Eyzım

Eyzım
@Eyzim
Sevgiden Doğan “Nefret”
Sevgiyle nefret arasında çok ince bir çizginin olduğunu fark ettim… Onu bu kadar çok severken nasıl bir o kadar da nefret edebilirim. Onu başkasının görmesine, başkasının bilmesine nasıl müsaade edebilirim. Oysa onun hayatı bana göre benim onu görmemle başlamıştı. Benden önce onu kimse görmemiş kimse benim gibi sevememişti. Bir başkasının onu benim gibi sevebilecek olması… bu düşünce beni paramparça ediyor. Elimde olsa onu ve beni kimsenin görmediği ve kimsenin kimseyi bilmediği bir yere götürür, saklar, izole bir şekilde yaşardım. Ama ben benim olmayan birisi adına nasıl karar verebilirim. İşin en acı veren tarafı; sen, hiç bir zaman benim olmayacaksın, aynı şekilde bende senin olamayacağım. Ama şunu bilki senin sana ait olduğunu bilmediğin her bir hareketini her bir davranışını çok seviyorum. Elimde olsa bir pamuğa sarar ve sonsuza kadar saklarım. Başka bir hayatta sana sımsıkı sarılacağım güne kadar hoşçakal benim inci tanem…
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Aşk nedir? Herhalde bu soru, insanoğlu var olduğundan beri sorulan ve dünyadaki insan sayısı kadar farklı cevabı olan bir sorudur. Ben de bu soruyu kendime yönelttim: “Eyzım, sence aşk nedir?” Bunu tanımlayabilmem için önce aşkın bana neler hissettirdiğini bilmem lazım. Bence aşk, karşılıksız olandır. Aşk; acı, keder ve üzüntüdür. Bu söylediklerim deneyime mi dayanıyor, bilmiyorum ama bence aşkın içinde mutluluk aramak ve bulmak bana pek mantıklı gelmiyor. En azından benim aşk tanımımla uyuşmuyor. Aşk, mantıksızdır. Mantığını devre dışı bırakmaktır. Aşk, ruhunun başka bir ruha görünmez zincirlerle bağlanışıdır. Aşk ızdıraptır. Aşk, kıyamamaktır. Günün her saati onu düşünmektir. Kendini onunla birlikte daha da çok sevmektir. Bu söylediklerim kulağa kolay ve hoş gelmeyebilir. Değildir de zaten. Çünkü aşk, yürek ister. Bu yükü her yürek de kolay kolay taşıyamaz. “Her nefis ölümü tadacaktır.” ayetinden yola çıkarak, “Her nefis aşkı da tatmalıdır.” diyorum. Çünkü sonsuz olmayan bir dünyada, birine karşı sonsuz duygular beslemek, herkese nasip olacak bir şey değildir.
Duygu ve Düşünce
Hayatı bir otobüse benzetiyorum. Zaman zaman farklı duraklarda duruyoruz. Orada belli bir süre geçirip otobüsün gelmesini bekliyoruz. Bekleme esnasında hayatımıza bazı insanlar dâhil oluyor. Kimileri sadece figüran, kimileriyse yardımcı oyuncu. Peki, diyorum kendime sen bu hikâyenin nesisin? Başrolü mü? Sanmam. İşin acısı ben, hikâyemdeki rolümü bile bilmiyorum. Daha sonra otobüsüm geliyor ve başka bir durağa girmek için oradan ayrılıyorum. Otobüs beni nereye götürürse ben oraya gidiyorum. Ta ki son durağa kadar. Son durağa geldiğimde artık gidecek bir yolumun kalmadığının farkına varıyorum. Üzerime bir toprak atıyorlar. Gözlerimi bir daha hiç açmamak üzere kapatıyorum. Sonsuzluğun içinde kaybolup gidiyorum.
Duygu ve Düşünce