Şimdi artık hiçbir şey, eski canlılığında, eski haliyle görünmüyordu bana. Bu geniş, aydınlık pencereler, bu güzel güneş, bu taptaze gökyüzü, şu neşeli çiçek, hepsi de kefen rengine, soluk bir beyaza bürünmüştü.
İşte o anda, hücremin yüksek ve dar penceresinden yan koridorun tavanına doğru, Tanrı'nın bana hayal meyal görmeyi bile nasip ettiği sarı bir ışığın yansıdığını gördüm; bir hapishane karanlığına gözleri alışmış herkesin anında tanıyabileceği bir şeydi bu: güneş. Ben güneşi çok severim.