Bir mayıs daha gitti ömürden,
Evvela portakal çiçekleri çaldı aklımı,
Sonra hanımeli kokuları.
Varmış gibi aceleleri,
Bahar rüzgarına kapılıp gittiler.
Tutamadım zamanı.
Çözer belki haziran sıcağı,
Aramızdaki ince ayazı.
Yarın meçhul, yaşamak ne yazık ki hala güzel,
Bari iğdeler açmadan gel..
Haziranın sıcağı o ince ayazı çözer mi bilinmez ama, bu dizeleri okuyup da portakal çiçeklerinin ve hanımelinin kokusunu almamak imkansız. Eksik olan şey neyse, bu edebi derinliğin karşısında çok fazla direnemez gibi.
Saib-i Tebrizi’nin Kabil için kurduğu o muazzam cümleleri, böyle duru bir gün batımında ve bir fincan kahvenin eşliğinde görmek... Bin muhteşem güneşin ışıltısı, bazen sadece doğru bir ruhun paylaştığı tek bir kareye bile sığabiliyormuş. Çok zarif bir dokunuş.. 👏