Aşk, bir başkasını kontrol etme ya da hayatını kendi korkularına göre şekillendirme hakkı vermez. Sevgi, sahip oldukça değil; vazgeçebildikçe olgunlaşır. Özgürlüğü elinden alınan her duygu, iyi niyetle başlasa bile zamanla zulme dönüşür. Çünkü baskı, sevgiyi güvene değil korkuya yaslar.
Gerçek bağ, iki insanın birbirini tutmasıyla değil; birbirine alan açmasıyla kurulur. Seven insan, sevdiğini eksiltmez, daraltmaz, hapsetmez. Aksine onun kendi kalabilmesine cesaret eder. Sevgi, “benim” demekle değil, “kendin ol” diyebilmekle anlam kazanır.
Sonuç olarak bu alıntı bize şunu öğretir:
Aşk, özgürlüğün düşmanı değil, onun en narin hâlidir. Özgür olmayan sevgi sadakat üretmez; sadece itaat ister. Ve itaatten doğan hiçbir bağ, gerçek aşk değildir.