Ölüm insanın gözünden perdeyi, kulağından sağırlığı,kalbinden ağırlığı kaldırır ve insanın aklı başına gelir.Her ölen bu farkındalık,bu basiret, bu nedamet ile can verir. Ölüm geldiğinde her zalim, her cani, her hain, her mücrim yaşadığı hayata lanet edip bin pişman olur,tövbe eder, etmek ister ama dünyada iken her türlü günahı örten, örtebilen tövbe, ecel geldiğinde bir işe yaramaz. Allah katında makbul olmaz.Çünkü "Allah'ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder. Allah her şeyi bilendir. hikmet sahibidir. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çattığında 'Ben şimdi tövbe ettim' diyenlerle kafir olarak ölenler için kabul edilecek tövbe yoktur.
Hiçbir peygamber "iş olacağına varır" veya "Allah'ın dediği olur" diyerek, yapmak istediği işler için yapılması gereken sebepleri terk etmedi. Aksine bize şunu öğrettiler: İnsan iradesine bağlı her işte Allah'ın dilemesi insanın tercihine bağlıdır.
"Gerçek iman, sadece kalpteki bir duygu değil, aynı zamanda eylemlerimize yansıyan bir yaşam biçimidir. Allah'ın rahmetine güvenmek,pasif bir bekleyiş içinde olmak değil; aksine bu güvenle daha fazla çaba göstermek, daha fazla üretmek ve daha fazla mücadele etmek demektir."
Açlık, yoksulluk, fakirlik ve ekonomik kriz kader değildir.Nerede fakirlik, tembellik ve cehalet varsa orada bunlar vardır.Bunlar var olduğu müddetçe onlar da olacaktır.