"Allah bütün akılları, sergilemiş ve yeniden dağıtmak istemiş de, bu tasavvuru güç sergide, uzun uzun uğraştıktan sonra bütün insanlar gene eski akıllarını bulup almışlar.
İmanları yitirmiş olanlardan korkmalıyız, acze kapılıp da Türk'ün dâvasını, hiçbir zaman Türk'e dost olmayanlara ve olmayacaklara devretmeye kalkışanlardan korkmalıyız.
İhtirasla ihaneti ayırmak her zaman için çok zor olmuştur. Ve çoğu zaman ihtirasların dâvalara yardımı mefkûrelerin ve mefkûrecilerin yardımı kadar müsbettir. Biz asıl ihanetlerden korkmalıyız.
Hiç üzülmüyor muydu? Utanmıyor muydu? Yüzlerce ve yüzyıllarca yıldır özgür, bağımsız kendi törelerine ve yasalarına göre yaşamış insanlar, köyler, kentler hiç mi aklına gelmiyordu?
Daha teklifin üzerinde düşünürken, üzülmek ne kelime? kor düşmüş gibi içi yanmıştı Yusufun. Yapacağı işe, en zavallısından en ünlü ve en değerlilerine kadar, gelmiş geçmiş bütün insanların ne isim vereceğini çok iyi biliyor ve buna "adam sende” diyemiyordu.
Aklına nereden esmişse esmiş, Selçuklunun, tıpkı bugünlere benzeyen son dönemini hatırlamıştı. Rükneddin'in veziri Muineddin Pervâne önce post dâvasına, sonra da can kaygısına kapıldı ve Moğollarla bir olup onları devletinin üzerine saldırttı. Sonunda devlet, bir süre için, o sefil, o minicik zamanları boyunca Muineddin'e kaldı. Ama bu arada Moğol barbarlığı köyler, kentler yaktı, ocaklar söndürdü, binlerce cana kıydı.