Ya da belki Proust’un bizi ikna etmek istediği üzere, bu bir tür bilme arzusu içten içe daha maksatlı ve kötücüldür; başkası hakkında farkında olmadan bilmek istediğimiz şey, bizi ona duyduğumuz arzudan kurtaracak olan şeydir.
Hayatımızda neyin eksik olduğunu bilemeyebiliriz ama bir şeyin eksik, noksan, erişilmez olması deneyimini biliriz. Ne olduğunu her zaman bilemesek de kavrayamadığımız bir şey olduğunu biliriz. Ama o şey ne olursa olsun tercihimiz onu kavramak yönündedir.
Psikanalizin ortaya koyduğu fazlasıyla yerleşik ve tutarlı insan doğası tablosunda görünen odur ki, kim olduğumuz her daim ziyadesiyle gözümüzü korkutur.
Bir nesnenin yokluğunu hissetmek için onun varlığı gerekli gibidir. O gelmeden önce de bir tür hasret duyuyor olabilirsiniz, ama yokluğunun yarattığı hüsranı tüm gücüyle hissetmek için önce onunla tanışmanız gerekir.