızı sağlayan zorlayıcı tasvirleri, mitolojiye yapmış olduğu göndermeleri, insanın güzel olan her şeye yaradılış gereği eğilimine dair sorgulamaları bu konudan ister istemez uzaklaşıp ele aldığı her bir konuyu irdelemenizi sağlıyor.

Bir çok noktada okuyucuyu zorlayan da bu içi içe geçmiş,okuyucu düşünmeye sevk eden konuların aynı zamanda ağır bir dille ele alınmış olması.

Doğru zamanlama ve sakin bir kafayla okunulması ve üzerine düşünülmesi gereken bir kitap. Zor kitap sevenlere keyifli okumalar.

Emre Ö. 
18 Tem 2015 · 9/10 puan

Bir sanatçının gözünden güzelliğin tasviri.
Güzelliği merkez alarak Thomas Mann Sanat nedir? Sanatçı nedir? sorularına cevap aramak amacıyla yazılmış bir roman. Fakat bununla birlikte tasvirleri o kadar iyi ki kalemini mükemmeliğe ulaştırmış. Çok beğendim. Çok akışkan, polisiye roman tadında kitap değil.Durağan.Sade ve yalın.Fakat tasvirleri okurken Thomas Mann'a hayran kalacaksınız..
Şöyle mükemmel bir analiz de yapmış:

"Başka maksatlarla yapılsa korkaklık işareti diye kınanacak hareketler, ayaklara kapanmalar, yalvarmalar, yeminler, ricalar, niyazlar, kulluklar, kölelikler, bütün bunlar aşka bir aşağılama düşürmüyor, aksine bunlar yüzünden övgüler alıyordu."

3 /

Kitaptan 100 Alıntı

Çünkü sanat da bir savaş —insanı çabuk çürüğe çıkaran yıpratıcı bir savaş— değil miydi?

Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 81 - Can Yayınları)Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 81 - Can Yayınları)
insan_okur 
12 Eki 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İnsanlar bir sanat eserini niçin şöhrete eriştirdiklerini bilmezler. Sanat anlayışından yoksun, eserde bunca ilgiyi haklı gösterecek yüzlerce üstünlük bulduklarını düşünürler ama alkışın asıl nedeni, tartıya gelmeyen bir şeydir: yakınlık duygusu!

Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 23 - Can Yayınları)Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 23 - Can Yayınları)
Emre Ö. 
18 Tem 2015 · İnceledi · 9/10 puan

Çünkü insan insanı, hakkında bir yargıda bulunamadığı sürece sever, yüceltir; özlem, eksik tanımanın bir sonucudur.

Venedik'te Ölüm, Thomas MannVenedik'te Ölüm, Thomas Mann
fazi 
04 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Birbirleriyle sadece göz aşinası olan, her gün, hatta her saat karşılaştıkları, birbirlerini inceledikleri halde, adetlerin hükmüne ya da kendi kuruntularına tabi olarak ne selam ne konuşma, görünüşte kayıtsız bir yabancılığı devam ettirmek zorunda kalan insanlar arasındaki ilişkiden daha garip, daha nazik bir şey olur mu?"

Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Can Sanat Yayınları , E-kitap 1. Sürüm Ocak 2014)Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Can Sanat Yayınları , E-kitap 1. Sürüm Ocak 2014)
gökçe c. 
04 May 17:46 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Ah, Venedik! Şahane şehir! Hem tarihi hem de bugünkü şirinliğiyle aydınlar için dayanılmaz cazibesi vardır bu şehrin!"

Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 30)Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 30)
İlayda G. 
07 Haz 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Yalnızlık
Yalnızlık özgünlüğü, o cesurca ve yadırgatıcı güzelliği, şiiri yaratır. Yalnızlık aynı zamanda ters, orantısız ve saçma olanı, izin verilmeyeni de yaratır.

Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 40)Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 40)
Emre Ö. 
18 Tem 2015 · İnceledi · 9/10 puan

Kusursuz uğruna didinen, mükemmelde dinlenmeye can atar; hiçlikse mükemmelin bir biçimi değil midir?

Venedik'te Ölüm, Thomas MannVenedik'te Ölüm, Thomas Mann

Güzellik karşısında cesaretimizi kırıp havalardaki başımızı yere eğdiren, Tanrı'dır kuşkusuz...

Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 69)Venedik'te Ölüm, Thomas Mann (Sayfa 69)

Kitapla ilgili 1 Haber

Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” demiş Süreya’lardan Cemal. Okuduktan sonra kendi içinizde özümseyeceğiniz, arkadaşlarınızla kritiğini yapacağınız, altı çizili cümlelerinizi temize geçireceğiniz o kadar fazla kitap var ki. Bu galeriyle sizlere fiziksel anlamda biraz yardım etmiş olacağım. Üstelik bu galeriyi incelediğinizde ağzını yaya yaya ”Bu tuğla gibi kitapları nasıl okuyorsunuz?” diyen arkadaşların tezlerini de çürütmüş olacaksınız. İşte size dünyaca ünlü yazarların duyu belleklerinden süzüp gelen 10 muazzam kitap.