Ölüm dostlarım ölüm.
O ne heybetli şey!
O ne müthiş, o ne korkutucu şey.
Ve kimisi için de ne büyük ne sevindirici şey.
Ölüm dostlarım ölüm.
Ne büyük hakîkât.
Belki bir sabah erken, ve ya bir kuşluk vakti.
Belki de bir öğle vakti, ya da bir ikindi zamanı.
Belki bir akşam üstü, belki de bir yatsı vakti.
Belki de bir gece yarısı ansızın gelen o şey...
Hîç beklenmedik bir an da beliren ölüm meleği ( Azrâil), daha önce hîç benzerine rastlayamadığımız o sîmâ.
Kimi peygamberin dahi heybetinden korktuğu yüz.
Kim bilir nasıl bir şekil ile gelir bize.
Kim bilir nasıl bir ifâde ile...
Ömrümüzü kendisini memnun etmek için harcadığımız yârimiz, eşimiz.
Onlar daha râhat yaşasın diye gece mesai yaptığımız evlâdlarımız.
Sabaha dek baş ucumuzda bekleyen Annemiz.
Evlâdım diye kıvanç duyan Babamız dahi bizi kendisine teslîm ederken, çâresiz izlemekten başka birşey yapmadığı o an...
Ne büyük!
Ne korkutucu!
Ne büyük Hakîkât.