Eylül

Eylül
@Eylul211
Seninle tanışmak kaderdi belki, Ama sana aşık olmak Kalbimin en güzel kararıydı… “İYİKİM”
38 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
Tepkisini ne şekilde vereceğimi bilmediğim bir ateş yaktılar içimde! İnsanın yüreği ayaza muhtaç olur mu hiç? Susmayı öğrendim sırf bu yüzden. Kendimi koymam gereken yeri bilmediğim zamanlarda yaparım bunu. Verdiğim tepki ne olursa olsun sonunda suçlu çıkacağımı bildiğimden susmayı seçiyorum artık. Haklıymışım, Haksızmışım peşine düşmüyorum. Bana bi heves arayıp üç beş dakika özgürce sesini duyma sevincini yaşatmayıp bir de üstüne öyle bir söz söyledi ki arabayı çekip direksiyonu yumruklaya yumruklaya ağladığımı ölsem unutmam. Haberi yok. Olmasın dedim sustum. Nasılsa haksız çıkarsın sen kendine et nasılsa hep kendine edersin bu kez de yap bilmesin dedim ama olmak istediği adama dönmesi için bir nedeni daha olsun anlatayım.. Demiş ya ne zaman mutlu olsam hayat kapımı çalar bir şeyler eksiltir benden diye. Birbirimize çok benzeriz derim hep. Bugünde birbirimize çok benziyoruz. Ne zaman ağız dolusu değilde yüreğimin dolusu gülsem o gün gözümden yaş eksilmez.. Ne zaman içime bir serçe konsa tam uçacakken kanadım kırılır. O yüzden onu çok ama cooook iyi anlıyorum bi kaç gündür.. Aylar önceydi yine uzun uzun yazıp damla damla gözyaşlarımı akıttığım bir gündü. Kimim ben? Neyinim senin diye sormuştum.. Yerim neresi benim, Kapının dışında olduğumu bilirim lakin bunca yaşanan şeylere rağmen bir sıfatım var mı benim? Bu kulak neler duygu, Neler işittim neler.. Ne çok uykusuz gecelerim oldu, Ne çok ağlaya ağlaya uyudum, Ne çok aç kaldım bir damla su içemez hallere geldim.
Reklam
Ne zaman biraz yüzüm gülse, hayat sanki alacağını tahsil etmeye gelir. Hep böyle olmuştur benim hikâyemde. Mutluluk bana uzun süre misafir kalmaz. Tam içime sindiğini sandığım anda, hayat kapımı çalar ve bir şeyler eksiltir benden. Eylül dün yüzüm çok güldü. Uykusuzluktan bitkin düşmüştüm. Birkaç saatlik uykuyla ayaktaydım ama buna rağmen mutluydum. Akşamında, artık sana sarılmayacağım dedi, Onun gözyaşı dökmesini ben pek sevemedim, Mutluluktan ağlamış olsa bile gözyaşlarını silerim. İçim dayanmıyor çünkü gözünde yaş görmeye, Hele sabaha kadar ağladığını düşünmek buna hiç dayanamıyorum. Defalarca rica ettiğim halde ne olur, küs uyumayalım artık, küs uyanmayalım şu sabahlara diye, dediğini yaptı, sarılmadan yattı. Sabah gelip sarıldı, Elleriyle kahve yaptı, Beş on dakika da olsa baş başa oturduk. Belki çok kısa bir zamandı ama bana yetmişti. İçim de dışım da mutlulukla dolmuştu. Yüzümden okunuyordu. Kendimi spor salonuna attım. Keyifle spor yaptım. Spor salonun işletmecisi, abi çok keyiflisin izledim valla sıkı spor yaptın dedi. Güldüm, aynen keyifliyim dedim. Üstüne bir fincanda o kahve ikram etti beş on dakika güldük.
“Bana uzun uzun sarıl bi sarıl olur mu kocaman ve uzun” dedi. Olur dedim ama sstım yüzümü. Noldu neden astın yüzünü diye sordu.. “Sarılamama ihtimalini düşündüm bi an.” dedim. “Sarılırız”dedi. Birine inanmak tam olarak tek bir kelimeden ibaret işte. O bana sarılamama ihtimalimize rağmen “sarılırız” dedi diye içimi doldurdum umutlarla.. Uzun uzun sarıl kocaman dedi ama ben bi kaç saniyeye bile razıydım. Ha şimdi ha birazdan diye diye gün bitti. Gözlerinin içine baktım uzun uzun anlar mı diye ama anlamasına gerek yoktu ki bilirim en az benim kadar beklediğini o anı,bıraksam oracıkta sarılırdı bilirim ama işte Eylül hanım insan dip dibeyken de böyle hasret kalmayala imtihan edilirmiş bu hayatta. Burun buruna da yüreğine düşermiş kor ateşte şifası yanındayken bir damla suyuna muhtaç kalırmış insan böyle sevince. Açsam kollarımı, Sarsam dört bir yanını, Doldursam gönlümce seni içime, Akıtsam neyim var neyim yok arınsam kokunda, Şifa bulsam nefesinde, Huzura ersem göğüs kafesinde dedim her gözlerine uzun uzun baktığımda. Oracıkta herkesin içinde Allah biliyor ya nasıl seviyorum ben bu adamı diyip içimdeki özlemle kocaman sarılmak istedim her gözüne baktığımda. Sarılamadık bugün.. Son ama kadar bekledim. Kapının dışına çıkıp giderken camına baktım dönüp dönüp gel sarılamadık küçücük sarılayım öyle git der gibi bakar mı umuduyla ardıma baka baka bıraktım onu orda. Kime neye kızıyorsam bi hırsla bastım geldim sonra. Saatlerdir düşünüyorum. Kimi suçlamam gerektiğini bulamıyorum. Söylesene Eylül; Sarılırız dedi de sarılamadık diye ona mı kızayım, Hadi bi fırsat buldum gel sarılalım diyemedim o fırsatı bulamadım diye kendime mi kızayım, Yazılan kadere mi isyan edeyim, Burnumun ucundayken,kokusu içime dolarken dokunmayı haram kılan ama sevgisini de yüreğime dolduran Rabbime mi
Sadece üç günlük ömrü olan bir kelebek, papatyaya aşık olur. Öleceğine saatler kala "Seni seviyorum" der, papatya ise sadece "Bende" diyebilir ve kelebek ölür. Sevdiğini vaktinde tam olarak söyleyemediği için üzüntüden hastalanan papatya, her bir yaprağını kopararak "seni seviyorum" der ve ölür. O günden sonra sevildiğinden emin olamayan herkes, papatyalara "Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye sormaya başlamıştır. Ben fallara pek inanmam, Hem papatyalarda bazen yalan söylerler. Sevmiyor çıksa bile, Yaprakları yeniden dizer, Seviyordan başlatırım hikâyeyi. İnsan sevince, sevilmek için değil sevmek için bahaneler arıyor. Bulurum bir yolunu.. 60 yıllık evliliği devam eden yaşlı çifte sormuşlar bir gün, Nasıl oluyor da 60 yıldır eşinize bu denli sevebiliyorsunuz, nasıl oluyor da böyle mutlu olabiliyorsunuz demişler. Gönlü güzel yaşlı amcam onu sevmek için her sabah yeni bir sebep buldum demiş.. Allah bilir ya kalmadı sanırım 60 yıl kadar ömrüm ama her gün yeni sebepler bulabilirim seni sevmek için ömrüm yettiğince.. Sen hayatıma geldiğin günden sonra değiştirdim tüm kaderimi, Her sabah seni yeniden sevmekle başlıyorum mesela. Ben vedalaşmaları hiç sevmem.. Otogarları, havalimanlarını, tren garlarını oldum olası sevmemişimdir. Hem gidene zordur, hemde kalana.. üniversite yıllarımda trenle gelip giderdim memlekete, öğrencilik işte üç beş kuruş cebe kalsın diye üç beş saat fazla yol çekerdim. Abim götürürdü genel de gara, On sekizli yaşlarımdan sonra arkadaş gibi büyüdük onunla. Bakma küçükken yanına almazdı ama sonradan arkadaş olduk ayrılmazdık pek. Şimdilerde bütün yakın arkadaşlarımla can ciğerlerdir.
Sana sımsıkı sarılmışlığım var benim… Kokunu ciğerlerime kadar çekmişliğim, teninin sıcaklığında huzuru bulmuşluğum var. Geceye sana sarılarak gözlerimi kapatıp, sabah uyandığımda seni hemen yanımda bulmuşluğum… Ceketlerimizin aynı askılıkta yan yana durduğu var hatırımda. Ayakkabılarımızın peş peşe dizildiği, saçlarının yüzüme ve ellerime karıştığı sabah var.. Kokunun her köşeye sinmişliği, benim kokumun da seninkine karıştığı zaman var. Aynı kahvaltı sofrasında oturduk biz. Aynı akşam yemeği masasında birbirimizin gözlerine baktık. Aynı insanlara selam verip aynı odanın havasını soluduk. Aynı aynanın karşısında güne hazırlandık, Şimdi söyle bana, ben seni nasıl özlemeyeyim? Eee sabahları kokun dolar burnuma, Gözün değer gözüme, Elin yüzündeki resimlerine muhakkak bakarım gün içinde, Gülersin böyle içten içten gözüme gözüme, Sarar her gün her yanımı sevgin, Ömrümmmm der baharı bırakırsın göğsümün içine, Söylesene ben seni nasıl özlemeyeyim? Papatyam… Çiçekler kadar saf, onlar kadar zarif, onlar kadar güzel kokan sevgilim… Özlemek bir insanın yokluğunu hissetmek değil, onunla yaşanmış her anın tekrar tekrar zihninde canlanmasıymış. Ben seni her gün biraz daha fazla özler oldum. Bir kahvaltı masasını, bir askılığı, bir yastığı, bir kokuyu özler gibi değil de, hayatımın en güzel gününü özler gibi özlüyorum.
Reklam