Anlayamadım bu işte bir iş olduğunu,
Geç de olsa anladım her şeye geç kaldığımı. Biliyorum niye yalnız kaldığımı,
Fark ettim şimdi yaşarken öldüğümü,
Yazmam artık bir daha sildiğimi.
Tutsan elimi, hiç bırakmasan...
Unuttursan yalnızlığımın o sessiz gürültüsünü... Gelsen, çıkarsan beni bu dipsiz kuyudan... Çehrenin güzelliğine bakıp da dalsam,
Ellerin, ellerimi hiç bırakmasa...
Bulanık akan yağmur seliyim.
Sevgili ölüler, çağırın, yanınıza geleyim. Yaşayamamaktan yoruldum,
Biraz dinleneyim.
Ne huzurum kaldı ne de umudum...
Ruhum daraldı, rencide oldu gururum.
Sanırım çare kalmadı, ölüm tek yolum.
Öleyim biraz, dinleneyim.
Erciyes gibi dumanlı başım,
Deli Fırat gibi doldu taştı yaşım.
Ben böyleyim, bir benim içim, dışım.
Sen anlamazsan el anlar mı beni?
Derdim dağlar gibi büyüktür,
Sorunlarım sıra sıra, bölük bölüktür.
Bu can, bu bedene vallahi yüktür,
Taşıyamaz oldu, öleyim de sal beni.
Gül verirken bile batırdınız dikeni,
Görmedim mertçe kurşun sıkanı,
Merak etmediniz bu mahsulü ekeni,
Emeğim boşa gitti, savurdu yel beni.
Dağlara haykırsam dağ duyar sesimi...
Ağlarken ağaç yaprağı savruldu, sildi yaşımı,
Sokakta köpek gördüm, yasladım başımı,
Anlamadı bir tane kul beni...