“İnsanların ruh dünyası bir yanardağ gibi alev püskürtüyordu; duman ve zift! Ölüm korkusu gelmişti, insanlar çılgınca bir çabayla kendilerini para kazanmaya vermişlerdi. İlk yıllarda her şey parayla ölçülüyordu. Kırışık, eski, buruşuk banknotlar her şeyin kıstasıydı. Toplumsal hayat, aile içindeki duygular, insanların düşüncesi, hepsine yön veren paraydı. Ama para hırsı eskiye göre farklıydı: Para artık sadece bir amaç ya da değer ölçütü olarak algılanmıyor, bir uyuşturucu etkisi yapıyordu. Madde bağımlıları gibiydiler, kullandıkları miktarın artması için her şeye hazırdılar. Yalan söylüyorlardı, başkalarını aldatıyorlardı, cinayet işliyor, gerektiğinde de görmezden geliyorlardı. İnsanların beyinleri bu ortamı görmemelerini sağlayan bir toz bulutunun ardındaydı. Var olan toplumsal yapı her köşesinde ve her biriminde çatırtılar içindeydi. Bu çılgınlığın tüccarları, çılgınlığı daha da tırmandıran değerleri uluorta pazarlıyorlardı.”