Az önce Romeo ve Juliet okuyan bir kadın ve Dostoyevski okuyan bir erkeğin konuşmasına denk geldim. Erkek şöyle diyordu
Ne güzel demiş Dostoyevski…
Kadınların gözyaşlarına inanma.
Kadın ise Erkeklerde inanç, bağlılık, dürüstlük arama hepsi yalancı, kötü ve içten pazarlıklı diyordu.
Bir an durup düşündüm… aslında ikisi de aynı şeyi yapıyordu. Edebiyatı ya da fikirleri bir hakikat arayışı olarak değil, kendi yaşadıkları kırgınlıkları genelleştirmek için kullanmak.
Belki de en trajikomik tarafı şu
İnsan karşısındakini anlamaya çalışmak yerine kendi deneyimini "herkes böyledir” cümlesine dönüştürmeye daha yatkın. Böyle olunca da metinler bile bir aynaya dönüşüyor, okunan şey yazarın sözü değil, kişinin kendi yarası oluyor.