“İçindeki son küçük melek de sessizce can vermişti.
Ne yalnızlığın ağırlığını biliyordu henüz, ne de pişmanlığın insanın içine nasıl çöktüğünü… Ama yine de son darbeyi vurmuştu, geri dönüşü olmayan bir karanlığa doğru.
Hayat, ona acımasızlığını henüz tam göstermemişti; ama çok yakında, en sert yüzüyle karşısına çıkacaktı.
^YAFSİ^ ise uzaktan bakıyordu… Güzel insanların, kendi elleriyle kendilerini bu kadar hoyratça yok etmelerine akıl erdiremiyordu. Bir kez daha hayatın soğuk gerçeğiyle yüzleşti. İçinden, neredeyse bir fısıltı gibi şu sözler döküldü:
‘Hayat… insanı yaşatan en güzel anıların bile celladıymış.’”