DIPNOT: BULMA SANATI
(Hazal Kebabci)
Bi dergiden anlatı...
Aynı değil hiçbir şey. Sabah kahvaltıları aynı değil, yürüyüşler aynı değil, filmler aynı değil, tatiller aynı değil, şaraplar aynı değil, akşam yemekleri aynı değil, uykular aynı değil. Bir şeyleri yarım yapıyormuş hissi, bir şeylerin tamamlanamayışı, işte tam da şurada, göğsümde koca bir yığın. Kimse aramıyor, bulmaya da yok telaşımız, bulsak da bunuyoruz ayrıca. Geçiyor zaman, değişiyor musun? Öfken hálá galip mi geliyor sana? Ya da öfke dediğimiz o kendini gerçekleştirmeye karşı büyük direnç aslında kazanması mümkün olmayan bir savaş mıydı? Sanmıyorum. İnsanlar değişmez. Hayatlarına atılan rötuşlarla daha iyi bir versiyon olmaya çalışırlar sadece. Evet, sana diyorum, her kimsen işte.
Bugün kendimde bulamadığım sıcaklığın, inancın ve umudun nereden geldiğini anımsamadığım zamanımın o tuhaf, buruk, acımtırak hissi var kalbimde. Hiç kimseyle değil derdim. Kendimden biraz kaçıp uzaklaşabilseydim belki her şey daha iyi olurdu ama kaçanı kovalamak benim
huyumdur ve ben en çok kendimden kaçıyorum. Aniden gelen gitme isteğim, kalmaya karşı arzum, savaşmaya olan tutkum, fevriliklerim, derin çukurlarım; hepsi bir araya gelince dayanılmaz bir ben yaratıyor işte. Ama buna en alışkın kişi de benim. Ve sebebi de yok değil bu hislerin. Başkalarının beni yok saydığı günler için, bazı günler ben de kendimi yok sayıyor gibiyim. Alışkanlık olsa gerek.
İnsan ne de olsa bunların en sonunda, kendi en iyi gelecek olanı değil; kendine en çok benzeyeni bulur, seçer, hissettiğini düşünür. Belki de bir ayna, bazen bir pencereden çok daha iyidir. İnsan bazen karşısında duran zihni, bedeni öylesine sömürebilmek ve bilebilmek ister ki tüm normlarını unutur. Kimliği, rutini, yasaklıları, istekleri bir su buharı gibi yükselir, eninde