Yaşama karşı hep açlık duyan, iktidar isteği yüzünden neredeyse kafası karışmış insan, ancak yaşamın ötesinde kendine özgü dünyalar yaratarak, kendi yaratısının dünyasında mutluğu ve mutsuzluğu düşünülebilecek bütün korkunç sarsıntılarıyla yaşayarak kendi yaşamına bir anlam kazandırabilmiş, tutkularını doyurabilmiştir.
Bizler daha dünyaya doğru dürüst bakmayı öğrenmeden önce, gözümüze -her ülkede ayrı renklerde olmak üzere- gözlükler takılıyordu; dünyayı daha en baştan özgür ve insanca bir bakış açısından değil yalnızca ulusal yararların bakış açısından görelim diye.