Peki bu yeni kültürün koruyucusu neden özellikle Athena'dır, neden zeytinyağı ve zeytincilik, doğrudan doğruya göğün yüzeyinden doğan ışık tanrıçasının kültüyle bu kadar yoğun ve çok yönlü bir ilişki içindedir? Suidas'a göre bunun nedeni, zeytinyağının aydınlatmaya yarıyor, zeytin ağacının ise ateşi besliyor olmasıdır; ("Athena heykeli: Onu... zeytin ağacıyla temsil ediyorlar, çünkü bu ağaç, saflığın doruğundadır: Meşalenin de malzemesi değil midir zaten?) - bu noktada zeytinyağının, aydınlatma amacıyla kullanılmasının zaman dizini içinde ikinci sırada, besin maddesi olarak da üçüncü sırada geldiği kendiliğinden anlaşılır.
Eski Ahit'in bütün bölümlerinde zeytinyağının genel bir kullanım alanına sahip olduğunu görürüz: Yemeklerde, kurban törenlerinde, yakmak için lambalarda, saçın parlatılmasında ve bütün vücudun ovulmasında vs. Asya'nın içlerine doğru bu kültürün izleri kaybolur, çünkü zeytin ağacı denizi ve kalkerli toprağı sever, nitekim Mısır bile zeytinyağı üretememiştir. Anadolu'nun Ege kıyılarında, adalarda ve bizzat Yunanistan'da, Homeros'un şiirlerinde de sıkça bahsedildiği gibi, bol miktarda yabani zeytin ağacı yetişirdi. Kışın yapraklarını dökmeyen zeytin ağacı, çok uzun ömürlü olması, yok edilmesi olanaksız yaşam gücü ve güzel bir parlaklığa sahip sert odunu sayesinde, halkın ve epik destanın dikkatini celbetmiştir
Eski Ahit zamanında Filistin'de olduğu kadar, bugünkü Yunanistan ve İtalya'da da, yabaninciri ağaçları, ressamın fırçasından çıkmışçasına eski duvar yarıklarından fışkırır, kalıntılar ve kayalıklar üzerinde yetişir; odunu ise inutile lignum'dur [ işe yaramaz bir odun], yani yaşken süngerimsi, kolay kırılan ve eğrilen bir odundur (Aristophanes'te [ya da daha ziyade Theokritos'ta] sykinos anér [incir (odunu) gibi, işe yaramaz herif] benzeri ifadeler buradan gelir); iyice kuruduktan sonra da, meşe odunu kadar sert olur ve asla kırılmaz.
Bugünkü bağcılığı antik dönemdeki bağcılıkla kıyasladığımızda, üzüm kültürünün de bir bakıma tarihin genel seyrinden nasibini aldığını, yani doğduğu ülkelerde yozlaştığını, buna karşılık, bu kültürü çok sonra edinmiş bölgelerde gelişiminin son evresine ulaştığını görürüz. Bağcılığın beşiği Ön Asya, Müslüman halklar tarafından istila edildiğinde, fatihlerin tatmasını şeriatın yasakladığı bir ürün de yetiştirilemezdi artık. Arap egemenliğinin hüküm sürdüğü bütün ülkelerde, Kuzey Afrika'da, Sicilya'da, İspanya'da, bağcılık gerilemiştir, çünkü, yakıp kavurucu içki kültünden ziyade, Sami kanaatkârlığıyla suya ve serin gölgelere rağbet eden hükümdarlar bağcılığa izin vermemiştir.