" Her yeni güne başlarken, kendine şunu anımsat: Bugün yine, meraklı, nankör, kendini beğenmiş, hilekâr, kıskanç ve bencil bir sürü insan çıkacak karşıma. Onları bu duruma getiren, iyi ile kötüyü ayırt edemeyecek kadar cahil olmalarıdır. Ama iyinin doğasının ve onun ne kadar güzel olduğunun, kötünün ve onun ne kadar çirkin olduğunun bilincinde olan ben,kötülüğün kaynağı olan insanın içsel doğasıyla benim doğamın aslında aynı olduğunu biliyorum... Öyleyse, alçaltıcı olan bir şeyi kimse bana zorla kabul ettiremeyeceğine göre, bu insanların da hiçbirinin bana zararı dokunamaz."
Marcus Aurelius
Etrafımızdaki insanların, kendi içimizdeki düşüncelerin ve duyguların zamanımızı çaldığı fikri ile yüzleşmek ve sadece durakladığımız için zamanın boşa aktığı gerçeği nasıl yönetilebilir?
Epiktetos'a göre, başkasına bağlı olan şeyleri kendi küçük irademizle zorlayarak değiştirebileceğimizi sanıyorsak, her an ve her adımda engellerle karşılaşacak, kırılacak, üzülecek ve sürekli şikayet edeceğiz. İlgi ve dikkatimizi kendi elimizdeki iç imkanlara yönelttiğimiz zaman kimsenin müdahale edemeyeceği bir alan açacağız.
Yaşamımızı, mutluluğumuzu kişilere ve olaylara bağlamak bütün dikkat ve ilgimizi bu insanlara ve şartlara göstermek, acının kaynağı haline gelebilir mi? Olayların senin istediğin gibi olmasını beklemek, patronunun, eşinin, çocuğunun senin istediğin gibi davranmasını ummak...